“Otokrat yönetimler iktidarı kaybettiklerinde endişe ederler”
Ufuk Turu'nda Ahmet İnsel, İsrail seçimlerinin ardından yaşanan koalisyon krizini, Bulgaristan’daki cumhurbaşkanlığı seçimlerini, Sırbistan’da derinleşen siyasi ve ekonomik krizi, Arnavutluk’ta yükselen öğrenci hareketini ve ABD ara seçimleri öncesindeki gelişmeleri değerlendiriyor.
Ömer Madra: Günaydın Ahmet, merhabalar!
Ahmet İnsel: Günaydın!
Özdeş Özbay: Günaydın!
A.İ.: Günaydın!
Ö.M.: Yine karanlık bulutların hâkim olduğu bir Ufuk Turu bekliyor bizi herhalde. İsrail seçimleriyle mi başlayalım?
A.İ.: Evet, İsrail’deki seçim sonuçlarını geçen hafta siz verdiniz, sadece hatırlatalım. Seçimlerde Netanyahu etrafında oluşan milliyetçi, Siyonist ve aşırı dinci koalisyon 53 milletvekili çıkardı. İsrail parlamentosu Knesset 120 milletvekilinden oluşuyor. Dolayısıyla çoğunluk için 61 milletvekiline ihtiyaç var.
Netanyahu’ya karşı oluşan, İsrail’deki Siyonist demokratlar ve bağımsızlardan oluşan, eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot’un liderliğindeki koalisyon ise 48 milletvekilinde kaldı. Buna karşılık iki Arap partisi büyük bir başarı elde ederek toplam 19 milletvekili çıkardı. Bunlardan biri yalnızca İslamcı değil, laik bir Arap partisi ve içinde İsrailli Yahudiler de yer alıyor.
Dolayısıyla kâğıt üzerinde bakıldığında, Eisenkot’un etrafındaki Netanyahu karşıtı koalisyonun bu 19 milletvekilinin desteğini alması durumunda rahatlıkla hükümet kuracak çoğunluğa sahip olması gerekiyor. Ancak koalisyon ortaklarından bazıları, özellikle Netanyahu döneminde Savunma Bakanlığı yapmış olan Avigdor Lieberman’ın İsrail Beytenu Partisi, Arap partilerinin desteğini hiçbir şekilde kabul etmeyeceğini ve böyle bir hükümette yer almayacağını ilan etti.
Lieberman’ın yedi milletvekili var. Son birkaç gündür Eisenkot ve çevresinin telefonlarına çıkmadığı haberleri geliyor. Dolayısıyla Lieberman Netanyahu safına geçerse Netanyahu 60 milletvekiline ulaşacak.
Yalnız İsrail’de birkaç ay boyunca her gün farklı bir strateji değişikliğiyle karşılaşacağız. Bir taraftan Lieberman, Eisenkot’u desteklemeyeceğini ilan ederken diğer taraftan cumhurbaşkanlığı makamını talep ediyor. Söyledikleri sanki “Beni cumhurbaşkanı seçerseniz sizi desteklerim” anlamına geliyor.
Diğer taraftan Ramallah’taki Filistin Yönetimi’nin İsrail seçimlerine müdahale ettiğini, sonuçları etkilediğini ve Arap partilerinin büyük başarı kazanmasında önemli bir rol oynadığını, dolayısıyla bunun bir dış müdahale olduğunu iddia etmeye başladı. Biliyorsunuz, Netanyahu da bu dış müdahale iddiasını Türkiye’ye kadar uzatmış, Arap partilerinin başarısında Türkiye’nin etkili olduğunu öne sürmüştü.
Öte yandan, The Times of Israel gazetesinde dün yayımlanan bir habere göre, Lieberman, Netanyahu’nun yöneteceği bir hükümette hiçbir şekilde yer almayacağını da söylüyor. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde, hatta haftalarda sürekli değişen ittifak ihtimalleriyle karşı karşıya kalacağız.
Arap partilerinin büyük başarısı seçime katılımın artmasıyla gerçekleşti. Bugüne kadar İsrailli Araplar, Filistinliler seçimlere diğer İsraillilerden daha düşük oranda katılırken bu kez çok daha yüksek bir katılım gösterdiler. Biliyorsunuz, İsrail’de seçime katılım oranı %70’i geçti.
Ö.Ö.: %80 deniyor.
A.İ.: Evet, %80’e yaklaşıyor. Bu katılım sayesinde 19 milletvekiline sahip oldular. Bu çok büyük bir başarı gibi görünüyor ama diğer taraftan unutmayalım ki İsrail nüfusunun %20’sini Filistinli Araplar oluşturuyor. Dolayısıyla 120 milletvekilinden oluşan bir parlamentoda 19 milletvekili çıkarmak, nüfus oranına bakıldığında aslında bu oranın altında kalıyor. Yani çok büyük, istisnai bir durum yok. Sadece seçime çok ciddi bir katılım sağlanmış olması söz konusu.
Netanyahu’nun söylediği söz de son derece vahim: “Araplar seçimimizi çaldı” dedi.
Ö.Ö.: Kendi vatandaşları için kastediyor.
A.İ.: Aynen, bu nasıl bir çalmaktır anlamıyorum ama korkunç bir şey.
Ö.Ö.: “Sandık terörizmi” kavramı da artık kullanılıyor. Seçim sabahı sandıklarda uzun kuyruklar oluşunca Netanyahu bunu paylaşmıştı. Böyle bir tehdit! “Sandığa gidiyorlar, koşun!”
A.İ.: Netanyahu ve çevresinin izlediği yön dehşet verici. Gazze’deki soykırımsal müdahalenin ve Batı Şeria’da faşist yerleşimcilerin sürdürdüğü şiddet politikasının koruyucusu, destekleyicisi ve örgütleyicisi olmasının yanı sıra kendi vatandaşlarına karşı da korkunç bir ayrımcılık uyguluyor. Holokost’un mağduru olma deneyimi üzerinden şekillenen bir ideolojinin böylesine baskıcı bir devlet terörü politikası uygulamaya yönelmesi gerçekten düşündürücü.
Ö.M.: Evet, senin bahsettiğin şiddetin en önemli özelliklerinden biri de insanların ana geçim kaynağı olan zeytin ağaçlarını yakarak, keserek, yok ederek devam etmesi. Kelimelerin tükendiği noktadayız.
A.İ.: Evet, maalesef öyle. İsrail’i önümüzdeki haftalarda izlemeye devam edeceğiz. Biliyorsunuz, 89 gün içinde hükümet kurulmazsa yeniden seçime gitmek zorunda kalacaklar. Bu arada Netanyahu, yeni hükümet kurulana kadar başbakanlık görevini sürdürüyor.
Ö.M.: Evet.
Ö.Ö.: Memnun durumda yani?
A.İ.: Tabii tek başına çoğunluğu elde etmiş olsaydı çok daha memnun olurdu ama şu anda hâlâ durumu idare ediyor. Yeniden seçim kararı alınırsa tarih belirlenecek, seçimler yapılacak ve sonuçlar açıklanacak. Bu da seçimlerin tekrarlanması durumunda her hâlükârda 6-7 ay daha başbakan olarak kalması demek.
Ö.Ö.: Filistinli partilerle muhalefetin yan yana gelmesi çok zor bir seçenek olarak görülüyor, değil mi?
A.İ.: Evet, çok zor.
Ö.Ö.: Bu, İsrail’de daha önce de yaşanan bir durumdu zaten. Ancak son olarak The Guardian gazetesinde, Arap partilerinden biri olan Ra’am Partisi’nin, ortak Arap listesinin Netanyahu karşıtı hükümete dışarıdan...
A.İ.: Öyle olacak zaten.
Ö.Ö.: Eğer destek verirse koalisyona katılarak değil, dışarıdan azınlık hükümetine destek vererek.
A.İ.: Lieberman bunu reddediyor. Lieberman’ın reddetmesi durumunda Eisenkot’un koalisyonu 41 milletvekiline düşüyor. Buna 19 milletvekilini de eklersek ancak 60’a ulaşıyor. O durumda 61’e bir milletvekili kalıyor ve iki taraf başa baş oluyor.
Ö.Ö.: Bu arada Tel Aviv’de hafta sonu birkaç bin kişinin katıldığı, Filistinli partilerle muhalefetin koalisyon kurmasını talep eden bir gösteri düzenlendi. Yanlış hatırlamıyorsam İsrail’de ilk kez böyle bir gösteri yapılmış olabilir.
A.İ.: Evet, çünkü Eisenkot’un koalisyonu içinde 10 milletvekiline sahip Demokrat Parti var. Bu zaten hem İsrailli Yahudilerin, hem de İsrailli Arapların yer aldığı karma bir parti.
Ö.Ö.: Bir de Standing Together adıyla bildiğimiz bir oluşum var. Bu bir siyasi parti değil, birlikte yaşamı savunan savaş karşıtı bir hareket. Zaten söz konusu eylem de onların öncülüğünde gerçekleştirildi.
A.İ.: Sorun şu ki bunu savunanlar var ama bu kesim toplumun yüzde 15’ini geçmiyor.
Ö.Ö.: %15 iyiymiş!
A.İ.: Ama gerisi %85.
Ö.Ö.: Çünkü bir yandan o kadar bile olmadığı söyleniyor.
A.İ.: Var, o kadar var. Arapları, Filistinlileri de katarsak aslında daha da fazla. Geri kalan kesimde ise çok şiddetli bir bağnaz Siyonist tutuculuk, muhafazakârlık ve milliyetçilik var. Biliyorsunuz, bundan 4-5 sene önce bir Filistinli Arap milletvekilinin bakan olduğu karma bir hükümet kurulmuştu ancak birkaç ay devam edebilmişti.
Buradan isterseniz Bulgaristan’a geçelim. Orada da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu yapıldı. İlk turda katılım %20 olmuştu, ikinci turda ise ancak %27’ye çıktı. Rusya ile ilişkilerin sürdürülmesini savunan, AB’ye biraz daha mesafeli ama karşı olmayan ve Ukrayna’ya askerî yardım yapılmasına karşı çıkan Rumen Radev’in yardımcısı cumhurbaşkanı seçildi. Böylece Bulgaristan’da ilk kez bir kadın cumhurbaşkanı seçilmiş oldu.
Rumen Radev’in karşısında yer alan, AB ile yakınlaşma taraftarı aday ise oyların %37’sini alabildi. Kendisi de seçim sonuçlarını kabul ederek itiraz etmeyeceğini açıkladı.
Bulgaristan’da cumhurbaşkanının aslında geniş yetkileri yok. Fakat kriz dönemlerinde rolü son derece önemli hâle geliyor. Biliyorsunuz, son dönemde Bulgaristan’da çok sık siyasi kriz yaşandı ve dört yılda sekiz kez seçime gitmek zorunda kaldılar.
Şunu da hemen belirtelim: Seçimlerden önceki cumhurbaşkanı istifa ederek parti kurmuş, seçimleri kazanmış ve şimdi başbakan olmuş durumda. Kendi yardımcısı da cumhurbaşkanı seçildi. Yani Bulgaristan’daki durum, Medvedev’in cumhurbaşkanı, Putin’in başbakan olduğu döneme benziyor.
Bulgaristan, AB’nin en yoksul ülkesi ve nüfusu hem göç hem de doğum oranlarının düşmesi nedeniyle azalıyor. Bunun yarattığı ciddi sorunlar da var. Bir de güvenlik sorunu gündeme geldi. Bunun cumhurbaşkanlığı seçiminden çok parlamento seçiminde etkili olduğu söyleniyor. Bulgaristan karasularında dört gemi, silahlı insansız hava araçlarının hedefi olmuştu. Batıp batmadıklarını bilmiyorum ama zarar görmüşlerdi. Bulgaristan da bu çerçevede NATO’dan koruma talep etti.
Bulgaristan’dan hızla Sırbistan’a geçelim isterseniz. Türkiye’de pek bahsedilmiyor ama Sırbistan’da büyük bir banka krizi var. Alta Bank’ın iflası ilan edildi, bankaya kayyum atandı ve hesaplar kapatıldı. Bankanın Karadağ ve Kuzey Makedonya’da da şubeleri olduğu için kriz bu iki ülkeye de sıçradı. Sırbistan’da Alta Bank üzerinden yurt dışına para kaçırıldığı iddiasıyla soruşturma açıldı. Banka, Vučić’in partisi Sırp İlerici Partisi’ne çok yakın olan Davor Macura’ya ait. Macura da Pazartesi öğleden sonra gözaltına alındı.
Bankaya kayyum atanmasının ardından Sırbistan, Karadağ ve Kuzey Makedonya’da para çekme işlemleri haftalık 160 avroyla sınırlandırıldı.
Davor Macura, Vučić’in çok yakınındaki isimlerden biri. Hakkında kamu kaynaklarını kötüye kullanma, kara para aklama ve haksız kazanç sağlama iddialarıyla soruşturma yürütülüyor. Özellikle kamu kaynaklarından yapılan tahsisleri şahsi hesaplarına aktardığı iddia ediliyor. Tabii bu paraların başka kimlere dağıtıldığını, işin nerelere kadar uzandığını şimdilik bilmiyoruz.
Sırbistan’da henüz hükümet kurulmadı ama inanılmaz bir temizlik harekâtı başlamış durumda. İstifalar art arda geliyor. Biliyorsunuz, kamu radyosu ve televizyonunun yöneticileri de peş peşe istifa ettiler.
Ö.Ö.: “Taraflı yayın yaptık” diyerek özür dileyenler de oldu.
A.İ.: Evet, devlet televizyon kanalında haberlerin başlangıcında “Yıllarca size taraflı yayın yaptık” diyerek özür dilendi. Özür dileyip istifa edenlerin sayısı da oldukça yüksek rakamlara ulaşmış durumda.
Diğer taraftan, Vučić’in çok yakınında bulunan Kriminal Polis Şefi Marko Kričko ve Suç Örgütleriyle Mücadele Bölümü Şefi Boško Slović de Pazar günü gözaltına alındılar. İki yıldır devam eden gösterilerde tutuklanan göstericilere şiddet, tehdit ve işkence uyguladıkları gerekçesiyle haklarında şikâyetler vardı. Bunun yanında başka yolsuzluk iddiaları nedeniyle de gözaltına alındılar.
İki yıldır bu şikâyetler başsavcıya iletiliyordu. Şimdi ise başsavcı harekete geçti. Bu da ilginç. Otokrat yönetimler iktidarı kaybettiklerinde kendilerine ve yakın çevrelerine hemen dava açılacağından endişe ederler. İşte böyle oluyor, kendi adamları dava açıyor.
Ö.M.: Evet, bunun çok çeşitli örnekleri var.
A.İ.: Sırbistan’da bu hareketin nasıl bir yol izleyeceği henüz belli değil. Öğrenci listesindeki 140 milletvekili kendi aralarından mı bir başbakan adayı belirleyecek, yoksa bu adayların belirlendiği üniversite forumları toplanıp orada mı bir başbakan adayı seçecek? Şimdilik bilmiyoruz. Ancak Cumhurbaşkanı Vučić’in yerine vekâleten görev yapan cumhurbaşkanı yardımcısı, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kısa zamanda, 27 Aralık’a kadar yapılması gerektiğini söyledi. Biliyorsunuz, Vučić istifa etti ve yerine yardımcısı vekâlet ediyor. Dolayısıyla Sırbistan’da yakında yeniden bir cumhurbaşkanlığı seçimi izleme imkânımız olacak.
Nasıl bir hükümet kurulacağı ise şu anda belirsiz. Öğrenci listesi bunu kasıtlı olarak belirsiz bırakmıştı. Çünkü amaç, baştan kimin başbakan olacağını belirleyip onun etrafında toplanmak değil, tabanın gelişmeler üzerindeki kontrolünü sürdürmesini ve bu kontrolü elinden kaçırmamasını sağlamaktı. Tabii şimdi bu önlemin sınırlarına gelinmiş durumda. Önümüzdeki günlerde yatay örgütlenmeden dikey örgütlenmeye doğru hafifçe geçme gereği doğacak. Bu geçişin nasıl gerçekleşeceğini göreceğiz. Çok ilginç, dikkatle izlememiz gereken bir deneyim.
Arnavutluk’ta da yalnızca çevre koruma meselesi değil, klientelizme, yani Türkçesiyle “ahbap çavuş ilişkilerine” dayalı ekonomik ve siyasi sisteme karşı öğrenci hareketi giderek güçleniyor. Gösteriler bugün 22. gününü dolduruyor. Öğrenciler her gün gösteri düzenliyor.
Ö.M.: Flamingo devrimi diyorlar değil mi buna?
A.İ.: Evet ama iş artık flamingonun ötesine geçti. Ahbap çavuş ekonomisine, klientelist yönetime, genel olarak yolsuzluklara ve iktidar etrafındaki çeteleşmeye karşı bir harekete dönüşmüş durumda.
Geçtiğimiz günlerde 1350 öğretim üyesinin imzasıyla Siyasal Diyalog Forumu bir bildiriyle ilan edildi. Peki, bütün bunlara karşı Edi Rama ne öneriyor? Gösteri yasasını değiştirerek daha da kısıtlayıcı hâle getirmeyi. Ancak gözlemciler, bu düzenlemeyi Arnavutluk parlamentosundan kolay kolay geçirebileceğini düşünmüyor.
Öğrenciler Edi Rama’nın istifasını talep ediyor ama hareket artık yalnızca bu taleple sınırlı değil. Çok daha geniş, radikal neoliberal, aşırı piyasacı ve soyguncu yönetim anlayışına karşı, Sırbistan’da olduğu gibi hukuk devletini, demokrasiyi, açıklığı ve şeffaflığı tesis etmeyi amaçlayan bir harekete dönüşmüş durumda.
Ö.M.: Son dakikalara girerken bir de ABD’de yarın yapılacak seçimlere değinelim.
A.İ.: ABD’de seçim günü başladı. Demokratların Senato’da çoğunluğu kazanma ihtimali var. 47 sandalyeden 51’e ulaşabilmeleri için dört yerde kazanmaları gerekiyor. Ancak Demokratların Senato’daki sandalyelerini kaybetme ihtimalinin ortaya çıktığı iki yer var. Bunlardan biri Michigan.
Biliyorsunuz, Michigan’daki ön seçimlerde Demokratların adayı, soldan gelen Müslüman ve Marksist bir Amerikalıydı. O eyaletteki Demokrat kadın senatör de ön seçimlerde rakibiydi. Birkaç gün öncesine kadar bu adayı desteklemeyi sürdürüyordu ancak pazar günü birdenbire Cumhuriyetçi adayı destekleyeceğini ilan etti. Dolayısıyla onun seçmenlerinin ne yapacağını bilmiyoruz. Michigan’da Demokrat senatör, beklenmedik bir şekilde kendi partisinin adayının seçilmesini tehlikeye attı.
Ö.M.: Abdul El-Sayed.
A.İ.: Evet, Alaska’da da bir sorun var. Burada Demokrat kadın senatörün, rakibinin oylarını bölmek için onunla aynı adı taşıyan başka bir adayı seçime soktuğu ortaya çıktı. Bu skandal da büyük tepki topluyor. Dolayısıyla Demokrat adayın kaybetme ihtimali gündeme geldi. Demokratlar bu iki sandalyeyi kaybederlerse başka yerlerde altı sandalye kazanmaları gerekecek. İş biraz daha zorlaşıyor. Önümüzdeki birkaç gün içinde gelişmeleri göreceğiz.
Ö.M.: Ben de bir şey ekleyeyim. ABD Başkanı Donald Trump, New York Post’a verdiği bir demeçte, 3 Kasım’da, yani bugün yapılacak Kongre ara seçimlerini Demokratların kazanması durumunda kendisine “Bay Veto” adını vereceğini açıklamış. Kongre’den gelecek bütün yasa tasarılarını veto edeceğini söylemiş. Demokrasi açısından oldukça ilginç bir açıklama.
Ayrıca Demokratların hem Temsilciler Meclisi’nde, hem de Senato’da çoğunluğu elde etmesi hâlinde veto yetkisini kullanacağını ve iki ay içinde Demokratları kendisiyle müzakere masasına oturmaya zorlayacağını belirtmiş. Ne diyorsun?
A.İ.: Demokratların Temsilciler Meclisi’nde kazanma ihtimali çok daha yüksek. Onun için Senato’yu özellikle belirttim. Normal koşullarda Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elde etmeleri gerekiyor. Donald Trump’ın bunu söylemesi yine de hayra alamet değil. Çünkü biliyorsunuz, Trump’ın seçim sonuçlarını reddetmesinden endişe ediliyor.
Ö.M.: Evet ama önceden veto tehdidinde bulunmak da dünya tarihinde ender rastlanan durumlardan biri.
A.İ.: "Kongre’yi kaybederim ama veto ederim” diyor. Diğer seçenek ise çok daha vahim. Birdenbire “O seçimlerin sonuçlarını tanımam” diyerek 2020’de yaptığının benzerini tekrarlamaya hazırlanabileceği yönünde bir endişe vardı. Demek ki şimdilik buna tenezzül edecek durumda değil.
Ö.M.: Ben de buna karşı "No comment" diyorum.
Ö.Ö.: Donald Trump’ın sosyal medya paylaşımlarına da bakalım. Netanyahu gibi “Demokratlar sandıklara koşuştu!” diye bir paylaşım yapmasın.
A.İ.: Şöyle bir şey söyler mi diye düşündüm ama İngilizcede nasıl ifade edilir bilmiyorum: “Demokratlar sandıklara koşuştu, yurttaşlar açıkta kaldı.” Böyle bir cümle kullanır mı acaba?
Ö.M.: Olabilir! Galiba süreyi de bitirdik.
A.İ.: Hamam Böcekleri Halk Partisi ile Hindistan’daki gelişmeleri gelecek hafta değil ama sonraki haftalarda izlemeye devam ederiz. Orada da son derece önemli gelişmeler yaşanıyor.
Ö.Ö.: COP’tan sonra.
Ö.M.: Peki, çok teşekkür ederiz Ahmet.
A.İ.: İyi günler.
Ö.Ö.: Görüşmek üzere.
Benzer İçerikler
"Latin Amerika karanlığa hazırlanıyor"
Ahmet İnsel
"Bu barış filan değil, çırılçıplak neokolonyalizm"
Ahmet İnsel
“Toplumsal hareketlerde genel bir kıpırdanma söz konusu"
Ahmet İnsel
"Toplumsal Hareketlerin En Büyük Sorunu: Örgütlü Mücadele Kapasitesi"
Ahmet İnsel