Gençler Kampüs Bostanları'nda gıda egemenliği, kent hakkı ve iklim adaleti için bir araya geliyor
Üniversite kampüslerinde kurdukları bostanlarda kendi gıdalarını üretirken bir yandan da dayanışma ağı oluşturan gençlere kulak veriyoruz. İTÜ Ayazağa Bostanı gönüllüsü Fırat Karakurt, İTÜ Taşkışla Devrim Bostanı gönüllüsü Zeynep Deniz Şahin ve Boğaziçi Tarlataban Bostanı gönüllüsü Nur Avcı ile kampüslerdeki dayanışma ve güncel üretim pratiklerini, kent merkezinde ve tarihî mekânlarda bostancılık kültürünü, mimari ve ekolojik mekân tasarımını, kampüs bostanları arasındaki dayanışmayı ve kent tarımının geleceğini konuşuyoruz.
Gezegeni çoklu krizler kıskacından kurtarabilecek ekolojik dönüşüm henüz kitlesel bir harekete dönüşmemiş olsa da, sağlıklı gıdanın peşine düşen herkes kendi çözümünü üretmenin yollarını arıyor ve bu arayış insanları bostanların etrafında buluşturuyor.
Kısıtlı öğrenci bütçeleriyle hayatta kalmaya çalışan, marketlerdeki ultra işlenmiş gıdalar ve yemekhanelerdeki endüstriyel sebze menüleriyle yetinmek istemeyen gençler, kampüslerinde kurdukları bostanlarda kendi gıdalarını üretmeye girişti. Zamanla tohum, bilgi ve deneyim paylaşımıyla güçlenen bu süreç, alışılagelmiş üniversite kulüplerinden çok daha farklı bir öğrenme ve örgütlenme alanına dönüştü. Gençler bostanlarda sebze yetiştirmekle kalmayıp mesleki becerilerini de sergiliyor: Mimarlar mekânı tasarlıyor, sosyal bilimciler gıda egemenliği tartışmalarını kurguluyor, mühendisler ise otomatik sulama gibi teknik sorunları çözüyor.
İstanbul gibi bir metropolde “Sağlıklı gıdaya nasıl erişilebilir?” sorusuyla başlayan bostan girişimleri, öğrencilerin toprağı işlemesiyle birlikte eleştirel bakış açısını kolektif bir üretime dönüşüyor. Şehirde doğup büyüyen bu gençler, belki de ilk kez toprakla temas ettikleri ve birlikte üretmenin dönüştürücü gücünü keşfettikleri bu bostanlarda deneyimleyerek öğreniyor. Üretilen pratik bilgi her dönem yeni gelenlere aktarılıyor; her yeni grup karşılaştığı sorunlara kendi çözümlerini üreterek dayanışma kültürünü büyütüyor.
Üniversite bostanları arasında deneyim paylaşımı, ortak hafıza ve işbirliği alanları oluşturmak üzere kurulan Kampüs Bostanları Çatı Ağı (İTÜ Taşkışla ve Ayazağa, Boğaziçi, Sabancı, Galatasaray ve Bilgi Üniversitesi) giderek genişliyor. Üstelik bu ağ yalnızca üniversitelerle sınırlı değil; Adil Gıda Topluluğu, Beyoğlu Gıda Topluluğu, Buğday Derneği, Piyalepaşa, Yedikule gibi tarihi kent bostanları ve Yerdeniz Kooperatifi ile dirsek temasındalar.
Kendi bostanlarını kurmak isteyen tüm üniversite öğrencilerine destek ve dayanışma sözü veren Kampüs Bostanları Platformu, amaç ve ilkelerini manifestolarında çok açık bir dille anlatıyor:
KAMPÜS BOSTANLARI MANİFESTOSU
Biz kimiz ve neden buradayız?
Bizler, kentte tarım yapan gençler ve öğrencileriz. Adil, temiz ve doğa ile uyumlu üretim-tüketim döngüsünün kaybolduğu kent ekosistemlerinde, kampüs bostanlarını dünyada alternatif var olma biçimlerini pratik edebileceğimiz bir alan olarak görüyoruz.
Bostanlarımızı salt üretim alanları olarak değil; gıda egemenliği, kent hakkı ve iklim adaleti gibi meselelerin konuşulduğu çok disiplinli mekânlar olarak kurguluyoruz.
Üniversite bostanları olarak amacımız kapsayıcı ve birleşerek büyüyen çok katmanlı bir gıda topluluğu inşa etmek; bostan kurmak isteyen üniversitelere ulaşmak, çoğalmak, hafızamızı kayıt altına almak ve bostanların yaşaması için gereken deneyim aktarımını kalıcı bir ağa dönüştürmek.
İlkelerimiz: Neyi savunuyoruz?
Tutkalımız, kentte gençler olarak tarım yapma isteğimiz ve toprağa yabancılaşmayı aşma çabamız. Sistemin dayattığı sömürü anlayışına karşı; adil, temiz ve doğayla uyumlu bir üretim döngüsünü kentte tekrar hayal etmek ve kendi emeğimizle pratiğe dökmek için buradayız.
Doğayı tahrip eden küresel gıda tarım sistemi, monokültür ve genetik modifikasyon modellerini reddediyoruz. Toprağı sömürmeyen, kimyasal ilaçların kullanılmadığı, agroekolojik yöntemleri ve döngüsel ekonomiyi savunuyoruz.
Yerel ve yadigâr tohumların korunması, çoğaltılması, saklanması ve takas edilmesi pratiğimizin yapıtaşlarından bazıları.
Irk, etnik köken, dil, din, toplumsal cinsiyet, sınıf gözetmeksizin herkesi eşit kabul ediyoruz. Herkesin ait hissedebileceği, hiçbir ayrımcılığa ve dışlanmaya yer olmayan güvenli ve erişilebilir bir alan inşa etmeyi temel ilkemiz sayıyoruz.
Bostanları para harcamadan bir araya gelebildiğimiz ekoloji odaklı buluşma alanları olarak kurguluyoruz, sosyalliğimizi de tüketim odaklı kent kültüründen özgürleştiriyoruz.
Birbirimize ve bostanlara karşı taşıdığımız sorumluluğu önceliklendirerek bir araya geliyoruz. Bu bilinçle kolektif emeği merkeze alan yatay bir örgütlenme yapısını benimsiyoruz. Ortak zeminimizde herkesin kendi ilgi ve yetkinliğiyle var olabileceği farklı yaratıcı pratiklere alan açıyoruz.
Benzer İçerikler
Krizlere karşı kentlerin direnci nasıl artırılabilir?
Fırat Karakurt, Bediz Yılmaz
Toprak Onarımından Dayanışmacı Gıda Sistemlerine
Oya Ayman, Emel Kızılcık
Boykot Yetmez. Tüketimi Nasıl Örgütleyeceğiz?
Bengi Akbulut
Tarihi Piyalepaşa Bostanı’nı bu sefer ne bekliyor?
Asu Aksoy, Burçin Altınsay, Deniz Özgür, Bediz Yılmaz