Apaçık Radyo
Read in English

Sınıra Doğru Eğilmek: Fernando Melo ile Koreografi, Bağ Kurmak ve Empati Üzerine

29 Ekim 2026

Brezilya doğumlu koreograf Fernando Melo'nun Rüzgâr Ağacı (Leaning Tree) adlı eseri, Vilhelm Hammershøi'nin resimlerinden ilham alarak bizi şekillendiren güçleri, görünür olanla gizli kalan arasındaki sınırları ve istikrarla çöküş arasındaki kırılgan dengeyi araştırıyor. İlk olarak Danimarka Dans Tiyatrosu için sipariş edilen eser, 30. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında İstanbul Devlet Opera ve Balesi işbirliğiyle MDTistanbul dansçılarıyla yeniden yorumlandı. Melo ile yaratım sürecini, beden ile mekân arasındaki ilişkiyi ve tiyatroya gitmenin neden bir empati alıştırması olduğuna inandığını konuşuyoruz.

Çevresinin biçimlendirdiği bir ağaç

İlksen Mavituna: Rüzgâr Ağacı (Leaning Tree) başlığıyla başlayalım. Bir şeye doğru eğilen, belki ona ulaşmaya, onunla iletişim kurmaya ya da dışarıdan gelen bir kuvvete direnmeye çalışan bir ağaç geliyor insanın aklına. Ama eğilen bir ağaç, devrilmek üzere olan bir ağaç da olabilir. Bu imge sizin için ne ifade ediyor? Eserin fikri nasıl ortaya çıktı?

Fernando Melo: Yaratım sürecinde, çeşitli nedenlerle bir başlık seçmeniz gereken bir an gelir. Bana kalırsa bu, bebeği daha görmeden ona isim koymaya biraz benziyor.

Eser üzerinde iki üç haftadır çalışıyordum ve bizi dış etkenlerin nasıl şekillendirdiğini anlatabilecek bir metafor arıyordum. Düşüncelerimiz, duygularımız, hayatımızdaki insanlar ve bazen de etrafımızdaki nesneler, örneğin kullandığımız cihazlar... Bütün bunlar kim olduğumuzu biçimlendiriyor.

Bulduğum metafor, fiziksel olarak bütünüyle çevresinin şekillendirdiği eğilen bir ağaçtı. Sizin de söylediğiniz gibi, ağaç bir noktada devrilebilir ya da tamamen eğrilmiş olabilir; ama yine de hayatta kalmak için köklerine tutunur. Bunun, stüdyoda araştırdığımız fikirler için iyi bir metafor olduğunu düşündüm.

İşe çok temel, insani bir yerden başlamak istiyordum: duygularımızdan ve bizi nasıl şekillendirdiklerinden. İçimizde olanlarla dünyaya gösterdiğimiz dış görünüşü, yani başkalarının görmesine izin verdiğimiz şeyleri araştırdık.

Bu fikir sahne tasarımını da etkiledi. Evde, kâğıtlar kesip modeller hazırlayarak tasarıma başladım. Amacım, bir şeyin iki tarafını gösterebilecek bir yapı oluşturmaktı: önünde olanlarla arkasında olanları.

Gösteride gördüğünüz gibi, çok güzel bir biçimde koreografisi yapılmış bir duvar var. Duvar dans ediyor. Neredeyse eserin başkahramanı. Dans eden bir duvarı kim düşünürdü ki? Sahne tasarımıyla çalışmayı seviyorum. Bu duvar sayesinde dışarıdan görünenle içeride gerçekten olup biten arasındaki farkı, yani dış görünüşü bir metafor olarak ele alabildik.

Image
""

Hammershøi'nin resimlerinde bir dünya bulmak

İlksen Mavituna: Vilhelm Hammershøi'nin resimleri, görsel bir referanstan daha fazlasını sunuyor gibi. Bir yalnızlık, dış dünyayla araya konmuş bir mesafe ve aynı anda hem görünür hem görünmez olma hissi var. Onun eserleriyle nasıl bir ilişkiniz oldu? Rüzgâr Ağacı'nı nasıl etkilediler?

Fernando Melo: Uzun yıllardır eserlerinin hayranıyım. Önce resimlerini internette keşfettim, sonra çalışmalarını daha derinlemesine incelemeye başladım. Bir noktada, resimlerini kendi gözlerimle görmek istediğim için Stockholm'e bir yolculuk yaptığımı hatırlıyorum. Bir parkın içindeki müzeye ulaşmak için iki saat yürümüştüm. Çünkü eserleri canlı olarak deneyimlemek istiyordum. Bir tablonun karşısında durduğunuzda, hele de devasa bir tabloysa, sanatçının çalışması hakkında çok daha fazla şey öğreniyorsunuz.

Bir sanatçı olarak fikirlerle beslenmenin önemli olduğunu düşünüyorum. İlham alabileceğiniz şeylere karşı antenleriniz sürekli açık olmalı; etrafınıza bakmalı, yeni şeyler aramalısınız.

Sahne tasarımını yapmaya başladığımda, sürece dâhil olan herkesle iletişim kurabilmek için görsellere ihtiyacım vardı. Sahnenin görünümünü etkileyecek bir resim ya da renk arıyordum. Aklıma Hammershøi geldi. Danimarka'dan eserlerini en iyi bildiğim sanatçı muhtemelen oydu.

Resimlerine yeniden baktığımda, sizin tarif ettiğiniz şeyi buldum: bir gizem duygusu. Aradığım atmosfer tam da buydu. Sık sık izleyiciye sırtı dönük figürler resmediyor; bu figürler gizemli iç mekânların içinde yer alıyor.

Ayrıca seyircinin eserdeki duygu ve hislerle ilişki kurabilmesini istiyordum. Çünkü bunlar hepimizin tanıdığı yerlerde yaşanır. Eşinizle zor bir konuşma yaptığınız, düşüncelere daldığınız ya da kötü bir haber getiren mektubu aldığınız bir odada... Bu nedenle eserin kapalı bir mekânda, Hammershøi'nin dünyasını andıran bir ortamda geçmesi gerekiyordu.

İşin güzel tarafı şu: Eser Kopenhag'da sahnelendiğinde, Hammershøi'nin resimlerini çok iyi tanıyan insanlar yanıma gelip, "Aman Tanrım, bu tam olarak şu tabloya benziyor!" ya da "Bu kadın, o tablodaki kadının aynısı!" diyorlardı. Ben de geri dönüp videoyu izledim ve resimlerle karşılaştırdım. Haklıydılar.

Bilinçli olarak onun eserlerini yeniden üretmeye çalışmamıştık ama kendi yorumumuzla o atmosferi yeniden yaratmıştık. İlhamın kaynağını geriye doğru izleyebiliyorsunuz. Bence sanatın güzel yanlarından biri de bu: Başkalarının omuzları üzerinde yükseliyor, bize ilham veren şeylerden kendi dünyalarımızı yaratıyoruz.

Image
""

Yaratım süreci kendi yolunu bulduğunda

İlksen Mavituna: Yine de eserinizde Hammershøi'nin atmosferini yeniden yaratmanın ötesinde bir şey olduğunu hissettim. Seyircinin bakış açısından içeriyi ve dışarıyı aynı anda görebiliyoruz. Aralarındaki ayrımlar sanki ortadan kalkıyor. Eser klostrofobik bir mekân yaratmak yerine bir tür baş dönmesi hissi uyandırıyor; farklı mekânlardaki akışı takip etmeye çalışıyoruz. Sizce çalışmanız hangi noktada Hammershøi'nin dünyasının ötesine geçti? Yoksa geçti mi?

Fernando Melo: Bence yaratım sürecine gerçekten kendinizi bıraktığınızda, sürecin kendi hayatı olmaya başlıyor. Deneyim kazandıkça buna fazla müdahale etmemeyi öğrendim.

Dediğim gibi, sürekli sahneler yaratıyor ve fikirleri araştırıyoruz. Bu süreçte, mümkün olduğunu bile düşünmediğim güzel şeyler ortaya çıkıyor.

Örneğin eserde bazı illüzyonlar var. Eleştirilerde bunların sihirbazlık numaraları olduğu yazılıyor. Ama ben hiçbir zaman illüzyon yaratmaya çalışmadım. Bunlar süreç boyunca yaptığımız keşifler. Bir şeyi deniyorsunuz ve bir anda, belli bir şekilde yaptığınızda bir şeyin kaybolduğunu fark ediyorsunuz. Sonra kendi kendinize, "Tamam, bu kişinin tam burada ortadan kaybolması çok mantıklı," diyorsunuz.

Yaratım sürecinin güzel tarafı da bu. Kendinizi sürece bırakıyorsunuz ve sizi daha önce gidebileceğinizi bilmediğiniz bir yere götürüyor. Sanatçılar stüdyoda birlikte çalışırken eser kendi hayatını kazanmaya başlıyor.

Image
""

İstanbul'da yeni bir hayat bulan koreografi

İlksen Mavituna: Şimdi eserin bir sonraki aşamasına, MDTistanbul ile yaptığınız işbirliğine gelelim. Dansçılar olağanüstüydü. Bazen gördüklerime inanmakta güçlük çektim. Rüzgâr Ağacı'nın İstanbul dansçılarıyla ortaya çıkan bu yeni versiyonu sizi şaşırttı mı? İşbirliği nasıl gelişti? İlk yapımla karşılaştırdığınızda nasıl bir deneyimdi?

Fernando Melo: Gerçekten şaşırdım. Daha önce Türkiye'de çalışmamıştım. Avrupa'da çalışırken sanatçıların geçmişi hakkında genellikle bir fikriniz olur. Hangi okullarda eğitim aldıklarını, hangi koreograflarla çalıştıklarını, ne gibi deneyimler yaşadıklarını bilirsiniz. Daha önce birlikte çalışmamış olsanız bile stüdyoya ne getirebileceklerine dair bir öngörünüz olur.

Burada ise tamamen boş bir sayfayla karşılaştım. Stüdyoya girdik ve kendi kendime, "Kim bunlar? Neler yapabilirler? Ne yapacaklar?" diye düşündüm.

Gerçekten çok etkilendim. İşe bu kadar ilgi duyuyorlardı; çok özverili, motiveydiler ve ayrıntılara olağanüstü dikkat ediyorlardı. Bu eser için özellikle önemli, çünkü teknik açıdan son derece karmaşık.

Bir koreograf için en güzel şeylerden biri, dansçıların mevcut bir eseri kendi yorumlarıyla nasıl tamamen değiştirdiğini görmek. Benim sorumluluğum da önceki versiyondaki her şeyi onlara zorla kabul ettirmemek. Tam tersine, onları eseri kendi yorumlarıyla sahiplenmeleri için yönlendirmek ve teşvik etmek.

Burada bu çok doğal gelişti, çünkü dansçılar bana da ilham veriyordu. Karşılıklı bir süreçti: Onlar beni, ben onları besledim ve birlikte harika bir sonuç ortaya çıkardık.

Şimdi bu versiyonu izlediğimde eseri daha da çok seviyorum. Bir çalışmaya yeniden dönüp onun yeni dansçılarla, yeni fikirlerle ve yeni önerilerle bambaşka bir hayat kazandığını görmek çok güzel. Sanki başka bir seviyeye ulaşıyor.

İlksen Mavituna: Bu işbirliğinin ortaya çıkmasında festival ekibinin rolünü de anmalıyız. Buradaki fikir yalnızca uluslararası bir yapımı sunmak değil, yerel dansçılarla çalışmak ve burada kalıcı bir deneyim bırakmaktı. Bu tür girişimler sizin için ne kadar önemli?

Fernando Melo: Bence festivalin çok parlak bir girişimi bu. Bir festivalin görevi programını oluşturmak, Türkiye'den ve başka ülkelerden harika işleri seyirciyle buluşturmaktır. Ama burada amaç aynı zamanda yerel sanatçılarla çalışmak ve onlarla birlikte bir şey inşa etmekti. Eseri, deneyimi, teri ve gözyaşını burada bırakmak; seyircinin bu çalışmayı yerel sanatçılar aracılığıyla deneyimlemesini sağlamak...

Bence bu harika ve ortaya çıkan sonuç da mükemmeldi. Umarım tekrar yaparlar. Çünkü burada hem MDTistanbul'un hem de opera ve balenin çok büyük bir potansiyeli var.

Çok olumlu bir deneyimdi. Umarım seyirci için de öyle olmuştur.

Image
""

Neden sanat yapıyoruz?

İlksen Mavituna: Festival sırasında bir konuşma da yaptınız. Seyirciyle ne paylaşmak istediniz?

Fernando Melo: Benden bir atölye, söyleşi ya da konferans yapmam istendiğinde, biraz bilgi ve deneyim paylaşmak için iyi bir fırsat olacağını düşündüm. Konuşmayı hazırlarken kendime şu soruyu sordum: İstanbul'da yaşayan ve çalışan 20 yaşındaki Fernando ben olsaydım, benden daha yaşlı Fernando'dan ne duymak isterdim?

Sanat deneyimlerimi paylaşmak ve neden yaptığımız işi yaptığımızı anlatmak istedim. Bence bu çok önemli. Amacınızı, nedeninizi ifade edebiliyorsanız; sabah neden uyandığınızı, neden stüdyoya gittiğinizi, para kazanamadığınız hâlde neden devam ettiğinizi ve devam edebilmek için o parayı nasıl bulduğunuzu açıklayabiliyorsanız, bu önemlidir.

Deneyimlerimi ve işimin arkasındaki düşünceyi paylaşmak istedim. İnsanlara yalnızca işlerimin ne kadar etkileyici olduğunu göstermek yerine, nasıl düşündüğümü anlatmak istedim. Bir fikre nasıl ulaşıyorum? İlhamı nasıl buluyorum? Başkaları da bunu nasıl yapabilir?

İster koreograf, ressam ya da başka bir alanda çalışan sanatçı olsun, ister sadece meraklı bir seyirci; insanların eve götürüp üzerine düşünebilecekleri bir şey bırakmak istedim.

Image
""

Bir empati alıştırması olarak tiyatro

İlksen Mavituna: Tiyatronun toplumda önemli bir rolü olduğundan söz ettiniz. Bugün yaşadığımız dünyada sizce bu rol nedir?

Fernando Melo: Tiyatronun toplumda gerçekten önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. Tiyatroya gittiğinizde karanlık bir salonda, aynı deneyimi yaşamak üzere bir araya gelmiş insanlardan oluşan bir topluluğun içinde oturursunuz. Biletlerini almışlardır, belki gösteriden önce bir şeyler içmişlerdir, hazırlanıp giyinmişlerdir, plan yapmışlardır. Telefonlarını kapatmışlardır — umarım — ve bir saat boyunca sahnede anlatacağınız şeyi izlemek için oradadırlar.

Bu, büyük bir sorumluluk.

Sanatçıların imam ya da rahip olması, vaaz vermesi gerektiğini söylemiyorum. Sahneye bir insan olarak çıkarsınız; duygularınızı, hislerinizi, deneyimlerinizi ortaya koyarsınız ve insanlar bunlarla ilişki kurar. Bence bu çok güzel.

Daha da önemlisi, seyirci olduğunuzda başka bir insanı gözlemlersiniz. Telefonunuzu kapatır ve bir saat boyunca başka bir insanı izlersiniz. Kendinizi onun yerine koyabilir, farklı bir bakış açısını deneyimleyebilirsiniz.

Bir anlamda empati yapmayı çalışırsınız. Başka biri olmanın ne demek olduğunu deneyimlersiniz.

Umarım tiyatrodan çıkıp gerçek hayata döndüğünüzde bunu biraz olsun pratik etmiş olursunuz. Belki daha hoşgörülü, size ait olmayan bir durumu anlamaya daha açık hâle gelirsiniz.

Sanat yapmamın nedeninin bu olduğunu düşünmeyi seviyorum. Dünyanın neresinde olursak olalım, sahneye hangi işi koyarsak koyalım, insanlara empati kurma imkânı vermek ve bu deneyimi kendi hayatlarına taşımalarını sağlamak beni üretmeye teşvik ediyor.

Benzer İçerikler

  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki