Apaçık Radyo

İklim krizine dair komplo teorileri

19 Ağustos 2026
Diğerkâm’da bu hafta iklim krizine dair komplo teorilerine ve bu söylemlerin iklim iletişimine etkilerine odaklanıyoruz. İklim inkârının değişen biçimleri, afetlerin gizli teknolojilerle üretildiğinden iklim politikalarının özgürlükleri kısıtlayacağına uzanan iddialar nasıl ortaya çıkıyor ve yayılıyor? Yanlış bilgiyle mücadelede bilimsel verilerin yanı sıra güven, adalet ve katılımın önemini konuşuyoruz.

Damla Özlüer: Herkese merhaba, Apaçık Radyo'da, Diğerkam'da Rauf Kösemen ve Damla Özlüer'le berabersiniz sevgili dinleyenler. Bugün size bir hikayeyle başlıyoruz. Büyük bir selin, orman yangınının ya da olağandışı bir fırtınanın olduğunu düşünün. Ardından sosyal medyaya baktığımızda şöyle bir şey görüyoruz: Önce felaketin görüntüleri geliyor. Sonra gökyüzünde uzanan bir uçak izi, uzak bir askeri tesisin fotoğrafı ya da böyle kesilmiş bir video dolaşıma giriyor. Biri "Bu doğal değil," diye yazıyor, bir başkası HAARP diyor, bir diğeri bulutların kimyasalla değiştirildiğini, afetin belli bir bölgeye ya da belli bir ülkeye yönlendirildiğini öne sürüyor ve bunlar hızla dolaşıma giriyor. Yani yaşanan doğa olayı aslında bir anda atmosfer biliminin konusu olmaktan çıkarak gizli aktörlerin planına dönüşüyor. Anladığınız üzere bugünkü konumuz iklim krizi çevresinde oluşan komplo teorileri ve iklim inkarcılığı. Bu meseleler konuşulurken genelde bir tür yanlış bilgiler listesi oluşturmaya odaklanılıyor ama bunun yerine biz bu inkar ve komplo anlatılarının nasıl ayrıştığını, kimler tarafından taşındığını konuşmak istiyoruz, buraya odaklanmak istiyoruz. Çünkü nasıl yayıldığını anlamak, bir yandan da hangi ihtiyaca binaen piyasaya sürüldüğünü görmemize sebep olacak diye düşünüyoruz. Rauf hoş geldin. Sen başla.

Rauf Kösemen: Hoş bulduk. Güzel bir konu. İklim krizi ve komplo teorileri konuşacağız bugün. Şimdi her itiraz edenin komplo olmadığını söylemekle başlayayım ben. Evet, komplo teorileri var. Yani dediğin gibi birtakım kırpılmış videolarla, arka arkaya getirilmiş, bağlamından kopartılmış görüntülerle sembolize edebiliriz bu şeyi ya da benzer metinlerle sembolize edebiliriz. Ama itirazlar da edilebilir tabii. Mesela iklim krizinin varlığı ya da insan eliyle olduğu konusunda bilimsel olarak bir fikir ayrılığı yok. 2023'te bir sentez raporu yayınlamıştı IPCC. İnsan faaliyetlerinin küresel ısınmayı açık bir şekilde tetiklediğini ortaya koymuştu burada. Dünya Meteoroloji Örgütü'nün de 2026'da yayınladığı bir rapor var. 2015-2025 arasını bugüne dek ölçüm yapılan tüm zamanların en sıcak dönemi olarak kaydetmiş. Bir de böyle yüzlerce bilimsel araştırma var; yani iklimin ısındığını, değiştiğini, aşırı hava olaylarının arttığını ve bütün bunlarda insan etkisinin temel belirleyici olduğunu gösteriyor. Yani aslında elimizde tartışmasız bir gerçek var. Evet, iklim krizi tartışması gerçek ama buna bakış, bu krizle nasıl başa çıkılacağına dair politika aynı gerçeklikte, aynı açıklıkta değil aslında. Tek bir politika gerçekliği yok, tek bir yaklaşım yok. Mesela karbon vergisinin tasarımından söz ediyorsak, enerji dönüşümü gerekiyor, buna tabii bir maliyet harcanacak; bundan söz ediyorsak, madenlerin etkisinden, yerel farklılıklardan, çiftçinin nasıl destekleneceğinden ya da kentlerde bugüne dek ortaya çıkartılmış düzenin nasıl değiştirileceğinden, yani mevcut ulaşımın nasıl düzenleneceğinden —işte 15 dakikalık kentler falan gibi kavramlarla tartışıyoruz ya— bunlarla ilgili ya da iklim teknolojilerinin nasıl denetleneceği, yani kim tarafından denetleneceği gibi pek çok şey var. Bunların hepsi de farklı farklı siyasal tercihler demek. Ama bir taraftan da işte komplo teorileri dediğimiz, yani iklim inkarcılığı diye belki genelleştirebileceğimiz şeyler yeni alanlar açıyor. Yani bir yandan bu farklı siyasal tercihler var ama bir taraftan da bunların arasında dans eden bir iklim inkarcılığı kendine yer buluyor. Yani insanlar politikaları adaletsiz bulabilir, pahalı bulabilir, "yanlıştır" der, "yetersizdir" der, yüksek sesle de söyleyebilir. Bu kadarı komplo değil. Yani bu normal bir şey, yanlış demek. Ama bilim insanları, kurumlar, sivil toplum örgütleri falan "gizli bir planın parçası" diyorlar. Bu gizli planın parçası olarak da işte az önce anlattığım farklı politika alanlarını kullanmaya yelteniyorlar. İşte burada bir evirme çevirme başlıyor. Yani böyle kanıtları her zaman burada bir komplo olduğuna, bilinmeyen bir gücün bizi kandırdığına dair bir şeyin delili olarak kullanıyorlar. Bu da acayip bir şey. Yani şöyle oluyor mesela; siz diyorsunuz ki, o söylediğiniz kanıt şu şu anlama gelmiyor. Bakın burada onun karşılığı şöyle. Buna cevap olarak, "İyi o zaman, komplo çok iyi saklanıyor demek ki" falan diye bir cevapla karşılaşıyorsunuz. Böyle bir şeyi yanlışlamak da imkansız. Yani kanıt istediğinde iyi gizlendiğini söylüyor.

D. Ö: Kendini gerçekleştiren kehanet bir anlamda.

R. K: Kapalı kehanet yani bir de üstelik. Bir de tabii kafa karıştıran şeylerden birisi de, hakiki çıkar çatışmaları var bu meselenin içinde. Böyle belgelenmiş kurumsal aldatmalar var. Yani fosil yakıt şirketlerinin iklim bilgisini nasıl çerçevelediğini 2021'de bir araştırma belgelemiş mesela. Belirsizlik üretiyor, sorumluluğu tüketiciye kaydırma pratikleri üretiyor. Bunlar var. Şimdi buna benzer bilgi çerçeveleme stratejileri, iklim konusundaki gerçeklerin külliyen gizlendiği, dünyaya hakim olan kurumların tek ve sınırsız bir planı olduğu, bunun da gizli olduğu gibi bir anlatıya destek olarak kullanılıyor. "Bakın işte burada böyle bir şey yaptılar, demek ki tersini de yapabilirler" falan gibi. Ama öyle değil. "Bak kanıtı burada" dediğinde de, "Yok yok, onlar gizliyorlar, sen görmüyorsun" cevabıyla karşılaşıyorsun. Bu biçim değiştirme üzerine biraz konuşmak lazım, istersen sen devam et burada.

D. Ö: Söylediğin önemli, biçim değiştirme aynı zamanda buna karşı olan söylemin de dönüşmesi anlamına geliyor ve o dönüşüm biraz da sancılı oluyor. Çünkü öyle bir dünyada ve öyle bir dönemde yaşıyoruz ki, "olmaz" dediğimiz her şeyin olduğu bir dönemde, karşı argüman geliştirirken de ayağımızı sağlam yere basmak gittikçe zorlaşıyor. Araştırmalar var bu meseleyle ilgili, özellikle 2020 sonrasında epey araştırma yapıldı. Ve bunlar gösteriyor ki; söylediğin gibi iklim inkarcılığı giderek çözüm ve politika alanına kaymış. "Burada kaybettik. Artık iklim krizinin olmadığını, iklim değişikliğinin olmadığını söyleme şansımız yok. O zaman çözüm ve politikalara doğru bir yeniden çerçevelemeye ihtiyaç var," olduğu görülmüş belli ki büyük odaklar tarafından, diye ben de bunu biraz ateşleyeyim. İklim inkarcı söylem çok uzun süre bize "Isınma yok, değişim insan kaynaklı değil," dedi. Ama zaman geçtikçe daha kullanışlı bir alana taşındı bu söylem. Artık bunun yerine mesela "Etkiler abartılıyor", "Çözümler işe yaramaz", "Bu politikalar özgürlüğü kısıtlar" —ki özellikle Batı dünyasında çok ciddi karşılık bulan bir söylem bu— ya da "Zaten dünyanın kendi döngüsünde iklim değişiklikleri var, bu çok anormal bir şey değil"e doğru kaydı söylem. Bu da geliştirilebilecek karşı söylemin zorlanmasına sebep oluyor. Çünkü birçok yerden belirsizlik üretiliyor. İşte Birleşmiş Milletler'in raporuydu bundan birkaç yıl önce, "Belirsizlikler Çağı" diye. Bu aynı zamanda bilgi akışının da grileştirilmesi ve çok yanlış ya da bilerek yanlış enformasyon verilmesine alan açıyor. 2021'de yapılan bir araştırma var. 255 binden fazla metin incelenmiş ve iklim karşıtı iddialar beş basamakta toplanmış: Birincisi, ısınma olmuyor. İkincisi, insan kaynaklı değil. Üçüncüsü, sonuçlar kötü olmayacak (yani biz bir şekilde idare edeceğiz insanlık olarak). Dördüncüsü, çözümler işe yaramayacak. Beşincisi de, bilime ya da bilim insanlarına güvenilmez. Ki bu sadece iklim meselesinde değil, sağlık meselesinde de karşımıza çıkan ve insanlığın aslında çok uzun yıllar zorlukla elde ettiği birtakım sağlık bilgilerini ve başarılarını da geriye düşüren bir inkarcılık biçimi. Araştırma, saldırıların zaman içinde doğrudan iklim krizi kavramına değil, özellikle çözüm ve politika alanına kaydığını gösteriyor. 2020'de de bir başka araştırma var; "iklim geciktirme söylemleri" adı verilen bir çerçeve belirleniyor. Bu da aynı kayma aslında. Bu söylemler iklim gerçeğini kabul ediyor ama sorumluluğu başkasına yönlendiriyor. Dönüştürücü olmayan küçük çözümleri yeterli gösteriyor —ki biraz önce sen de söyledin; sorumluluğu tüketiciye kaydırma... İşte evde musluğunu daha az kullan, su kullanımına dikkat et, beş dakika az duş yap. Oysa ki veriler bize gösteriyor ki; evlerde kullanılan hane halkı su tüketimi, sektörlerin kullandığından katbekat az. Asıl sektörlerin regüle edilmesi gerekiyor. O yüzden de sonuç hep aynı yere çıkıyor: İklim eylemi erteleniyor. Eylem ertelendikçe daha büyük bir faturayla karşı karşıya kalıyoruz. Uluslararası Bilgi Ortamı Paneli 2025'te 300 çalışmayı bir araya getirmiş ve sistematik bir derleme yapmış. Şirketlerin, siyasi aktörlerin ve dijital ağların maliyet, etkinlik ve adalet tartışmalarını yanıltıcı hikayeler için kullandığını net bir biçimde göstermiş. Maliyet ve adalet gibi sorunlar gerçek. Yani burada bir çizgiyi çekmek gerekiyor. Ama inkarcı ve yanıltıcı hikayelerle bu sorunları çözmek yerine, onları bütün iklim gündemini tartışmalı hale getiren gizli niyetlerin kanıtları olarak konumlandırıyorlar. Bu da içinden çıkılmaz bir hale varıyor bir noktadan sonra. Yani sonuç aynı: Sorunu kabul ediyoruz ama çözüm üzerine konuşmak, çözüm için harekete geçmek erteleniyor. Ve bu duraklama bugün kendi hayatımızdan da görüyoruz ki çok pahalıya mal oluyor.

R. K: Yani tabii bütün bunları yapan da böyle bir anlatı demeti var elimizde. Ben bunlara buket dedim, anlatı buketleri dedim. Tekil değil iklim hikayeleri. Birkaç ana gruba ayırarak konuşmak iyi olur diye düşündüğüm için... Bunlardan bir tanesi büyük aldatmaca hikayesi. Yani veriler sahte, iklim verileri uydurulmuş, sıcaklık kayıtları manipüle ediliyor. Anlatı bize iklim krizinin bilim insanları, kurumlar ve hükümetler tarafından üretildiğini söylüyor. Sıcaklık verilerini değiştiriyorlar, uydular gerçeği gizliyor diyor. Tek bir soğuk gün olduğunda alıyor bunu diyor ki, "Tüm ısınma meselesi yanlıştır. Bakın işte böyle bir soğuk gün oldu." Çok nadir böyle bağımsız ölçüm var ama bunları alıyor, bağlamından koparıyor, bir kenara koyuyor, tek tek olaylara odaklanıyor. Çünkü delil arıyor. Önce kararı veriyor, sonra onu delillendiriyor. İkincisi; bilimsel uzlaşının ve sansürün olduğunu, bilimsel uzlaşıda bir komplo olduğunu söylüyor ve bunun sansürle üretildiğini söylüyor. Bilimsel uzlaşı, onlara göre baskı ve fonlarla üretilmiş. İklim bilimi tamamen reddedilmiyor burada ama uzlaşının kariyer ve siyasi baskıyla oluşturulduğu ileri sürülüyor. Bir de alan dışı uzmanları ekliyorlar. Yani yasaklı hakikati söyleyen bir kişi var. Bu alan dışından ama ona böyle bir rol veriliyor. Sanki kanıt ağı kapalı, bu kişi de bir hakemlik yapabilecek bir durumdaymış gibi onun görüşlerine başvuruluyor. O da tabii bilimsel uzlaşı üzerine birtakım şeyler söylüyor. Öyle bir uzlaşı olmadığını, olan uzlaşının yalan olduğunu, fonlarla üretildiğini falan söylüyor. Bir üçüncüsü; ranta, vergiye ve yeşil piyasaya dayalı olduğu. Bu iklim meselesinin, iklim politikasının ekonomik çıkar için kurulduğu; karbon vergisi, emisyon ticareti, yeşil yatırımlar, bunlar hep belirli gruplara kazanç sağlamak içindir diyor bunlar. Gerçek çıkar çatışmaları da var tabii ama bunların tüm iklim bilimini açıklayan tek plana indirgenmesini yapıyor bu anlatı. Dördüncüsü; küresel kontrol veya egemenlik kaybı, yani kendi bulunduğu alanda. Birleşmiş Milletler, WEF gibi kurumların özgürlükleri ortadan kaldıracağı iddiası var. Dünya Ekonomik Forumu, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, yani küresel elitler; iklimi bahane ederek tüketimi, beslenmeyi ve mülkiyeti kontrol edecekler diyor. "Great Reset" var ya, büyük yenilenme, büyük yeniden başlatma... İşte karbon pasaportu, iklim kapanması, 15 dakikalık şehirler... Bunlar bizi açık hava hapishanesine hapsetmek için yapılıyor diye iddialar ortaya sürüyor bu anlatı. Böylece teknik düzenleme diye başladığınız tartışma, birdenbire varoluşsal özgürlük mücadelesine dönüyor. Bir beşinci şey var, hava mühendisliği. Yapay hava var. "HAARP afetleri mühendisliklerle üretiyor, hava olayları gizli teknolojilerle üretiliyor," mesela "Uçaklar kimyasal püskürtme yapıyor" diyor. Uçakların izleri var ya havadaki, onları püskürtme olarak yorumluyor. İşte sel, kuraklık, yangın ya da kasırgaların bir silahla kontrol edildiğini söylüyor. Ama bildiğimiz veriler, bilimsel veriler, bulut tohumlama gibi sınırlı çalışmalar yapılabildiğini gösteriyor bize; öyle kasırga, sel, hortum gibi büyük sistemleri üretip yönlendirebilen bir teknoloji yok bugün insanlığın elinde. Zaten o teknoloji olsa bile sonuçlarını kontrol etmesi imkansız olan bir teknoloji. Sadece tek bir yerde, yani bütün dünyanın birbirine bağlı olduğu bir yerde, tek bir noktada başlamış bir hava hareketini orada sabit tutmak imkansız. Bir altıncı şey inançsızlık, yani acil eyleme inançsızlık daha doğrusu. İklim krizini hemen çözmemize gerek yok. Yani gelecekte çözülür, teknoloji çözer. Ya da doğa kendini onarır. Neden? İşte bunu söylüyorlar çünkü eylem gereksiz, bugün bu kadar uğraşmaya gerek yok, yarın bir teknoloji buluruz, sorunu çözeriz. Yedincisi "çözüm sabotajı" diye anılıyor. Bir tür yeni inkar bu. İklim değişikliğini kabul ediyorlar ama çözümlerin başarısız olduğunu, olacağını söylüyorlar. "Yenilenebilir enerji mesela şebekeyi çökertir," diyorlar. "Elektrikli araçlar külliyen zararlıdır." "İklim politikalarını uygularsan halkı yoksullaştırırsın." Yani biraz böyle garip karşılaştırmalı araştırmalarla, olumlu örneklerle desteklendiğinde de, bunların uzmanlar tarafından saklandığını söylüyorlar. Yani işte "fonlandıkları için yönlendiriliyor uzmanlar" diye bir tez vardı ya, onun gibi. Bir de tabii bir şey daha var, o da tam tersi: Krizi kabul edenlerin de, krizi gizlemek için —şirketlerin, devletlerin ve bu krize neden olan aktörlerin— bütün verileri gizlemek için tek merkezli bir faaliyet yürüttüğünü düşünüyorlar. Yani bunlara da böyle, "Fosil yakıt şirketleri bak veri gizlemişti" gibi örnekleri alıyorlar, bunu böyle bütün süreci açıklayan tek bir plan gibi sunuyorlar. Dolayısıyla bu da başka bir inkarcılığa, yani çözümsüzlüğe, "Zaten karşı taraf çok güçlü, bunu çözemeyiz" gibi bir şeye neden oluyor. Bunları bir de taşıyan aktörler var tabii. O aktörleri anlatmayı da sana bırakayım.

D. Ö: Belki de "belirsizlikler çağı" değil de "güvensizlikler çağı" demek daha doğru olacak. Çünkü hiçbirimizin birbirine güvenmediği ve toplumsal dokunun çözüldüğü bir çağda bu krizle karşı karşıya kalmak hepimiz için çok güzel oldu! Kimler bu anlatıları taşıyor dedin... Burada tek bir profil yok. Bazıları stratejik aktörler; yani siyasi ya da ekonomik belli alanları tutup buradan fayda sağlayan aktörler. Bazıları içerik üreticileri. Burada bir dikkat ekonomisi meselesi var. Sansasyon her zaman daha fazla tık getiriyor, daha fazla gelir getiriyor. O yüzden de bilimsel ve sade gerçekleri anlatmak yerine bu türden büyük komplo teorilerini anlatmak çok daha fazla görünürlük sağlıyor. Bazıları gerçekten inananlar, yani bütün kalpleriyle bu meseleye inanmışlar var. Bazıları da kaygıyla paylaşıyorlar. Yani savunucu kelimesi tek tip bir toplumsal grubu çağrıştırıyor ama aslında öyle değil. Farklı katmanlar var ve o farklı katmanlarla farklı iletişim kurmaya ihtiyacımız var. Aynı cümleyi paylaşan iki kişi bambaşka rollerde olabilirler burada. Yani bir şirket, düşünce kuruluşu ya da siyasi örgüt stratejik olarak kuşku üretmek isteyebilir ve üretebilir. Bir siyasetçi karmaşık bir meseleyi halkla elitler arasındaki çatışmaya çevirebilir, ki bu popülizmin çok işe yaradığını önümüzdeki yaşadığımız örneklerle biliyoruz. Bir influencer da dramatik örnekler ve "size söylenmeyen gerçekler" diyerek daha fazla çengel atıp daha büyük bir kitleye konuşmak isteyebilir. Bunlar farklı profiller. Ve durumu paylaşan bir kullanıcı da öfke, kaygı, mizah ya da yakın çevresinin etkisiyle iddiayı yeterince incelemeden dolaşıma sokuyor olabilir. Bu yüzden de bu farklı niyetlere göre stratejiler belirlemek gerekiyor. Bu roller arasında niyet, bilgi düzeyi ve etki bakımından çok büyük farklar var. Yani her paylaşımı örgütlü dezenformasyon gibi okumamamız, her itirazcıyı iyi niyetli bir yurttaş saymamamız gerekiyor. Bunlar doğru değil. Orada da bizim zihnimizin hemen kategorize etmeye yönelik genelgeçer tavrı devreye giriyor. Bundan kurtulmaya ihtiyacımız var. 2018'de 25 ülkeyi karşılaştıran bir araştırma var; ideoloji ile iklim şüpheciliği arasındaki bağı araştırmışlar. Ve bu bağın özellikle Amerika Birleşik Devletleri'nde güçlü olduğunu ama başka ülkelerde o kadar güçlü olmadığını göstermişler. Yani sağcı, yaşlı, eğitimsiz, erkek gibi böyle kolay bir portre çizmek mümkün olmuyor burada. Keşke olsaydı. Yine bir araştırmadan bahsetmek istiyorum. 2023'te 43 çalışma incelenmiş, bir derleme yapılmış. İklim şüphecilerinin tek parça bir grup olmadığını; yaş, cinsiyet, eğitim, gelir ve dindarlık gibi özelliklerin bir çalışmadan diğerine değiştiğini görmüşler. Yani inkarcıları anlamak için demografi bize güvenilir bir teşhis aracı sunmuyor. O yüzden de bütün bunlara baktığımız zaman genel eğilimlere bakmakta fayda var. 2023'te yapılan bir meta analiz var mesela; tehdit algısı, sezgisel düşünmeye yüksek güven, kötü niyet beklentisi ve kişinin kendini ayrıcalıklı bir azınlığın parçası olarak görme ihtiyacı. Bu türden davranışlar, özellikler öne çıkıyor inkarcılar arasında. Diğer yandan da bu ilişkiler tam bir teşhis için de anahtar değil. Çünkü aynı özelliklere sahip insanların büyük çoğunluğu iklim komplolarına inanmayabiliyorlar. Ezcümle tek bir profile indirgemek mümkün değil. Ama asıl belirleyici olan temalar... Bilime güvensizlik, gruplara güvensizlik... Elitler halka karşı algısı.

R. K: Evet, elitler halka karşı kısmı bildiğimiz popülizm aslında, politik popülizm. Bu mesele... Şimdi bir taraftan bunlar böyle yapıyorlar ama bu hikayeler peki nasıl tanınacak? Yani bir komplocu ve inkarcı bir hikayeleme yöntemi var. Bu hikayeleme yönteminin özellikleri neler, onu konuşalım. Programın da sonuna doğru geliyoruz. Gelecek hafta buradan devam ederiz diye düşünüyorum tekrar kaldığımız yerden. Bu komplocu yaklaşımlarda hikayenin nasıl bir yapıya dayandırıldığı, hikayeyi yayanın kim olduğundan, kimlik formundan daha önemli. Lewandowsky ve John Cook bir komplo teorisi el kitabı yazmış. CONSPIR diye bir çerçeve oluşturmuş burada. Ve iklim inkarı literatüründeki FLICC taksonomisi gibi de bir şey var destek olan buna. Bu ikisi diyor ki bize; CONSPIR çerçevesi ve FLICC taksonomisi içeriği değişse bile benzer düşünme kalıpları tekrarlanıyor. Mesela şöyle şeyler oluyor: Bir sonucuna odaklanıyor, yani olması gereken olan şeyin ne olduğuna karar veriyor. İklim inkarcılığı yapacak, iklim krizinin tartışmalı hale gelmesini sağlayacak. Buna karar vermiş. Ama bir yandan diyor ki mesela bu kararı yüzünden "ısınma yok", ama öte yandan da bir başkasına ısınmayı "HAARP yapıyor" dediği durumlarda da olay önemli değil. Çünkü karar verilmiş. Yani iklim krizini tartışmalı hale getirilmek istiyor. Bunun için birbiriyle çelişkiler içeren iddiaları da aynı anda savunabiliyor. Yani hakikati ve bariz olanı reddetmek buradaki amaç. Bir başka işareti bu hikayelemelerin; aşırı şüphecilik. Yani bunu iyi bir şey zannediyorsunuz ama her belge, uzman ya da kurumu bağımsız bir kanıt olarak görmüyorlar. Bunu bir ağın parçası olarak yorumluyorlar. Aralarında küçük çelişkiler varsa onları büyütüyorlar ve kanıt olarak sunuyorlar. Mesela çıkar çatışmasını da büyük bir işaret olarak görüyorlar. Hata ya da yetersizlik ihtimalini hiçbir zaman önemli görmüyorlar. Onun yerine bilinçli ve kötücül bir niyet olduğunu kabul ediyorlar ve öyle başlıyorlar iddialara. Kanıtlara karşı bağışıklık sergiliyorlar. İddiayı çürütsen de anlatıyı dağıtamıyorsun. Sana şey diyor yani; "Demek ki gerçeği daha iyi saklıyorlar. Yani sen çürüttün ama demek ki saklamışlar. Bak anlatamıyoruz biz sana," diyor. Bir de böyle tek tek kanıt seçiyor. Tek bir soğuk günü alıyor, tek bir aykırı uzmanı önümüze sokuyor, kırpılmış bir videoyu ya da kısa bir zaman aralığını alıyor; çok kaynaklı, ortaklaşılmış uzman görüşlerinin, bütüncül değerlendirmelerin ve uzun dönemli verilerin önüne geçiriyor. Bilimden şimdi imkansız bir kesinlik talep ediyor bir de. Yani farklı olasılıklardan söz edersen, hata payından, gelişen teknolojinin sahada avantajlarla ortaya çıkan yeni bulgularından ya da "Mevcut teknoloji yetersiz, henüz bunları çözemeyiz" falan dediğinde, sana diyor ki "O zaman bilim çöktü." Halbuki sen normal bir ihtiyat üzerinden konuşuyorsun. "Yok," diyor, "yani bilimsel belirsizlik diye bir şey olmaz, bilim nettir. Bilim çöktü, zaten bilim insanları hiçbir şeyi de tam olarak bilmiyorlar," diyor. Bu tanıdıktır herhalde, yani çevrenizden çok duyuyorsunuzdur bunu. Biz bu işaretlere bakınca, bir kişinin söylediklerini, kimliğini vesaire değil de iddianın kanıtla kurduğu ilişkiyi değerlendirmek üzerinden bakmalıyız. Yani bu işaretleri o yüzden anlatıyoruz. Kişilere yönelmeyin, hangi mekanizmaları kullandıklarına bakın. Böylece o kişi çok itibarlı bir kişi olabilir ama kullandığı mekanizma, olayın yanlış olduğunu gösterecektir. İtibarına aldanmayın ya da tersi, o kişi çok kendine güvenli olabilir ama yanlış bir şey üzerinden ilişki kuruyor olabilir iddia ve kanıt arasında. Yani bu şekilde komplocu ve inkarcı iddiaları siyasi duruşu, yaşadığı coğrafya, cinsiyeti üzerinden tahmin etmek yerine; onu kullandığı metnin, anlatının, hikayelemenin yapısına bakarak anlayabiliriz. Yani içerik önemli değil burada, yapı önemli. Çünkü farklı farklı içerikleri aynı yapıda sunabiliyorlar. Yani bilgiye değil de bilginin nasıl işlendiğine yönelik bir çarpıtma var çoğunlukla bu mesele içinde, diyeyim. Programın da sonuna geldik. Gelecek hafta bu hikayelemeler üzerine konuşmaya devam edelim. Türkiye'deki durumu konuşalım mesela. Bunu nasıl konuşmalıyız, bunun formülleri üzerine konuşalım diyorum. Ve hoşça kalın diyelim dinleyicilerimize.

D. Ö: Zihnimizde çağrıştırdığı pek çok şey var. Bunların da bir demlenmesine izin verip haftaya konuya devam edelim. Apaçık Radyo'da, Diğerkam'da Rauf Kösemen ve Damla Özlüer'le beraberdiniz. Haftaya görüşmek üzere. Hoşça kalın.

Benzer İçerikler

  -     
Canlı Yayın
Şimdiki
Sıradaki
Sıradaki
Sıradaki