"Gölge et, başka ihsan istemem"
Açık Gazete'de Kentsel Isı Adası Etkisi İnisiyatifi'nden Remzi Çelik'le küresel ısınma ve aşırı sıcakların etkisini her geçen gün daha fazla hissettiğimiz bu dönemde, metropollerin neden kırsal ve ormanlık alanlara göre çok daha fazla ısındığını ve adeta birer "fırına" dönüştüğünü konuşuyoruz.
Özdeş Özbay: Evet, bir konuğumuz var. Remzi Çelik bizimle. Validebağ Mücadelesi'nden de tanıyoruz kendisini. Daha önce Açık Gazete'ye defalarca konuk olmuştu. Bugün özel bir konuyu konuşacağız. El Niño etkisinin yükselmekte olduğu bir dönemdeyiz. Okyanusların aşırı sıcaklardan dolayı rekor sıcaklıklar seviyesine geldiğini, orman yangınlarını, tayfunları vs. konuşuyoruz. Ancak bir de kentlerde, şu anda İstanbul'da da çok ciddi bir sıcaklık var, 30 derecenin üzerinde. Bu yaz batıdakine kıyasla daha az sıcak, daha serin geçiyor. Batı dünyası biraz daha yanarken kırk derecelerle. Fakat İstanbul'da da bir mağduriyetimiz var. O da kentsel ısı adaları, kentsel ısı adası etkisi var.
Ömer Madra: Yalnız İstanbul'da da değil tabii, Ankara'da da bir şeyler...
Ö. Ö: Bütün şehirler için geçerli. Betonun, asfaltın olduğu hemen hemen her yer için geçerli herhalde. Şimdi bu meseleyi Remzi Çelik'le birlikte konuşacağız. Hoş geldiniz Remzi Bey.
Ö. M: Merhaba, hoş geldiniz.
Remzi Çelik: Hoş bulduk Özdeş Bey, hoş bulduk. Teşekkür ederim, sağ olun Ömer Bey. Sizlerle tekrar buluşmak çok değerli.
Ö. Ö: Bizim için de öyle, çok teşekkürler.
Ö. M: Bizim için de öyle. Kentsel ısı adası konuşuyoruz değil mi? Nedir bu? Önce bir tanımını yapar mıyız?
R. Ç: Önce tekrar teşekkür edeyim. Çiçeği burnunda bir inisiyatifimiz var, Kentsel Isı Adası Etkisi İnisiyatifi diye. Arkadaşlarım adına da bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederek başlayayım. Şimdi Ömer Bey şöyle; aslında Kentsel Isı Adası Etkisi 1900'lerde özellikle Londra'da gündeme gelmiş bir kavram. Fakat son 5-10 yıldır özellikle akademi çerçevesinde çok fazlasıyla bilimsel yayınların olduğu, artık insanların bir kök nedeni olarak gördüğü bir konu. Burada aslında ilk paragrafımızda belki şu kavramları açmakta fayda var, karışıklıkları biraz daha aydınlatmak için. Kentsel ısı adası aslında bir sıcaklık farkı tanımı. Yani büyük metropol kentlerde şehir merkezi dediğimiz, downtown dediğimiz yerle onun bir çeperi ve ikinci çeperi dışındaki bölge ile ormanlık alan arasındaki sıcaklık farkı olarak tanımlanıyor. Yani 5 ile 12 derece arasında bu şehrin ve dokunun, etraftaki floranın durumuna göre bu sıcaklık aralığı değişiyor. Aslında kentsel ısı adası dediğimiz zaman bir sıcaklık farkından bahsediyoruz. Ancak kavramın diğer tarafı, kentsel ısı adası etkisi dediğimiz zaman; bu kentten kente yapılaşmanın çeşidine, geometrisine, oradaki yeşil ve mavi dokuya göre bütün canlılar üzerinde hatta cansızlar üzerindeki radyasyonun, ısı transferlerinin, rüzgarın etkisine de biz kentsel ısı adası etkisi diyoruz. Dolayısıyla bu etki aslında her saniye ilişki içinde olduğumuz sıcaklık, nem, basınç, hava hızları şekliyle devam eden bir olgu. Dolayısıyla bu noktada da açıkçası Özdeş Bey'in de giriş yaptığı gibi biraz gölgede kalmasını pek arzu etmediğimiz bir sağlık ve enerji sorunu. Büyük bir sağlık ve enerji sorunu bu kentsel ısı adası etkileri. Çünkü bu sıcak günleri yaşarken tabii ki onun da meteorolojik ve atmosferik olan olayların da antropojenik tarafı var. Yani insan kaynaklı fosil yakıt kullanımından dolayı. Fakat birçoğu tabii daha büyük bir fotoğrafta meteorolojik olaylar. O Gulf Stream, dağlar, ovalar... Yani işte Avrupa kavruluyor kırklarda, biz 35'lerdeyiz falan. Tabii ki bunun da insan tarafını unutmadan vurgulayalım. Ancak bu kentsel ısı adası etkisi, "ya bu sıcak hava dalgalarından dolayı kaynaklanıyor, yaz yazlığını yapar, kış kışlığını yapar" diyerek geçiştiremeyeceğimiz, saklayamayacağımız, gizleyemeyeceğimiz; kentlerde hataların üzerine kurulu bir fenomen, bir konu. Dolayısıyla sağlığımızı ve enerjiyle ilgili olan masraflarımızı, yatırımlarımızı falan ilgilendiren çok temel bir konu. O yüzden ısı kubbesi, sıcak hava dalgaları ile çok karışmaması lazım bunun. Onunla direkt ilişkisi var, onlarla birleştiği zaman bir afet tanımına, artık Birleşmiş Milletler 2025'te bunu aldı. Dolayısıyla aslında kentsel ısı adası etkisi sadece yazın değil, bu afet sınıfına alındığı için nasıl yıl boyunca senelerce afet hazırlık planları yapılıyor, kentsel ısı adası etkisi de artık kent planlamasında tercihlerde ranta dayalı değil ekosisteme dayalı, ekosistemi düşünerek hazırlık yapmamız gereken, bütün dünyanın yapması gereken bir konu. Yani bugün Hindistan'da, Amerika'da, Avrupa'da çok yoğun bir şekilde aslında kentsel ısı adası etkisi olayı ölümcül hale getiriyor. Dolayısıyla bunun sağlık ve enerji tarafını da birazdan açmaya çalışacağız.
Ö. M: Isı kubbesiyle... Bir de mesela aşırı nemli termometre diye adlandırılan bir tabir de var. O da hissedilen sıcaklık diye önemli bir kavramı da getiriyor. Yani bu da kentsel ısı adası... Kentsel Isı Adası bayağı çok ayrı bir bilimsel ve tarihi bir vaka olarak önümüze düşüyor. Geçenlerde bir şey vardı, ben sözünüzü kestim ama bir de şeyden bahsedecektim; Le Corbusier'nin, meşhur mimarın yaptığı yoksul halkın yaşayabileceği bir büyük gökdelen gibi binanın, tabii bu hesabı hiç hesaba katmamış normal olarak, yoksul insanların parasını ödeyebileceği bir binanın şimdi içinde yaşanamaz hale gelmesi gibi bir durum.
Ö. Ö: Sıcaktan mı?
Ö. M: Evet, sıcaktan. Çünkü kurulacak yer yok. Tamamen bu kentsel ısı adasından dolayı ortaya çıkan bir durumdan bahsediyor şimdi Londra'da. Felaket bir durum yani.
R. Ç: Evet, evet. Ömer Bey, vurguladığınız bir iki konuyu ben de dilim döndüğünce açmaya çalışayım. 35-40 yıl makine mühendisi ve yaşamını termodinamik, ısı transferi, yangın konularını hem proje aşamasında hem de uygulama aşamasında geçirmiş bir insanım. Gerçekten eskiden hep sıcaklık konuşurduk ama bütün meteorolojik hava durumunda biliyorsunuz artık hissedilen diye bir kavram var. Kışın bunu rüzgar çok etkiliyor. Yazın da işte o yaş termometre sıcaklığı dediğimiz teknik bir kavram, nemle olan ilişkisi. Yani nem arttığı zaman, havanın içindeki nem arttığı zaman fizyolojik olarak bütün canlılar aslında bir soğutma işini, içinde ürettiği enerjiden oluşan ısıyı ancak deri yoluyla, terleyerek ve solunum yoluyla atabiliyor. Dolayısıyla nem yüksek olduğu zaman ana fonksiyonumuz olan soğutma işini yapamıyoruz. Yani beyin de bunu yapamıyor. Aldığımız enerjinin yüzde 80'ini de beyin harcıyor. Dolayısıyla aslında biz Tabipler Odası'yla çok güzel bir seminer yaptık, hocalarımız katıldı. Umarım bir sonraki programı sağlığa odaklanarak, daha sonra enerjiye odaklanarak bu felaketi, bu afeti, gizli afeti, sinsi afeti daha da görünür kılarız. Yani 36,5 derece yüz binlerce senedir özellikle memelilerin oluşturduğu yaşam stratejisi. Yani biz her saniye aslında üç yolla; güneşten gelen radyasyon, konveksiyon ve kondüksiyon dediğimiz şeylerle ısı transferi yapıyoruz. Dolayısıyla o 36,5 derece; 1 derece, 2 derece arttığı zaman acile koşuyoruz. Ama biz 55 dereceye bir kentin gelmesine, bir asfaltın gelmesine müsaade ediyoruz. 70 dereceye bir çatının çıkmasına müsaade ediyoruz. Tabii ki dediğiniz gibi aslında benim bir açmak istediğim kavram da şuydu: ekosistem, kent ekosistemi. Yani kent ekosisteminde canlı, cansız... Yani insanlar da var ama diğer canlılar, bitkiler, hayvanlar, toprağın altındakiler... Cansızı niye katıyoruz? Taş ve betonla olan ilişkimiz var. Asfaltla olan ilişkimiz var, bir sıcaklık ilişkimiz var. Bunların arasındaki daha çok fiziksel ilişkiler. Dediğiniz gibi nem de bunda çok önemli. Burada vurgulamamız gereken kentsel ısı adasıyla direkt oluşan bir şey, tabii ki buharlar oluyor ama kentlerde rüzgar etkisi, soğutma etkisi dediğimiz doğal soğutmanın önünü kötü kent planlaması, ranta dayalı kent planlamasıyla, yüksek katlı binalarla... İşte Kadıköy'deki Fikirtepe'yi düşünün. Kentin içinde, Şikago'da bir tane downtown vardır ama İstanbul'un her tarafı artık downtown oldu, şehir merkezi. Oradaki yüksek katlı binalarla aslında rüzgarın kırılması nedeniyle nemi de atamıyorsunuz. Dolayısıyla fizyolojik olarak ısı krampları, ısı çarpmaları, ölümler... Yani burada aslında biliyorsunuz Paris, Londra 2012'de, 2020'de şu anda yani 60-80 binlere varan kitlesel ölümler yaşadılar ve bunu artık istatistik bilimi üzerinden kentsel ısı adasının etkisinin direkt ilişkili olduğunu, daha doğrusu bunun tabii bir hak temelli, sağlık hakkı, kenti soğutma hakkı diye bir kavram gelişti şu anda hukukun dilinde. Biz İstanbul Barosu'na da böyle bir şeyimizi verdik; ilgilendirici ve talep edici böyle bir kavramın artık dilimize, hukuk dilimize girmesi için. Dolayısıyla yurt dışında bu kentsel ısı adasının oluşturduğu, işte nasıl iklim adaleti diyoruz, suya ulaşma hakkı diyoruz temiz suya, temiz havaya; serin kente de ulaşma hakkı artı bir hak olarak, insan hakkı olarak, yaşam hakkı olarak tanımlanıyor. Biz de bunları göreceğiz umarım.
Ö. M: Soğutma adaleti diye de bir kavramımız var. Soğutma hakkı, soğutma eşitsizlikleri gibi bir kavram var.
R. Ç: Soğutma eşitsizliği... Yani buradaki konu aslında kentsel ısı adasını bir politik ya da haklar düzeyinde tanımlayacaksak şöyle bir tanım da yapabiliriz: Kentsel ısı adası etkisi; ısıtıp ticari kazanç elde edenle ısınan ve sağlık, enerji faturası ödeyenler arasındaki eşitsizlik diye tanımlanabilir. Dolayısıyla demin vurguladığınız çok önemli bir şey, zamanımız tabii akıyor. Bu konuda dezavantajlı gruplar, dezavantajlı mahalleler, sokakta açıkta çalışmak zorunda olan inşaat işçileri, yol işçileri, bakım işçileri, özellikle kuryeler şu anda son derece artmış bir popülasyon, bir çalışma ortamı oluştu. Yani 50-55 derece üzerinde gidiyorlar kaynayan bir asfalt üzerinde. Dolayısıyla bu bir süre sonra sendikaların, toplumun, sivil toplumun, baroların, odaların, Tabipler Odası'nın bir hak talebi, çalışma alanı olarak çok net olarak gözüküyor ki şu anda çalışma saatleri olsun, çalışma koşulları olsun, işte kentteki soğutma alanları olsun, bunlar artık son derece gündemde.
Ö. Ö: Yani ben zaten çok özür dilerim. Geçtiğimiz hafta biliyorsunuz Birleşik Metal İş ve Türk Tabipleri Birliği tam da bu konuda bir açıklamada bulundular. Aşırı sıcaklarda çalışma koşulları belirlensin diye hatta Bianet'te de bir haber vardı. İnşaat işçisiyle konuşuyorlar, demir taşıması gerekiyor ya inşaat... "Demiri 30 derecenin üzerine çıkan sıcaklıkta o demiri elimize tuttuğumuzda ya da omzumuza aldığımızda omzum yanıyor, elim yanıyor" diye anlatıyordu. Bir de tabii beton bir zeminde çalışan insanlar var. Aşağıdan beton... Ben sizin elinizde bir sıcaklık ölçüm aletiyle böyle bir toprağı ölçüp bir betonu yan yana, arada bir metre fark varken ölçtüğünüzü hatırlıyorum. Bir tarafta 10 küsur derece, öteki tarafta 40 derece neredeyse. Arada çok radikal böyle sıcaklık farkı var. Aşağıdan fırın gibi yanıyoruz aslında beton ve asfaltta. Bu koşullarda çalışan insanlar var. Bu Küresel Sendikal Hareketi'nde "Adil Geçiş" derken tanımlarından bir tanesi. Hatta bugün saat 16'da Onarım Çağı programında Graham Petersen konuk olacak. O da Temiz Hava İçin Sendikalar Girişimi'nden Britanyalı. O mesele artık İngiltere'de toplu sözleşmeler, toplu iş sözleşmelerinde fabrika ya da ofis içi sıcaklıklarda ve o koşullardaki çalışma saatleri ya da ücretli izinlerde artık toplu sözleşme konusu diye anlatıyordu.
R. Ç: Kesinlikle çok doğru tespitler yapıyorsunuz. Yani burada aslında konuşacağımız önemli şeylerden bir tanesi bu; kişisel zararlarımız, etkilerimiz sağlıkla ilgili, enerji masraflarıyla ilgili oluşurken başka bir kavram da şu aslında, yine kişilerin etkilendiği, çok güzel bir terim kullandınız. Aslında bunu da biz kullanıyoruz. Yani büyük bir fırın yapıyorsunuz kentin içinde. Nasıl yapıyorsunuz? Mahallenin ortasına 30 bin metrekare, biz bunu Acıbadem'de yaşıyoruz, 30 bin metrekare bir hastaneyi çakıyorsunuz. Gerçekten bu tamamen plansız, ranta dayalı, müşteri zihniyetli, neoliberal politikalar artık ne derseniz deyin. Neoliberal politikalar ideolojik olarak da, sermaye olarak da artık kentlerde kendilerini gösteriyorlar çok yoğun bir şekilde. Bunlar da hastane, AVM, marina gibi çok yüksek kentsel ısı adası etkisi üreten şeyler. Bakın çok önemli bir şey söylediniz, o fırın, resmen fırın canlandırmamız lazım gözümüzde. Yani bir hastane düşünün, 33 bin metrekare hastanesini, o ameliyathanesini 18 derece, 20 derece, 25 dereceye getiriyor. Onun şeyini, bedelini katlarcasına hastasından alıyor. VIP hastasından böyle hastanelerimiz oluştu, alıyor.
Ö. Ö: Özel hastaneleri kastediyorsunuz tabii burada.
R. Ç: Evet özel hastaneler. Yani 10 metre uzakta olan apartmanın üzerine... Yani 3 milyon kilokalori, bunu uzatmayayım ama teknik gözümüzde canlandırmamız için yani binlerce radyatör demek bu. Yazın radyatör döşüyorsunuz. Şimdi o insanlar hem sağlıkla canlarıyla ödüyorlar hem çok yüksek enerji faturaları ödemek zorundalar. Bir de bu sadece mahallede kalmıyor. Rüzgarla çevresine 5-3 km neyse gidiyor. Yine aynı şekilde AVM'ler, yani soğutuyorsunuz. Otoparkları dediğiniz gibi videolar çektik biliyorsunuz. Yani siyah bir arabanın üzerinde 77 derece var. Yani bunu alıyorsunuz... İşte Antalya Belediyesi yaptı biliyorsunuz, Antalya'da begonviller var, onlar mesela kullanılıyor gölgeleme için. Bir de çok önemli bir şeyi atlamadan program yapılabilir. Ben de bir soğutma mühendisiyim aslında. Bakın burada kentsel ısı adası etkisinin çözümü klima kullanmak değil. Klimaya karşı değilim çünkü ben kırk yıl klima tasarımı ve uygulaması yaptım. Yani klima bir yerlerde zorunlu ama burada olması gereken şey kentin doğal yöntemlerle, yani bu ağaç, örtücü, mavi-yeşil çözümlerle kentin donatılması ve kentin ısısının düşürülmesi. Binlerce ağaç kaybetti dönüşümde Kadıköy, İstanbul. Yani burada bir ağaç, ortalama yetişkin bir ağaç, 40 yıllık falan bir ağaç, rakamsal değişebilir ama 1600 litre suyu doğal halde topraktan alıp evapotranspirasyon dediğimiz buharlaştırma yöntemiyle o mahalleyi, o sokağı 3 derece, 4 derece soğutuyor. Bakın esas sorun burada. Yani klima zorunlu olabilir ama 33 bin metrekare bir hastaneyi 18 dereceye soğutuyorsunuz ve aynı miktardaki ısıyı sıcak ısı olarak kentin içine atıyorsunuz, mahalleye atıyorsunuz. Yani eşitsizliğin "buradayım" dediği nokta burası. Yani bu marina öyle, gene yani 400 bin metrekare marina yapıyorsunuz, diyoruz ki mahalle ısınacak çünkü 26 dereceyi siz 60 dereceye getiriyorsunuz kompozit malzeme üzerinde. Yine aynı şekilde Fikirtepe örnekleri, birbirine yakınlık, gökdelenler, yüksek yapılar... Bunlar tamamen rant sistemini dikkate alıp ekosistemi... Bakın ekosistemle ekonomi, ekoloji ile ekonomi nerede çatışıyor? Ekonomi hiçbir zaman insan sağlığıyla ilgili, enerji ile ilgili maliyeti düşünmüyor. Sadece yapım, işletim, masraf, maliyeti ile ilgili. Dolayısıyla burada ideolojik bir durum var. Tabii biraz sonuna doğru yaklaşırken çözümleri de söylememiz lazım. Buradaki temel amacı, özellikle bizim Kentsel Isı Adası İnisiyatifi'nin misyonu, açıkçası akademinin, uzmanlık kuruluşlarının, odaların ürettiği bilimsel bilginin toplumsallaşması ve politika oluşturulması, yerel yönetimlerde ve merkezi yönetimlerde politika oluşturulması, ÇED raporlarına, planlara bu kavramın girmesi, kentsel ısı adası etkisi kavramının girmesi ve stratejik planlarda buna bütçe ayrılması. Siyasete bakıyoruz, hiçbir partinin cümlesinde kentsel ısı adası etkisi falan yok. Yani iklim değişikliği, iklim krizi ki biz ona sistem krizi diyoruz. Yani bunlardan biraz yuvarlak bahsediliyor, "mış" gibi yapılıyor. Ama kentin içinde bizzat her gün yaşadığımız konulara bir politika ve bütçe ayrılması henüz yok. Bizim de amacımız açıkçası onu oluşturmak.
Ö. M: Evet, Remzi Bey. Bir araya bir kez daha girersem... Biz ilk iklim mücadelelerini uzun yıllar önce vermeye çalışırken, ellerimizde tuttuğumuz pankartlardan bir tanesi de "İklimi değil, sistemi değiştir"di. Yazıyorduk.
R. Ç: O hala çok geçerli bir şey.
Ö. M: Bu sizin anlattıklarınıza ilave oldu. Yani mesele sadece kent iklimi ya da enerji verimliliği meselesinin çok ötesinde tamamen bir sistem. Yani halkın ölüm kalım meselesi olduğu kent hakkıyla doğrudan ilişkili sizin de belirttiğiniz gibi. Temiz hava ve temiz su gibi serin bir hava da şart. Yani eski deyişi tamamen tersine çevireceğiz. "Gölge et, başka ihsan istemem" diyeceğiz herhalde.
R. Ç: Çok güzel, harika bir şey söylediniz. Bunu çok iyi tuttum. Çok güzel bir şey oldu. Çünkü gölge etmezseniz bu sizin saydığınız şeylerde...
Ö. Ö: Mesela... Buhar oluyorsunuz diyorsunuz.
R. Ç: Buhar oluyorsunuz. Yani su konusuna da geleyim ben. Yani inanılmaz bir şekilde bütün canlıların... İnsanları başta saymak istemiyorum çünkü en tehlikelisi o, zarar veren o. Ama o insanlar, bitkiler, hayvanların ciddi oranda su ihtiyaçları artıyor. Bugün yani bir cam damacana 19 litre 270 lira. Yani yoksul insanlar, dar gelirliler, dezavantajlı, yanan mahallelerdeki insanların su ihtiyaçlarının arttığını görebiliyoruz.
Ö. Ö: O da su hakkına getiriyor zaten. Benim de kökenime olanlar...
R. Ç: Aynı şekilde kalmadı, bırakmadılar. Ama kalanların, sokak hayvanlarının hepsinin ayakları yanık. Çünkü 60 derecede o su bulmak, gıda bulmak zorunda. Evdeki evcil hayvan gibi değil. Dolayısıyla sokaktaki tüm canlılar, kedi köpek, kirpiden tutun da kelebeğe kadar arıya kadar hepsini elli elli beş dereceye maruz bırakıyorsunuz. Bir de tabii hocalarımız gerçekten çok iyi koyuyorlar bu sağlık konusunu. Buradaki esas sorunlardan bir tanesi kendini nasıl gösteriyor? Bütün güneşten aldığı, diğer antropojenik yani trafik, sıcak su üretimi, içeride yapılan sanayi üretimleri, şehir içinde yapılan üretimler, çok miktardaki kafelerin soğutma sistemlerinin dış üniteleri, bunların hepsi antropojenik ısıtmalar. Eğer bunları dikkate aldığınız zaman tüm canlıların aslında uzun süre, yani buradaki önemli olan şey 55 derecedeki bir caddede 10 dakika yürüyebilirsiniz, eve gidebilirsiniz. Ama saat 17'den sonra binalarımız dahil asfalt, beton ne kadar ısı tutan kütle varsa bu kütle saat 5'ten sonra gece saat 12'ye kadar ısıyı tekrar geri verdiği için hem dışarıya hem ev içine verdiği için buradaki önemli sağlık sorunu ve gizli olan kalp krizi, astım krizi, bir sürü hastalığın tetiklenmesi aslında bu uzun sürede maruz kalmaya dayanıyor. Yani siz onu fark etmiyorsunuz, tam vücut beşte soğumaya alıyor kendini, hazırlanıyor. Ama ısı giderek artıyor. Kentsel ısı etkisinin en önemli açığa çıkartılması gereken, görünür kılması gereken özelliği de bu. Yani "yaz yazlığını yapar, kış kışlığını yapar falan" dediğimiz var ya... İnsanlar, sıcak hava dalgaları falan değil. Eğer bu ranta dayalı bir yanlış uygulama yapıldıysa bunun sorumlularına dikkat çekilmeli ve olabilecek çözümleri de üretmek zorundayız diye düşünüyorum. Yani bunun tabii diğer şeylerde tekrar söylüyorum, klima cihazı takmak, kullanmak birinci çözüm değil, birinci çözüm kenti doğal, ekonomik yollarla çözümlerle soğutmak, ısısını düşürmek. Dolayısıyla böyle bir parametreyi her türlü planlamada, her türlü onayda mutlaka göz önüne aldırmak lazım. Tabii bu tamamen baskı oluşturma, bilinçlenme ile ilgili, bu kavramların açılmasıyla ilgili bir şey. O anlamda bir fırsat oluşturdunuz. Çok teşekkür ediyorum.
Ö. M: Biz de çok teşekkür ederiz Remzi Çelik. Özellikle de Termodinamik Dergisi'nde yayınlanan yazınızı da Apaçık Radyo'nun web sitesinde de koyarız ve çok yararlı paylaşımı olur diye ümit ediyoruz. Yani kentsel ısı adası etkisi, sessiz bir afet, halk sağlığı ve eşitsizlik sorunu başlığıyla.
R. Ç: Evet, çok teşekkür ederim.
Ö. M: Çok teşekkürler.
R. Ç: Zamanımız varsa bilmiyorum. Ben ölçmedim ama herhalde bir iki dakikanız var.
Ö. Ö: Maalesef bitti.
R. Ç: Peki, son cümle olarak şöyle söyleyeyim. Bu kentsel ısı adası etkisi aslında multidisipliner, çok meslek gruplarını ilgilendiren bir konu. Özellikle akademinin oluşturduğu bilginin bir toplumsallaşması gerekiyor. Dolayısıyla her meslek grubunda, saymayayım tek tek ama kent plancılarından tutun mimarlar, peyzaj, makinacılar, enerjiyle uğraşan elektrik, Tabipler Odası ve diğer barolar özellikle bu hak tarafında ortaklaşa, hayvan hakları ortaklaşa, multidisipliner şekilde bu konuya programlar, sempozyumlar, bildiriler yaparak önümüze biliyorsunuz bir COP 31 var. Buralarda bu konuyu küçük ve odaklanmış bir resim olarak, fotoğraf olarak vermemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Son sözlerim böyle olsun.
Ö. M: Çok teşekkürler.
Ö. Ö: Çok teşekkür ederiz.
R. Ç: Ben de çok teşekkür ediyorum. Ömer Bey, Özdeş Bey çok sağ olun. Andrei Bey, emeklerinize sağlık.
Ö. Ö: Sağ olun, görüşürüz.
Benzer İçerikler
Venezuela İkiz Depremleri ve Kentlerin Görünmez Afeti "Kentsel Isı Adası"
Okan Tüysüz, Remzi Çelik
Kent ısı adası etkisi nedir?
Remzi Çelik
Kentsel Isı Adası Etkisi: Sessiz Bir Afet, Halk Sağlığı ve Eşitsizlik Sorunu
M. Remzi Çelik
Kentleri bekleyen tehlike: Sıcak dalgası
Akgün İlhan