S² Stand Up Sahnede
Sakat Muhabbet'te Alper Tolga Akkuş, Seben Ayşe Dayı ve Serim Berke Yarar ile S² Stand Up’ın hikâyesini; engellilik deneyimini mizah ve sistem eleştirisiyle sahneye taşımanın imkânlarını, gösterilerin gördüğü ilgiyi ve engelliliğe dair tabuları mizah yoluyla kırmayı konuşuyor.
Alper Tolga Akkuş: Merhaba. Apaçık Radyo'ya, Sakat Muhabbet’e; sağlamcı zihniyetin kör topal muhalifine hoşgeldiniz. Ben Alper Tolga Akkuş ve bugün 2 Eylül 2026 Çarşamba.
Bu hafta aslında Sakat Muhabbet dinleyicilerinin artık yakından tanıdığı iki konuğum var: Seben Ayşe Dayı ve Serim Berke Yarar. Onları iki sene önce Şubat ayında, galiba, ‘Sakat Aşk’ ve ‘Yine Sakat Aşk’ başlıklı bölümlerle tanıtmıştık sizlere. Ama tabii sakat camiasının yakından tanıdığı isimler ikisi de.
Hemen onlara bir hoşgeldiniz diyeyim ve kendilerini tekrar tanıtayım size. Seben, Serim, hoşgeldiniz. Nasılsınız, iyi misiniz?
Seben Ayşe Dayı: Hoşbulduk Alper, iyiyiz, teşekkür ederiz. Sen nasılsın?
A.T.A.: Ben de iyiyim Sebenciğim. Serim, senden naber abi?
Serim Berke Yarar: Valla ben de iyiyim. Koşturmaya devam. Her şey güzel.
A.T.A.: Sizin bir stand-up maceranız başladı bir yandan da ama önce mutat bir sorumuz var. Onu gene sorayım. Bilenler biliyordur ama ilk kez dinleyenler için gerekli bence bu: Siz kimsiniz? Bugüne kadar ne yaptınız? Sakatlığınız bulunuyor mu, diyorum ve önce hanımlar deyip Seben’den almak istiyorum cevabı.
S.A.D.: Sakatlığımız bulunuyor çok şükür. Aslen gazeteci ve antropoloğum ama bu işleri dönem dönem yaptım. Altı yıldır da Erişilebilir Her Şey’in kurucu ortaklarından biriyim.
S.B.Y.: Ben de Serim. Makine mühendisiyim. Ben de Erişilebilir Her Şey’in kurucu ortaklarından biriyim. Aslında Erişilebilir Her Şey olarak, tam zamanlı, engellenen bireyler için her şeyin daha erişilebilir olması için uğraşan bir sosyal girişimiz.
Bir yandan da bir topluluğumuz var, Alper’in de zaten epey aktif olduğu: Erişiyorsam Varım Topluluğu. Orada da elimizden geldiğince aktivistlik yapmaya devam ediyoruz. Böyle özetleyebilirim.
Bir yandan da müzikle ilgileniyorum. Davul çalıyorum. Yıllardır farklı farklı gruplarla müzik yapıyorum diyebilirim.
A.T.A.: Sakatlık konusunda Seben bir şey dedi ama tam anlamadım ben, onu da bir açalım isterseniz. İlk defa dinleyenler bilmiyordur sakatlık durumunuzu sizin, onlar için de önemli bence bu bilgi.
S.B.Y.: Biz serebral palsiliyiz ikimiz de yani seben de, ben de. Serebral palsi, doğumdan gelen bir durum aslında.
A.T.A.: Ben de serebral palsiliyim galiba. Çünkü spastik paraparezi diye biliyordum yıllar, on yıllar boyunca. En son Sakat Muhabbet başlayınca, “Sen CP’lisin ya,” diyenler oldu.
O kadar farklı şeyleri var ki... Yani otizmde spektrum deniyor ya, aslında spektrum her sakatlık alanında var. Bizde de var. Yani siz beni gördünüz, tanıştık, yürüyüşümü de gördünüz. Ben neyimdir sizce? Hadi size sorayım ben de.
S.B.Y.: Abi şu an bak, bunu dinleyen tıpçılar olur, doktorlar olur. “Siz kendi kendinize tanı mı koyuyorsunuz?” diye kesinlikle linç ederler ha!
S.A.D.: Bir de serebral palsinin de hepsi birbirine benzemiyor ki yani. Ama serebral para para para... Ne dedin? Paraparezi mi?
A.T.A.: Spastik paraparezi diye biliyordum ben. Öyle demişlerdi bana.
S.A.D.: Onu ilk defa duydum. Belki o da serebral palsinin altındadır. Ne bileyim.
S.B.Y.: Ama bize benziyorsun hocam sen de fiziksel olarak.
A.T.A.: Ya zaten şimdi Serim’le biz konuştuk. Ben ayağımı yere sürüdüğüm için hayatım boyunca hep ayakkabıları parçalayan bir insandım. Şeyi fark ettik: Serim de aynı şekilde ayakkabı katiliymiş bir yandan da. Böyle bir durum da var galiba, değil mi Serim?
S.B.Y.: Abi ayakkabı dayanmıyor bana ya. Arnavut kaldırımlar benim düşmanım.
A.T.A.: Ortalara bir yere geldik sanırım programda. Müzik paylaşıyorum ve konuğa soruyorum müzikleri. Kim, hanginiz şarkı ister ise o alanı açayım. Seben ya da Serim; ne dinleyelim şimdi, ne diyorsunuz?
S.A.D.: O zaman Michael Jackson'dan "They Don't Care About Us" olsun.
A.T.A.: Sakat Muhabbet devam ediyor. Bu hafta konuklarımız - galiba dördüncü kez konuk alıyorum çift olarak kendilerini - Serim Berke Yarar ve Seben Ayşe Dayı’yı konuk alıyorum bu hafta. Peki niye konuk alıyorum? Sakat Muhabbet’te her bölümün bir teması oluyor. Öyle, “Hadi sen gel, konuşalım,” diye değil; spesifik bir konu buluyoruz, öyle konuk alıyoruz. Dinleyenler biliyor zaten.
Seben’le Serim son zamanlarda, yani galiba 5-6 ay oldu sanıyorum, süreyi onlar söylerler, bir stand-up macerasına başladılar. Zaten 'S²' diye bir sayfaları vardı onların. S² Yollarda’ydı eski adı. Sonra şimdi 'S² Stand Up' olarak bir tane var.
Orada da “Gelin Size Engellilik Neymiş Anlatalım” diye bir şovları var aslında. Bunun evveliyatını, fikir aşamasını önce bir konuşalım çünkü başladı artık gösteriler.
Şimdi önce Serim’e, sonra Seben’e söz vereyim. Sırayı değiştirmiş olayım.

S² Stand Up’ın Hikayesi
S.B.Y.: Teşekkürler Alper. Valla S² Stand up bayağı güzel gidiyor, bayağı da keyifliyiz. Katılımlar da güzel, insanlardan gelen yorumlar da güzel. Çok da keyif alıyoruz bunu yaparken. Biz ne zaman başladık? İlk gösterimizi Mart’ta yaptık, değil mi?
S.A.D.: Nisan.
S.B.Y.: İlk gösterimizi Nisan'da yaptık. Ondan beridir ara sıra bazı yerlerde stand up gösterilerimizi yapıyoruz. Giderek de artıyor gösterilerimiz.
Şehir olarak da farklı farklı şehirlere gitmeye başladık ve sıklaşmaya da başladı. Epey de keyifli oluyor.
Daha önce biz 'S² Yollarda' idi bizim Instagram hesabımız çünkü yol hikayelerimizden anlattığımız bir hesabımız vardı. Dedik hazır bu hesap varken bunu dönüştürelim ve S² Stand Up’a dönüştü.
Aslında biz Seben ile Erişilebilir Her Şey’de yıllardır kurumsal firmalara eğitimler veriyoruz, engellilikle ilgili konuşmalar yapıyoruz. Zaten profesyonel işimiz bu. Hep de eğlenceli konuşuyoruz aslında engelliliği bir şekilde. İnsanlara kara mizahla anlatıyorduk aslında.
S.A.D.: Ya aslında bizi tanıyan, hem işten biraz hem sosyal etki, sosyal girişimcilik camiasından insanlar arasında, çift olarak ne kadar komik olduğumuza dair genel bir algı vardı aslında. Eğitimlerde de hep ufak ufak geliyordu bu. Hani, “Aa, ne kadar mizahı da katarak anlatıyorsunuz konuları,” diye.
Sonra tabii geçen kış engellilere özel büyük bir etkinlik yapmıştık. Orada “Türkiye’de Kültür Sanatın Erişilebilirliği” diye bir konuşma yaptıktan sonra sevgili Itır Erhart geldi ve, “Çocuklar, çok komiksiniz. Hakikaten sahnede inanılmaz komiksiniz ve bir stand up yapmanız lazım. Kesinlikle bir oyun yapın,” dedi.
S.B.Y.: "Hep sizi sahnede izlediğimde stand up yaptığınızı hayal ediyorum,” diye bir gazladı. “Yapın bunu, ben size sahne de ayarlayacağım,” dedi.
Biz de sonra Datça’ya geldik - burada yaşıyoruz. Datça’ya döndükten sonra, “E, yapsak, yapsak mı?” vesaire diyorduk. Hiçbir oyunumuz da yok bu arada, sadece fikir yani.Burada mekânı olan bir arkadaşımız var. “Ya böyle böyle bir fikrimiz vardı. Ne dersin?” dedik. “Tamam, iki hafta sonra Cumartesi koyuyoruz,” dedi. “Dur,” dedik. “Nasıl yani? Oyun yok,” dedik. “Yok yok, ben koyuyorum. Siz kesin çıkartırsınız,” dedi.
Böyle... Oturduk, cidden iki hafta boyunca çalıştık ve iki haftada oyunu yazdık.

‘Gel Sana Engellilik Neymiş Göstereyim’
S.A.D.: Oyunumuzun adı da “Gel Sana Engellilik Neymiş Göstereyim”. Yani çünkü yaptığımız şey hem ofansif mizah, hem sistem eleştirisi, hem de aslında kendi hayatımızda yaşadığımız ve toplumda maruz kaldığımız çok sinir bozucu şeyleri komik bir şekilde anlatmak. Gerçekten trajikomik, hatta trajik ve komik şeyler geçiyor başımızdan.
Sonra bunları mizaha dökerek anlatmamızın aslında etkisinin daha büyük olduğunu da gördük. Değil mi?
Datça, Çeşme, Tuz Biber, Ankara, İzmir, (belki) Ayvalık ve Bozcaada Caz Festivali
S.B.Y.: Kesinlikle ve sonra işte burada yaptık. Çok güzel geçti. Hatta ilk gösteride böyle bizi tanımayan bir sürü insan geldi.
Sahneden indikten sonra, “Ya, ne kadar da iyi yapıyorsunuz,” falan gibi yorumlar geldi. Dedik, “İlk gösterimizdi.” “Yani, nasıl? İlk gösteriniz mi? İlk gösteriniz olamaz. Siz bayağı bayağı yapıyorsunuz bu işi,” falan dediler. Böyle hani, “Ne bileyim, 30 kere, 40 kere falan yapmışsınız, öyle düşündük,” dedi insanlar. O bize bayağı iyi geldi.
Sonra Çeşme’den davet aldık aslında. Çeşme’ye gittik. Sonrasında da biz yine burada, Datça’da yapmaya devam ettik. Bir ara İstanbul’da TuzBiber’e çıktık.
S.A.D.: Kısa, beş dakikalık bir açık mikrofon yaptık.
S.B.Y.: Bayağı da güzel geçti o da gerçekten. Bu pazar günü de Ankara'da oyunumuz var.
A.T.A.: Bu pazar dedin ama şu anda biz kaydı bir hafta önce, 26 Ağustos’ta kaydediyoruz. Program 2 Eylül’de yayınlanacak. Yani bu bölüm yayınlandığında geçtiğimiz Pazar oynanmış olacak. Onu da ben dinleyicilere ek olarak iletmiş olayım.
S.B.Y.: Aynen, 30 Ağustos’ta oyunumuz var. Geçmiş olacak. Sonrasında aslında Bozcaada Caz Festivali’nde sahne alacağız. Oraya bekleriz aslında. Bozcaada Caz Festivali’ne gelecek olanları veya belki Çanakkale etrafında olanları kesinlikle bekleriz. 6 Eylül Pazar günü saat 13:00’te Kedi’de olacağız.
S.A.D.: Bozcaada Kedi.
S.B.Y.: Çok da tatlı olacak aslında sahil kenarında güzel bir stand up gösterisi olacak.
S.A.D.: Sonrasında 16 Eylül'de İzmir'de Penguin Comedy Club'dayız. Böyle araya belki Ayvalık falan gelecek gibi de duruyor.
S.B.Y.: Evet, netleşenler bunlar. Ama aralara böyle Ayvalık, Çanakkale ve farklı yerler girecek gibi.
A.T.A.: Ya, şey de diyeyim. Bu programdan sonra belki güncelleme olacaktır. S2 Stand Up Instagram hesabında aslında oyunların tarihi, yeri hemen açıklanıyor, güncelleniyor galiba, değil mi? O bilgiyi de verelim dinleyenlere.
S.A.D.: Evet, orada duyuruları oldukça paylaşıyoruz. Oradan da takip edebilirler kesinlikle.
A.T.A.: Şimdi batıda yapıyorsunuz. Peki Türkiye’nin ortası ve doğusu için bu konuda bir proje var mı? Yoksa birilerinin size ulaşması mı gerekiyor? Nasıl oluyor bu şeyler? Oyunların takvimi nasıl belirleniyor sizde?
S.B.Y.: Genelde mekânlar ulaştı şu ana kadar. Mekânlar yazdılar bize, davet ettiler, biz de gittik. Tabii yavaş yavaş biz de mekânlara yazmaya başladık aslında. Stand Up mekânlarıyla konuşup, takvimleri belirleyip, duyuru yaparak organize ediyoruz.
Buradan da duyuralım; hani stand up mekânı olan birileri vardır, bizi davet etmek isterler. Bize Instagram üzerinden yazabilirler, konuşabiliriz.

Peki Ya Sürdürülebilirlik?
A.T.A.: Benim içimdeki şeyi açayım: Ben de birkaç defa sit-down yaptım ama hep ücretsiz yaptım. Çünkü ben bu konudan, buradan para kazanma şeyini... Öyle bir zekâm yok yani. Ticari zekâm yok, bilmiyorum da, aklıma da gelmiyor. Bedel belirlerken de aslında çekiniyorum bir yandan da.
Sizde nasıl gidiyor ve nasıl gidecek? O konuda bunun ticari bir şekilde olması da gerekiyor ki ekonomik bir şeyi de olsun istiyorum bir yandan. Buna dair düşünceleriniz var mı? Başladı mı, başlayacak mı? O konuda sizin düşünceniz, fikriniz var mı?
S.B.Y.: Valla stand up denen şey çok da böyle, hani “Aman ne olacak ki, şaka yapıyoruz,” falan gibi bir şey değil, sen de biliyorsun.Bayağı üzerinde düşünülen ve çalışılan bir konu. Bayağı da emek istiyor. Bence bir sanat türü bu yani müzik gibi, tiyatro gibi bir sanat türü.
O yüzden de biz aslında bilet satarak ilerliyoruz şu anda. Birkaç oyunu ücretsiz yaptık deneme amaçlı ama artık bilet satıyoruz. Çünkü insanlardan gelen reaksiyonlar çok güzel. Sonuçta bu da bir sektör. Stand up, Türkiye’de bir sektör aslında.
S.A.D.: Bir de biz hep engelli camiasında, engelliler olarak, engellilerin yaptığı bir şeyler ya da engelliler için yapılan bir şeylere “Aman ücretsiz olmalı, aman bilmem ne,” gibi bir algı da var ya... Hayır yani, biz bunu yıllarca Erişilebilir Her Şey’de de anlattık. Erişilebilirlik uzmanlığı da bir iş. Stand up gösterisi, stand upçı olmak da bir iş yani.
Tabii ki bunu hiçbir zaman biz ulaşılamaz bir yere çekmeyeceğiz, gayet ulaşılabilir bir rakamda olacak bu. Ama insanların da yeteneklerinin ve emeklerinin karşılığını alması bence değerli.Hem de engellilik ve bedavacılık ya da engellilik ve bağış gibi şeylerin de ortadan kalkmasını sağlayacaktır.
S.B.Y.: Bir duruş meselesi gibi görüyorum ben de onu. Evet, engelliyiz ama biz herhangi bir stand upçı gibi stand up yapıyoruz. Bu bizim işimizse, herkes bu işten bir noktada bilet satıyorsa biz de satabiliriz gibi bakıyoruz.
1,5 Milyon İzlenme Alan Kısa Videoya Gelen Yorumlar
A.T.A.: Şeyi de açayım: Sizin bir Reels’iniz Instagram’da 1,5 milyon -artmıştır şu anda ama- izlenme aldı ve bayağı bir yorum da gelmiş. Artı ya da eksi yorumlar. Siz de o yorumları bir içerikle paylaşmıştınız. Genelde ne tür yorumlar geldi size? Sakat olmayan kesim ne diyor sizin şov hakkında?
S.B.Y.: Abi, biz çok şaşırdık. İlk yayınlanmış şaka videosuydu aslında o ve bir anda böyle 1,5 milyon izlendi. "Ne oluyor ya?” olduk biz de.
S.A.D.: "Kimin keşfetine düştük" acaba dedik.
S.B.Y.: Bayağı bir insanın keşfetine düşmüşüz gerçekten Alper. Bir anda böyle gittiğimiz farklı yerlerde insanlar, “Aa, biz sizin videonuzu izledik,” falan demeye başladı. “Allah Allah, 1,5 milyonda böyle mi oluyormuş?” falan olduk.
Geçenlerde bir toplantıya girdik mesela. Toplantıda bile, “Biz sizin kurumunuzu bilmiyorduk ama stand up yapıyorsunuz, değil mi?” falan diye yorumlar geliyordu.
Güzel bir izlenme oranına ulaştık. Bir anda böyle Instagram’da da takipçi sayılarımız hızlı bir şekilde arttı.
Yani yorumlar çok tartışmalı. O videoya gelen çok güzel yorumlar da var, iyi yorumlar da var. Hani hak temelli mücadele üzerinden yorumlar var; “Elinize sağlık, emeğinize sağlık,” diyenler var, “Toplumdaki farkındalığı böyle artıracaksınız,” diyenler var.
Yani destekleyenler var ama çok fazla olumsuz yorum da var aslında. Bayağı bir olumsuz yorum var ve olumsuz yorumlar çok tatlı değil. Bazıları hakaret de içeriyor açıkçası Alper. Küfredenler var, hakaret edenler var ve epey fazla. Ama biz oralara takılmadan yolumuza devam etmeye çalışıyoruz.
S.A.D.: Bence bu da vizyon meselesi. Olayı anlamak ve anlamamakla bitiyor iş. Bir de insanların kendilerine nasıl baktıkları, kendi hayatlarını ve kendilerini hayatta nasıl konumlandırdıklarına göre de değişiyor. Bu arada her komedyen böyle çok iyi ve çok kötü yorumlar alıyor.
S.B.Y.: Evet, işin doğasında var bence. Sadece böyle, ne bileyim, hakarete varacak yorumlar, hakaretler var yani. Direkt hakaret etmeleri hoş değil.
Ama mesela bazı yorumlara gülüyoruz. Biz de çok güldük yani onlarla eğleniyoruz hani. Mesela bizim 0,5x şakamız var. İşte onunla ilgili ekstra şaka yazanlar olmuş. “2x’te izledik, yine de yavaşlar,” falan ya da “2x’e aldık, çok iyi konuşuyorlar gerçekten,” falan diye. Böyle güzel yorumlar var.
S.A.D.: Ya da en favori yorumum benim: “Acaba engelliler mi, yoksa engelli taklidi mi yapıyorlar?” Engelli taklidi yaptığımızı zanneden insanlar da yorumlar attılar. O da ilginçti.
S.B.Y.: Şey vardı bir de, "Konuşamayanlar".
S.A.D.: Evet, "Konuşamayanlar". İnsanlar karşılaşmıyorlar herhalde. Biz farkındalık arttı, engelliler daha görünür falan diyorduk ama insanlar spastiklerin konuşmasıyla da çok fazla karşılaşmıyorlar sanırım.
S.B.Y.: Stand up’ta bir şey görüyorum ben. İnsanlarda, yaptığınız esprilerden sonra, “Ya biz buna gülelim mi, gülmeyelim mi? Acaba gülmek mi lazım, gülmemek mi lazım?” gibi bir tereddüt oluyor.
S.A.D.: Gelen yorumlarda da vardı ya, “Allah’ım, güldüm ama günah yazacak mısın acaba?” diye.
İşte engellilik böyle bir tabu. Engellinin yaptığı komik bir şeye bile gülersen günah mı olur, ayıp mı olur gibi de bir şey var. Belki çıktığımız bu yolda bu tabuları da yıkarız.
A.T.A.: Son sözlerinizi Serim ve Seben olarak alayım ve bitirelim. Çok sağolun konuk olduğunuz için.
S.B.Y.: Valla Alper, biz çok teşekkür ederiz bizi konuk ettiğin için. Yani insanların gelip bizimle stand up gösterilerinde olmalarını çok isteriz. Birlikte eğlenelim, birlikte kahkaha atalım; bir yandan da biraz o tabularımızı yıkalım, birazcık engelliliğe dair düşünelim istiyoruz. Hepinizi bekleriz.
S.A.D.: Etik, ahlak ve birinin hakkına girmemek çerçevesinde kalarak herkes komedyenlik de yapabilir. Ben de bunu söylemek istedim.
A.T.A.: Deniz Göktaş şu anda cezaevinde, biliyorsunuz. Buradan Deniz’e de bir selam gönderelim. İnşallah o da en yakın zamanda özgürlüğüne kavuşur.
Dünyanın bütün sakatları, eğleşin! Haftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Benzer İçerikler
Sakat Aşk
Seben Ayşe Dayı
Yine Sakat Aşk
Seben Ayşe Dayı
8 Mart, Erişilebilir Her Şey ve WOW 2024
Seben Ayşe Dayı
Erişilebilir Bienal Turları
Alper Tolga Akkuş