Boğaz’da İki Kuşak, Aynı Kulaç
Dünya Mirası Adalar’da Derya Tolgay ve Nevin Sungur, 14 yaşındaki genç yüzücü Yaman Yılmaz ve Kınalıada Su Sporları Kulübü genel kaptanı ve eski milli yüzücü Tolga Acarlı ile İstanbul’un ve Adalar’ın yüzme kültürünü, Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’nı ve su sporlarının kuşaklar boyunca aktarılan mirasını konuşuyorlar.
Derya Tolgay: Herkese merhaba; Marmara'nın ortasında dört tarafı sularla çevrili Prens Adaları'ndan herkese merhaba. Ben Derya Tolgay.
Nevin Sungur: Merhabalar, ben de Nevin Sungur. Dünya Mirası Adalar programı başlıyor.
D.T.: Bugünkü destekçimiz Ebru Özdemir Taşteken ve teknik masada da Andrei Gritcu bulunuyor. Kendilerine çok teşekkür ediyoruz.

Bugün Marmara'nın, Boğaz'ın ve Adalar’ın su sporları kültürünü, yüzmenin insanları, kuşakları ve kıtaları birleştiren gücünü konuşalım istedik çünkü geçtiğimiz Pazar günü Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışları’nın 38’incisi gerçekleştirildi. Eşsiz Boğaz ve Marmara Denizi’ni nasıl gözümüz gibi korumamız gerektiğine, nasıl böyle müthiş ekosistemde yaşadığınıza hem kalbimizle, hem ruhumuzla ama aynı zamanda görsel bir şölenle de şahitlik ettik.
Yarış, 1989'dan bu yana düzenleniyor ve bu sene de 64 ülkeden 2 bin 500 yüzücü katıldı. Kanlıca'dan Kuruçeşme'ye uzanan 6,5 kilometrelik bir parkurdan söz ediyoruz. İki büyük Şehir Hatları vapuru, 2 bin 500 yüzücüyü Kuruçeşme’den Kanlıca'daki start noktasına taşıdı. Daha sonra yüzücüler Asya'dan Avrupa'ya kulaç attı.
Bu anların çok heyecan verici, müthiş görüntüleri Dünya Mirası Adalar’ın Instagram, Twitter ve Facebook hesaplarında var. Özellikle start anındaki videoyu hepinize tavsiye ederiz. Gerçekten müthiş bir şölendi. Boğaz kıyısında sıra sıra, oya gibi dizilerek Marmara'nın masmavi sularına atlayan yüzücülerin görüntüleri gerçekten çok heyecan verici.
Bizim deniz ve suyla ilgili birçok programımız oldu. Belki önümüzdeki hafta da buna devam ederiz, değil mi Nevin?
N.S.: Evet, evet. Dışarıdan bakmak ayrı güzel ama suyun içinde olmak, suyla o teması kurmak insana bambaşka bir boyut katıyor. Bugünkü konuğumuz da eminim bu konuyla ilgili ufkumuzu daha da açacaktır.
D.T.: Demin de sözünü etmiştim. Biz daha önce “Marmara yaşasın, denizlerimiz temiz kalsın, denizde yaşam kültürümüz güçlensin ve tabii ki derin deşarjlar durdurulsun” diye birçok program yaptık. Çünkü kıyılarımızı, denizlerimizi kaybediyoruz. Bunun için de tek çaremiz var: Birlikte mücadele etmek ve karar vericilerin sorumluluklarını yerine getirmelerini sağlamak.
Şimdi şöyle başlayalım isterseniz. İki farklı kuşaktan iki yüzücü konuğumuz var. Konuklarımızdan biriyle yaptığımız kısa bir video ve ses kaydını paylaşacağız. Yaman Yılmaz, 14 yaşında, Adalar Su Sporları Kulübü yüzme takımında ve Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışı’na katılan en genç sporcu. Zaten 14 yaşın altındaki sporcular yarışa kabul edilmiyor. Kendisini tebrik ediyoruz. Yaman’la yaptığımız bir kayıt var, birazdan onu dinleyeceğiz.
Bugünkü ikinci konuğumuz ise burada, bizimle: Tolga Acarlı. Hoşgeldiniz Tolga Bey.
Tolga Acarlı: Hoşbulduk.
D.T.: Birazdan Nevin sizi daha ayrıntılı tanıtacak ama ben de kısaca şunu belirtmek isterim: Siz Kınalıada Su Sporları Kulübü’nde yüzmeye başladınız ve milli takımda 100’den fazla yarışta ülkemizi temsil ettiniz. Hem sporcu, hem de yönetim kurulu üyesi olarak görev aldınız, genel kaptanlık yaptınız. Üstelik bundan 30 yıl önce de aynı yarışta kulaç attınız. Dolayısıyla bugün iki farklı kuşaktan yüzücünün bu programda bir araya gelmesi çok güzel. Tekrar teşekkür ederiz.
İsterseniz şimdi ses kaydını dinleyelim, ardından devam edelim.

Yaman Yılmaz: 14 yaşındayım. Bu sene Boğaziçi Kıtalararası Yüzme Yarışması’na katıldım. Bu en küçük yaş klasmanı oluyor.
D.T.: Çok heyecanlaydın herhalde. Boğaz’ı ilk kez geçtin değil mi? Nasıl bir his?
Y.Y.: Boğaz’ı geçmek çok değişik bir his. İnsanların peşinden atladım, sonra açığa doğru gittim. Bana “Akıntıyı bul,” dediler. Suyun soğukluğunu hissetmeye ve akıntıyı bulmaya çalıştım. Çok heyecanlandım. “Köprünün altı karanlıktır,” dediler. Ondan çok korkuyordum ama gidince köprünün altının o kadar da korkunç olmadığını gördüm. Çok güzel bir histi. Benim için çok güzel bir deneyim oldu.
D.T.: Açık denizde 6,5 kilometre yüzdün. Yunuslar da eşlik etmiş sanırım size.
Y.Y.: Evet, yunusları da görenler olmuş.
D.T.: Yüzmeyi ilk kimden ve nerede öğrendin?
Y.Y.: Güzel yüzmeyi büyük ihtimalle Sinem Hocamdan öğrendim.
D.T.: Burgazada’da öğrendin. Peki ailen ne düşünüyordu? Onlar da yüzmeyi seviyorlar mıydı?
Y.Y.: Ailem de yüzmeyi seviyordu. Babam eski bir yüzücü, annem de eskiden yüzermiş. O yüzden yüzmeyi sevmemde onların da çok büyük etkisi oldu. Onun dışında Sinem Hocam, yüzmeye devam etmem konusunda çok üzerime düştü. Ona da buradan çok teşekkür ederim.

D.T.: Tüm bunları Burgazada’da, yani Adalar’da yapabildin. Adalar, kıyı ve denizle iç içe yaşayabildiğiniz en önemli yerlerden biri. Çünkü İstanbul’da artık spor kulüpleri, özellikle yüzme konusunda, kıyı ve denizle çok fazla temas kuramıyor. Ama Adalar’da kıyıdan doğrudan denize girebiliyor, yüzebiliyorsunuz. Adalar’ın yüzme kültüründeki yeri konusunda da bir şeyler söyleyebilir misin?
Y.Y.: Yüzme hayatımda Adalar’ın ayrı bir yeri var. Denize karşı ilk korkumu burada yendim. Hocalarımla birlikte Heybeliada’ya yüzmüştüm. Bu benim ilk açık su deneyimimdi ve açık suyla ilgili tedirginliklerimi aşmamı sağladı.
Bütün bunları yapabilmek, hocalarımla birlikte denize girebilmek çok güzel bir his. Onlarla beraber olmanın verdiği bir güven duygusu var. Hocalarla birlikte açık suda yüzebilmek de ancak Adalar’da mümkün oluyor.
D.T.: Özgüvenin ilk başladığın zamanlara göre herhalde çok farklı.
Y.Y.: Evet, çok farketti. Eğer İstanbul içinde bir kulüpte olmuş olsaydım, Boğaz’daki yarışmaya girmeyebilirdim, tedirgin olup vazgeçebilirdim. Ada’da olmak o açıdan değerli.
N.S.: Değerli gerçekten Yaman'ın da dediği.
Tolga Bey, hoşgeldiniz. Yaman’ın söyledikleri sizde muhtemelen birçok şeyi canlandırmıştır. Siz de altı yaşından itibaren neredeyse sudan hiç çıkmamışsınız. Türkiye birincilikleriniz, şampiyonluklarınız var; milli takımda 100’den fazla yarışta Türkiye’yi temsil ettiniz. Avrupa ve Balkan şampiyonalarında yarıştınız. Açık su deneyiminiz de çok erken yaşlarda başlıyor. 13 yaşında Büyükada ile Kınalıada arasındaki sekiz kilometrelik mesafeyi yüzüyorsunuz. 20 yaşında da İstanbul Boğazı’nı geçiyorsunuz. Bütün bunların sonunda ABD’de %100 yüzme bursuyla üniversiteye kabul ediliyorsunuz. Dediğim gibi, gerçekten suyla geçen bir hayatınız var.
Şu anda da Kınalıada Su Sporları Kulübü’nde genel kaptan ve yönetim kurulu üyesisiniz. Uluslararası Prens Adaları Yüzme Şampiyonası’nı da sürdürüyorsunuz. Bu da çok güzel çünkü bu şampiyonayı babanız başlatmıştı, değil mi?
T.A.: Evet.
N.S.: 300 sporcunun bulunduğu kulüpte yeni sporcuların yetişmesine de katkıda bulunuyorsunuz. Bütün bu emek ve deneyimin yeni kuşaklara aktarılması gerçekten çok güzel.
![]()
Biraz önce Yaman, Boğaz’da yüzerken hissettiklerini anlattı. Siz de ilk kez Boğaz’da yüzdüğünüzde benzer duygular yaşamış mıydınız?
T.A.: Dediğiniz gibi, açık su yüzme deneyimim çok erken yaşlarda başladı. 13 yaşında, antrenörümün desteğiyle Büyükada-Kınalıada arasındaki parkuru yüzdüm ve yarışı ikinci olarak tamamladım. Aslında burası Boğaz’dan çok daha zor ve çok daha uzun bir parkur. Bir de biz yüzerken poyraz esiyordu. Çok dalgalı bir parkurdu. Vapurlar ve tekneler de vardı; Boğaz’daki gibi deniz trafiği kapatılmıyordu.
1994’te Boğaz’daki yarışa katıldığımda şöyle bir durum da vardı: Sürekli antrenman yaptığımız için bu yarış da bizim için bir antrenman gibiydi. Atlayıp altı-yedi kilometre yüzeceğimiz bir antrenman... Bu yüzden parkuru rahat tamamladım. Ama şu anda yarışın geldiği nokta bizim dönemimize göre çok farklı. O zaman muhtemelen uluslararası bir yarış değildi ya da çok az sporcu vardı. Şimdi 64 ülkeden sporcu katıldığını söylediniz ve bu çok etkileyici bir tablo. Yüzme sporuna gönül vermiş, hayatının bir döneminde bir şekilde yüzmeyle ilgilenmiş genç, orta yaşlı, ileri yaşlı yüzlerce insanın katıldığı bir yarışma hâline geldi. Artık büyük bir coşkuyla kutlanıyor. İstanbul’u iki kıtaya ayıran Boğaz’da böyle bir yarışa ev sahipliği yapmak gerçekten ülkemiz adına gurur verici. Hem bir İstanbullu, hem de yüzme sporuna gönül vermiş biri olarak buna şahitlik etmekten büyük mutluluk duyuyorum.
Boğaz parkuru, küçük arkadaşımızın anlattığıyla birebir aynı. Boğaz Köprüsü’nün altından geçerken o koyu görüntü beni de ürkütmüştü. Ama parkur, göründüğünden çok daha zor. Yüzerken çok fark etmiyorsunuz belki ama çok ciddi bir akıntı var ve bu akıntının yönüyle şiddeti güne göre değişebiliyor. Bu nedenle yarışı kazanmak için yalnızca çok iyi bir yüzücü olmak yeterli değil. Boğaz’ı ve akıntıyı çok iyi bilmek, doğru rotayı belirlemek ve bunlar üzerine çok iyi çalışmak gerekiyor. Çünkü akıntı parkurun her noktasında değişebiliyor.
Şunu hatırlıyorum: Ben yarıştığımda Bebek tarafında ters bir akıntıya kapıldım ve o akıntıdan çıkabilmek için çok ciddi bir mücadele verdim. Aynı şekilde bitişe doğru da çok güçlü bir ters akıntı var. Bunu dışarıdan seyrediyorsanız çok net görebiliyorsunuz. Son metrelerde büyük bir mücadele veren, hatta bütün güçleriyle yüzmelerine rağmen bir metre bile ilerleyemeyen insanları görüyorsunuz.
Buna rağmen, hatta belki de tam olarak bu zorluğu nedeniyle, Boğaz’da yüzmek gerçekten çok özel bir deneyim. Sağlığı elveren ve yüzme sporunu seven herkese hayatlarında en az bir kez bu deneyimi yaşamalarını kesinlikle tavsiye ederim.

D.T.: Ben de burada kendi yaşadığım bir anıdan bahsetmek istiyorum. Her sene yarışı basın teknesinden takip ediyorum çünkü benim ailemde de çok sayıda yüzücü var. Bir sene Japon bir yüzücü vardı. Finişe yaklaşık 10 metre kala çok güçlü bir ters akıntıya yakalandı. Yaklaşık 10 dakika boyunca yüzdü ama bir türlü ilerleyemedi, olduğu yerde kaldı.
Biz de, “Bırak kendini, akıntı seni atsın; yukarıdan dolaş,” diye uyarmaya çalıştık. Fakat bizi anlamadı ve ne yazık ki yarışı bitiremedi. Şimdi sizin akıntıyla ilgili anlattıklarınız üzerine bu anı aklıma geldi, ben de eklemek istedim.
T.A.: Şöyle bir durum da var: Eğer o akıntıyı doğru ayarlayamazsanız, bu kez sizi Galatasaray Adası’ndan Kız Kulesi’ne doğru, yani öbür tarafa sürüklüyor. O noktadan sonra da yarışı bitirmeniz zaten mümkün olmuyor. Çünkü akıntıya karşı geriye doğru yüzemiyorsunuz ve başka bir noktadan sudan çıkmak zorunda kalıyorsunuz. Kısacası, parkuru ve akıntıları çok iyi çalışmak gerekiyor.
D.T.: Babanız Başar Acarlı’dan da bahsedelim dilerseniz. Sizin gibi yüzücü olan kardeşiniz Laden Acarlı’yla Kınalıada Su Sporları Kulübü ve babanız üzerine daha önce bir program yapmıştık. Bugün de onun başlattığı Uluslararası Prens Adaları Yüzme Yarışı organizasyonunu konuşarak kendisini bir kez daha analım. Bize biraz bu organizasyondan ve nasıl ortaya çıktığından bahseder misiniz?
T.A.: Tabii ki. Babam kulübümüzün yönetim kurulu başkanıydı. 1968 yılında Kınalıada’ya bir tesis kazandırmak, yüzme sporunu hayata geçirmek ve sporu gençler arasında yaygınlaştırmak amacıyla bir dernek kuruyorlar. Bu dernek de her yıl biraz daha büyüyerek bugüne kadar geliyor.
Aslında babam hayatını spora adamış bir insandı. Kendisi de yüzme ve su topuyla ilgilenmiş, sporu çevresindeki insanlara ve özellikle gençlere sevdirmeyi kendisine misyon edinmişti. En büyük hedefi gençleri yetiştirmek ve sporun onların hayatında önemli bir yer edinmesini sağlamaktı. Bu doğrultuda onların deneyimlerini her zaman en üst seviyeye çıkarmaya çalışırdı. Yurt dışındaki yarışlara gittiğimizde amacı sadece yarışmamız değil, aynı zamanda seyahat etmemiz, Avrupa’yı görmemiz ve dünyaya dair ufkumuzu genişletmemizdi.
Zaman içerisinde yalnızca gençleri yetiştirmekle kalmadı, performans sporcuları da yetiştirmeye başladı. Bu süreç, Türkiye şampiyonalarından milli takım düzeyinde sporcular kazandırmaya kadar uzandı. Ben de babamın açtığı bu yolda ilerlemeye devam ediyorum.
Yönetimde birlikte çalıştığım ablam Laden Acarlı da Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük yüzücülerinden biridir. Tek bir yıl içerisinde 100’den fazla Türkiye rekoru kırmıştı. Laden’in gerçekten çok farklı bir yeteneği vardı.
Kutay Duman ve diğer sporcu arkadaşlarımızla, antrenörlerimizin de desteğiyle, babamın 1992 yılında başlatmış olduğu Uluslararası Prens Adaları Yüzme Şampiyonası’nı organize etmeye devam ediyoruz. Şampiyona yıllar içerisinde giderek büyüdü. Bugün European Aquatics yani Avrupa yüzme sporlarının çatı kuruluşu tarafından da tanınan uluslararası bir yüzme yarışı hâline geldi. Bu yıl 39’uncusunu gerçekleştirdik. Yurt dışından gelen sporcularla birlikte yaklaşık 650 kişi katıldı. Kınalıada’da gerçekten büyük bir şölen vardı.

D.T.: Müthiş. Bir ay falan oluyor sanırım değil mi?
T.A.: Bir ay oluyor, evet. Bu organizasyonun en önemli tarafı, Kınalıada’da uluslararası bir spor geleneği oluşturmuş olmamız. Prens Adaları Yüzme Şampiyonası’nı artık Türkiye’de herkes biliyor. Keyifle katılınan bir yarışma hâline geldi. Yaklaşık 40 yıldır sürdürdüğümüz bu gelenek, babamın 1985’te ortaya koyduğu vizyonun bugün hâlâ yaşadığını gösteriyor.
Bu sporcuları kulübümüzde ağırlamak; onlara Kınalıada’yı, İstanbul’u ve Türkiye’yi tanıtmak bizim için çok önemli. Sonuçta Kınalıada, Türkiye’de bile birçok insanın yeterince bilmediği bir yer. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden Mısır’a kadar dünyanın farklı yerlerinden sporcuları adamıza getiriyoruz. Farklı insanları ve ülkeleri bir araya getiriyor, dostluklar kurulmasına vesile oluyoruz. Aslında bütün bunlarla birlikte, yıllar boyunca devam edecek bir gelenek yaratıyoruz.
D.T.: Evet, çok köklü bir kulüpsünüz. Benim kardeşim de sizin sporcularınızdan biri mesela. Bir de Başar Acarlı’nın Kınalıada’nın kültürel peyzajına yaptığı katkıları hatırlatalım. Kendisi çok özel bir mimardı. Kınalıada’ya modern mimarlık mirasının önemli örneklerinden biri sayılabilecek bir cami kazandırmıştı. O da gerçekten çok etkileyici bir yapı.

T.A.: Bizim dedemiz, “İstanbul’da çocuk büyütmek zor, biz adaya taşınalım,” düşüncesiyle yaklaşık 100 yıl önce Kınalıada’ya taşınmış. Babam da adada doğmuş ve ilkokulu burada okumuş. Daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’ni kazanmış. Hayatı boyunca hep Adalar için bir şeyler yapmak istemiş.
28 yaşındayken Turhan Uyaroğlu ile birlikte Kınalıada Camii’ni yapmışlar. Kınalıada Camii çok özel bir yapı. Secdeye duran iki insanın birbiriyle kesişmesini çağrıştıran formu ve yelkenli direğini andıran minaresiyle çok farklı bir cami.
Bir gün ABD'de mimarlık okuyan bir arkadaşım beni aradı. “Bugün derste babanın yaptığı camiyi anlattılar. Babanın adını duyunca çok gurur duydum, seni aramak istedim,” dedi.
Kınalıada Su Sporları Kulübü, Burgazada Deniz Kulübü’nün yüzme havuzu, Heybeliada Spor Kulübü’nün bütün mimarisi ve Kınalıada ile Adalar’daki yüzlerce ev babamın imzasını taşıyor. Evimizden çıkıp kulübe gidene kadar onun tasarladığı onlarca binayı görüyoruz. Dolayısıyla her gün babamızı anıyoruz. Onun Adalar’daki vizyonunu, çalışmalarını ve eserlerini görerek gurur duyuyoruz.
N.S.: Şimdi çok kısa bir şeyden bahsedeceğim. Sevgili Victor Albukrek’in Bir Zamanlar Büyükada diye bir kitabı var. Orada anılarını anlatırken çok güzel bir şey söylüyor: “Gençlerin pişmesi için Adalı aileler çocuklarını denize salardı. Deniz tüm Adalılar için yaşantının ayrılmaz hayat arkadaşı, teknelerimiz ise yavrularımızdı.”

Peki, deniz bizim için hâlâ bir hayat arkadaşı mı? Bugün denizle kurduğumuz ilişkiyi nasıl tarif edebiliriz? Çünkü birçok nedenle denize erişimimiz giderek zorlaşıyor, kıyıyla bağımız kesiliyor ve deniz giderek kirleniyor. Siz bu dönüşümü nasıl görüyorsunuz? Babanızın ve sizin hayatınızın büyük bölümü denizle iç içe geçti. Bu nedenle özellikle size sormak istiyorum: Denizle birlikte yaşamak bugün sizin için neye dönüştü?
T.A.: Aslında zor bir soru. Çünkü biz Kınalıada’da ya da İstanbul’da yaşarken denizin ne kadar özel bir unsur olduğunu çok fazla fark edemiyoruz. Çünkü hayatımızın her parçasında deniz var. Sabah uyanıyorsunuz, denizi görüyorsunuz; motorla işinize gidip geliyorsunuz, bütün hafta sonunu denizin içinde geçiriyorsunuz. Ama tabii ki ülkenin her yeri bu şekilde değil.
Özellikle Marmara Bölgesi’nde giderek kirlenen bir deniz var. Birkaç sene önce biliyorsunuz, müsilaj problemi yaşadık. O problem bize aslında denizin yaşamımızda ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu ve onu korumanın ne kadar kritik olduğunu gösterdi. Denizi bir değer olarak korumak, kendimize karşı da büyük bir sorumluluk. Daha duyarlı olmamız gerekiyor. Bugün bizim kullandığımız denizleri yarın çocuklarımıza bırakabilmemiz gerekiyor.
Aslında Kınalıada’da deniz yaşantısı açısından çok büyük bir fark görmüyorum. Hâlâ her şekilde denize giriyoruz. Kınalıada Su Sporları Kulübü’nün önünde de her sene düzenli olarak ölçüm yapıyoruz. Deniz temiz, sağlıklı ve herkesin kullanabileceği durumda. Ama her yer böyle değil. Toplum olarak buna biraz daha dikkat etmemiz gerekiyor.
D.T.: Bunda deniz çayırlarının etkisi de olabilir mi? Çünkü bütün Prens Adaları’nın etrafı deniz çayırlarıyla kaplı.
T.A.: Ne gibi bir etkisi?
D.T.: Temizleme etkisi. Bilimsel olarak deniz çayırları denizi temizleyen özelliklere sahipler. Prens Adaları'nın da en önemli özelliği etrafının deniz çayırlarıyla kaplı olması. Hani burada temiz bir ölçüm sonucu çıkması buna bağlı olabilir mi?
T.A.: Olabilir. Bir de Adalar’ın önünde çok şiddetli bir akıntı var. Özellikle Eylül ayında Adalar’a gelmenizi tavsiye ederim. Deniz son derece şeffaf ve temiz oluyor. Herkesin rahatlıkla yüzebileceği bir deniz. Adalar’ın çevresinde, özellikle spor amaçlı yüzen pek çok insan var. Baktığınız zaman birçok kişinin hem denize girdiğini, hem de spor yaptığını görüyorsunuz.
Denizlerle beraber havuzları da biraz düşünmemiz gerektiğini düşünüyorum. Mesela bana geçmişle bugünün havuzlarını kıyaslayabilir misiniz diye sorsaydınız, cevabım şöyle olurdu: Benim yüzdüğüm dönemle kıyasladığımda bugün kesinlikle çok daha fazla havuz var ve insanların havuzlara erişimi de çok daha kolay. Artık İstanbul’da ve Türkiye’nin neredeyse her ilinde kapalı yüzme havuzları var.
Bizim yüzdüğümüz dönemlerde İstanbul, İzmir ve Ankara’da yüzme takımları vardı. Diğer şehirlerde yüzme takımı bile yoktu, yarışlara sporcu göndermezlerdi. Ama bugün Türkiye şampiyonalarındaki tablo gerçekten gurur verici. Türkiye’nin dört bir yanından sporcular yarışıyor ve yüzücü sayısı da ciddi biçimde artmış durumda.
Ama tabii ki denizlerle bu kadar çevrili bir şehirde çok daha fazla havuz olmalı. Denize yakın havuzlar, belki deniz suyuyla doldurulmuş havuzlar yapılabilir. İnsanlar yüzebilmek için trafikte saatlerce yol gitmek, bir havuza ulaşmak için uğraşmak zorunda kalmamalı. Yaşadıkları yere yakın bir yerde yüzebilmeli. İstanbul gibi bir şehirde bu imkânların çok daha fazla artırılması gerekiyor.

D.T.: Süremiz sanırım dolmuş ama son yarım dakikada biraz da yaşadığınız güçlüklerden bahsedelim isterseniz.
Sizin 300’den fazla sporcunuz var. Siz ve diğer spor kulüpleri yüzlerce sporcu yetiştiriyorsunuz ancak kaynak yaratma ve finansman bulma konusunda ciddi zorluklar yaşıyorsunuz. Üstelik devletten düzenli destek alan spor kulüpleri de değilsiniz. Peki, faaliyetlerinizi yalnızca kendi imkânlarınızla ve üyelerinizden aldığınız aidatlarla sürdürmek yeterli oluyor mu?
T.A.: Biz 60 yıldır faaliyetlerimizi tamamen üyelerimizden aldığımız aidatlarla sürdürüyoruz. Hiç kimseden aldığımız herhangi bir destek yok. Bu, bizim için hem en büyük gurur kaynaklarından biri, hem de önemli bir sorumluluk.
Ancak Kınalıada’daki tesislerimizi yalnızca üç ay kullanabiliyoruz. Bizim ve diğer Ada kulüplerinin en büyük problemi, İstanbul’da kendimize ait kalıcı bir tesisimizin olmayışı. Dolayısıyla misyonu tamamen spor olan bizim gibi kulüplerin İstanbul’da kalıcı bir tesisi olsa çok daha büyük başarılar elde edebiliriz.
Kınalıada Su Sporları Kulübü olarak en önemli hedeflerimizden biri, İstanbul’da kalıcı bir tesise kavuşmak ve spor faaliyetlerimizi daha etkin bir şekilde sürdürebilmek. Çünkü biz yalnızca bugünün sporcularını yetiştirmek değil, önümüzdeki 20-30 yıl boyunca da Kınalıada’dan ülkemizi temsil edecek sporcular yetiştirmek istiyoruz. Bu spor kültürünü hem kulübümüzde, hem de İstanbul’da gelecek kuşaklara aktarmayı ve yaşatmayı hedefliyoruz.
N.S.: Çok teşekkürler Tolga Bey. Sağolun katıldığınız içn.
T.A.: Ben çok teşekkür ediyorum.
N.S.: Çok güzel bir emek veriyorsunuz, çok önemli bir şey yapıyorsunuz. Umarım istediğiniz gibi ilerler. Yolunuz açık olsun.
D.T.: Çok teşekkürler. Ama kapatmadan 30 Ağustos Çanakkale Yüzme Yarışları var ve Nevin'i orada alkışlayacağız. Nevinciğim, bravo sana.
N.S.: İlk deneyimi yaşayacağım ben.
T.A.: Şimdiden başarılar.
N.S.: Bakalım, haftaya anlatacağım maceramı.
T.A.: Mutlaka parkuru çalışarak girin. Orası da biraz akıntılı bir parkur duyduğum kadarıyla.
N.S.: O da korkutuyor beni gerçekten ama konuşuyorum insanlarla.
T.A.: Evet, evet. Başarılar diliyorum size.
N.S.: Çok sağolun.
D.T.: Adalar hepimizin!
N.S.: Adalar hepimizin, Marmara hepimizin! Hoşçakalın.
Benzer İçerikler
Boğazdan Adalara
Derya Tolgay, Nevin Sungur, Talin Sirvart Papazian
Ada Kıyılarının Dönüşümü
Derya Tolgay
“Bir çocuğun su sporlarının içinde büyümesi çok önemli”
Derya Tolgay, Nevin Sungur, Ali Mengü Şeker
Adalar Hepimizin!
Derya Tolgay