Enerji Demokrasisinden İklim Mücadelesine: Adil Geçiş Mümkün mü?
Onarım Çağı'nda Tuna Emren ve Özdeş Özbay, Petrol-İş Sendikası Genel Başkanı Süleyman Akgüz ile COP31 öncesinde fosil yakıtlardan çıkışı, enerji dönüşümünün işçiler üzerindeki etkilerini ve adil geçiş politikalarını konuşurken; sendikaların iklim mücadelesindeki rolünü, istihdam güvencesini ve Halkların İklim Zirvesi'ne yönelik hazırlıkları ele alıyorlar.
Tuna Emren: Yeryüzünü onarmanın imkanlarını konuştuğumuz Onarım Çağı programına hoşgeldiniz. Ben Tuna Emren.
Özdeş Özbay: Ben Özdeş Özbay.
T.E.: Teknik masada Dila Yılmaz bize destek veriyor. Biliyorsunuz, bir süredir Türkiye'den sendikaları ve sendika temsilcilerini davet ederek iklim krizi ile işçi sınıfı arasındaki ilişkiyi, sendikaların COP31'e uzanan süreçteki çalışmalarını, zirveye nasıl hazırlandıklarını ve aynı günlerde düzenlenecek Halkların İklim Zirvesi ile Sendikalar Zirvesi'ne katılım durumlarını konuşuyoruz.
Bugünkü konuğumuz, Petrol-İş yani Türkiye Petrol, Kimya ve Lastik Sanayii İşçileri Sendikası Genel Başkanı Süleyman Akgüz. Hoşgeldiniz Süleyman Bey.
Süleyman Akgüz: Hoşbulduk.
Ö.Ö.: Merhabalar hoşgeldiniz.
S.A.: Çok teşekkürler.
T.E.: İlk olarak sendikanızdan başlayalım isterseniz. Petrol-İş Sendikasını bize kısaca anlatabilir misiniz? Özellikle hangi sektörlerdeki işçiler örgütleniyor? Kaç üyeniz var? Sizden dinleyelim.
S.A.: Öncelikle bu fırsatı verdiğiniz için size teşekkür ediyorum. Dinleyenlerimize de iyi yayınlar ve iyi programlar diliyorum.
Petrol-İş Sendikası, Türkiye'de sendikal hareketin 1945'ten sonra gelişmeye başladığı dönemde, 1950 yılında BP, Mobil, Shell ve Petrol Ofisi çalışanları tarafından İstanbul'da kuruldu. Daha sonra Anadolu'ya açıldı. Petrokimya, plastik ve ilaç iş kolunda örgütlü bir sendikayız ve sektörün en büyük sendikasıyız.
41 bin üyemiz var. Türkiye'nin en büyük ilk 500 sanayi kuruluşunun 21'inde, ilk 1000 sanayi kuruluşunun ise 28'inde örgütlüyüz. Aynı zamanda yaklaşık 100 işletmede örgütlüyüz. Bunların 59'u, 21 farklı ülkeye bağlı uluslararası şirketlerden oluşuyor.
İlaç, plastik, boya, deterjan, kimya, petrol ve rafineri gibi pek çok alanda geniş bir örgütlenme ağımız var. Bugüne kadar Türkiye'de sınıfsal mücadelede ve özelleştirmelere karşı mücadelede önemli bir rol üstlendik. Hem örgütlenme hem de çalışanların haklarını, menfaatlerini ve çalışma koşullarını geliştirme konusunda büyük hedefleri olan, mücadele eden bir sendikayız.
Türkiye'de 17 şubemiz var. Yaklaşık 40 bin üyemiz ve 670'e yakın temsilcimizle bu görevi yürütüyor, mücadelemizi sürdürmeye devam ediyoruz.
Ö.Ö.: Petrol-İş son derece önemli bir sendika Süleyman Bey. Siz de bu tarihi çok güzel özetlediniz. Türkiye'de özellikle özelleştirmelere karşı öncü bir mücadele verdiğini söylediniz. Ben Petrol-İş'i ilk aktivizm yıllarımdan, iklim krizi gündeme gelmeden öncesinden de hatırlıyorum. Aslında bu meselenin tam merkezinde yer alıyor. O yüzden burada olmanız bizim açımızdan çok sevindirici. Bir kez daha teşekkür etmiş olalım.
Petrol-İş Sendikası, dediğim gibi, bu işin tam merkezinde. Çünkü diğer alanların yanı sıra fosil yakıt sektöründe çalışan işçileri de örgütlüyor. Fosil yakıtlarla iklim krizi arasındaki ilişki de malumumuz.
Biliyorsunuz, Türkiye, Paris İklim Anlaşması'nı imzaladıktan sonra 2053 yılına kadar net sıfır hedefini ilan etti. Bu da 30 yıldan kısa bir süre içerisinde fosil yakıt kaynaklı enerji üretimini terk ederek yenilenebilir enerjiye geçileceği anlamına geliyor. Elbette bu plan uygulanırsa böyle olacak. Bu dönüşüm Petrol-İş'i de her anlamda doğrudan etkileyecek. Sendikanızın bu dönüşüm konusundaki tutumunu sorabilir miyim?
S.A.: Öncelikle şunu söyleyeyim: Tabii ki söylediğiniz kapsamın içerisindeyiz. Çünkü biz Türkiye Petrolleri'nde, TÜPRAŞ ve STAR rafinerilerinde, PETKİM'de örgütlüyüz. Bu alanda yaklaşık 11 bin sendika üyesi çalışanımız var.
Biz çevre konusunu çok önemsiyoruz ve yaklaşık 30 yıldır toplu iş sözleşmelerimize bu konuyla ilgili hükümler koyuyoruz. Aynı şekilde eşitliği, ücret eşitliğini ve mobbingle mücadeleyi de çok önemsiyoruz. Bunları yıllar önce Türkiye'de örnek oluşturması amacıyla toplu iş sözleşmelerimize ve yönetmeliklerimize dâhil ettik. Mücadelemizi de buna göre sürdürüyoruz.
27 Eylül 2021'de Türkiye'nin 2053 net sıfır emisyon hedefi açıklandığında Petrol-İş olarak bu hedefe desteğimizi kendi internet sitemizde yayımladık. 25-26 Kasım 2021'de de Başkanlar Kurulumuzun bu konudaki değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaştık.
Fosil yakıtların iklim krizine etkilerini ve emisyonların azaltılması konusunu iş yerlerimizde sürekli gündeme getirdik. Bu sektörde dönüşümün gerçekleştirilmesi konusunda her zaman yapıcı ve destekleyici olduk. Şirketlerimiz de bu konuya gerçekten büyük önem veriyor.
Örneğin Gabar Dağı'nda petrol çıkarılıyor. Orada atmosferde meydana gelebilecek değişiklikler sürekli ölçülüyor ve buna göre tedbirler alınıyor. Toz miktarından hava kirliliğine, gaz seviyelerine kadar her şey takip ediliyor. Rafinerilerimizde de aynı hassasiyet söz konusu. Çünkü yerel ölçekte baktığınızda mesele işçi sağlığı ve iş güvenliği; bölgesel ölçekte çevrede yaşayan insanlar ve doğa; küresel ölçekte ise iklim krizi. Üyesi olduğumuz IndustriALL Küresel Sendika'nın da bu konudaki tutumu açık ve belli. Küresel düzeyde bizimle aynı yaklaşımı benimseyen sendikalarla birlikte mücadele yürütülüyor. Türkiye'de de TÜRK-İŞ ile beraber aynı doğrultuda çalışıyoruz.
Biliyorsunuz, COP31 Antalya'da yapılacak. Hazırlıklar kapsamında 9 Kasım'da TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu olarak bir araya geleceğiz. Kıbrıs'taki sendikalarımızla birlikte neler yapabileceğimizi, nasıl katkı sunabileceğimizi değerlendireceğiz. Bir taraftan ev sahipliği yaparken diğer taraftan inandığımız değerleri korumak istiyoruz. Bu dönüşüm gerçekleştirilirken çalışanlarımız için adil geçişin nasıl sağlanacağını, bölgelerimize, iş yerlerimize, işçi sağlığına ve iş güvenliğine etkilerinin neler olabileceğini ele alıyoruz. Bu konularda çalışmalarımız var. Yönetimlerle de açık biçimde görüşerek karşılıklı fikir alışverişinde bulunuyoruz.
Ancak bir şeyi daha ilave etmek isterim: IndustriALL'ın küresel ve Avrupa düzeyindeki toplantılarına katıldığımızda şunu görüyoruz: Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan ve özellikle Körfez'deki savaşın ardından yaşanan enerji krizlerinden sonra Avrupa'da daha önce vazgeçilen kömür ve diğer katı yakıtlara yeniden dönüş başladı. Bu nedenle rüzgâr ve güneş enerjisinden, fosil yakıtlardan nasıl yararlanılacağı konusunda bütün dünyada gelişmeler yaşanıyor. Ülkemizde de benzer gelişmeler var. Biz de bu çalışmaları destekliyor, katkı sunmaya devam ediyoruz. Sendika olarak temsil ettiğimiz iş yerlerinde, toplumsal ve sınıfsal düzeyde yer aldığımız bütün platformlarda desteğimizi ve mücadelemizi sürdürüyoruz.
T.E.: Süleyman Bey, sadece sendikanız açısından değil, üyesi olduğunuz IndustriALL Küresel Sendika'nın da Paris İklim Konferansı'ndan bu yana yürüttüğü bir adil geçiş projesi bulunuyor. Peki, Petrol-İş olarak adil geçiş sürecine nasıl bakıyorsunuz? Ekoloji ve emek mücadelesinin özellikle fosil yakıtlar konusunda ortaklaştığı bu alanda sendikanız nasıl yer alıyor? Adil geçiş temelinde yürüttüğünüz çalışmalar var mı?
S.A.: Biz Petrol-İş Sendikası olarak bu alanda örgütlü olduğumuz firmaların politikalarını takip ediyor ve bu politikalara yönelik bir yaklaşım geliştiriyoruz. Biliyorsunuz, Türkiye'de dört TÜPRAŞ rafinerisi ve STAR Rafinerisi var. TÜPRAŞ, kendi internet sitesinde de yayımladığı stratejik dönüşüm planları doğrultusunda, alternatif enerji üretim yöntemlerine yapacağı yatırımlarla 2050 yılında geleceğin lider karbon nötr enerji şirketi olmayı hedefliyor. Dolayısıyla biz de şirketlerimizle bu çalışmaları yürütürken, karbon salınımını azaltma çabaları sürerken bu dönüşümün çalışanlara nasıl yansıyacağını, etkilerinin neler olacağını ve insan kaynağımızı nasıl değerlendireceğimizi ele alıyoruz. En zor zamanlarda görev yapmış, son derece nitelikli çalışanlarımızın bundan sonraki durumlarının ne olacağı üzerinde duruyoruz.
Elbette bu çalışmaları yalnızca kendi sendikamız bünyesinde değil, bizim gibi diğer sendikalarla da omuz omuza yürütüyoruz. Dün akşam da merkezimizde dört sendikayla bir araya geldik. İklim konferansıyla ilgili pek çok konuda karşılıklı fikir alışverişinde bulunduk. Petrol-İş olarak olumlu politikaların takipçisiyiz. Bu dönüşümün çalışanlarımızı ve çevremizi mağdur etmeden, aşamalı biçimde gerçekleştirilmesini istiyoruz. Enerji kaynaklarımızı dönüştürerek, insanlara ve doğaya zarar vermeden, çevremize ve toplumumuza yarar sağlayacak politikaları destekliyoruz.
Sendikalar aynı zamanda çevreye duyarlı örgütlerdir. Daha önce de söylediğim gibi, 30-40 yıldır toplu iş sözleşmelerimizde çevreyle ilgili hükümler bulunuyor. Bu, sözleşmelerimizin temel maddelerinden biridir. Çevrenin bütün insanlığa ait olduğunun bilincindeyiz. Bu doğrultuda elimizden geleni yapmaya ve mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.
Ö.Ö.: Şimdi iklim krizi dediğimizde çok büyük bir krizden bahsediyoruz. Daha yakın zamanda İstanbul'da yaşanan aşırı yağışların ardından ölümler meydana geldi. Özellikle işçi sınıfının yaşadığı mahallelerde insanların evlerinin bir kısmı kullanılamaz, yaşanamaz hale geldi. Hayatını kaybedenlerin önemli bir bölümü de işçilerdi. Bu, uzun zamandır konuşulan bir mesele. İklim krizinin altında yine işçiler kalıyor. Hatta hatırlayacaksınızdır, Nepal'de buzulların erimesiyle yaşanan felakette hidroelektrik santralinde çalışan işçiler, aslında oranın yerlisi değillerdi. Çalışmak için oraya gitmişlerdi. Kaldıkları yerde, ranzalarında üzerlerine toprak yığıldı ve hayatlarını kaybettiler. Dolayısıyla bu mesele, küresel sendikal hareketin çok önemli bir parçası haline geldi. Çünkü kriz çok acil ve bundan en fazla biz etkileniyoruz. Bu nedenle sendikalar çok hızlı çözümler talep ediyor. Hatta bu geçişin kamusal politikalarla sağlanması gerektiğini savunuyorlar.
Birkaç ay önce Portekiz'den sendikacıları davet etmiştik. Climáximo adlı kampanyada çeşitli sendikalar yan yana gelmişti. Bazı rafinerilerin kurulmasına karşı çıktıklarını, bazılarının kapatılmasını dahi sağladıklarını ve Portekiz'in fosil yakıtlardan görece bağımsız bir ülke olarak kalmasında öncü rol oynadıklarını anlatmışlardı.
Siz biraz önce "yavaş yavaş geçiş" ifadesini kullandınız. O yüzden bunu da sormak isterim. Bilim insanları çok az zamanımız kaldığını söylüyor. Türkiye'nin muazzam bir güneş enerjisi potansiyeli var. Almanya'nın üç katı güneş potansiyeline sahip olmamıza rağmen bu alanda Almanya'nın çok gerisindeyiz. Peki, Petrol-İş'in adil geçiş ve fosil yakıtlardan çıkış konusunda somut bir talebi var mı?
S.A.: Şöyle söyleyeyim, ben "yavaş yavaş" derken zaten uzun yıllara yayılan bir süreçten bahsediyorum. Biliyorsunuz, 2050 hedefi var. Bütün bunların en radikal şekilde yapılması gerekiyor. Dünyayı en çok kirleten ülkelerden biri olan ABD, bu anlaşmadan da çekilmişti. 197 ülkenin bu sürecin içerisinde olması, çalışmaların 1992 yılında başlaması önemli ama ülkelerin işlerine gelmediğinde anlaşmalardan çekildiklerini de görüyoruz.
Demin Avrupa örneğini de bunun için verdim. Çünkü enerji kaynakları bölgelere göre farklılık gösteriyor. Kuzey ülkelerindeki yeşil enerji kaynaklarıyla güneş alan bölgelerdeki ya da petrol bölgelerindeki kaynaklar aynı değil. Elbette hedefimiz fosil yakıtlardan tamamen çıkılması. Avrupa'da ve dünyada birçok rafineri kapandı. Mesela bir buçuk ay kadar önce Romanya'daydım. Dünyanın ilk rafinerisini ziyaret ettim. Rafinerinin birçok bölümü kapatılmış, artık çalışmıyor. Türkiye'nin güneş ve rüzgâr enerjisinden çok daha fazla yararlanabileceğini düşünüyorum. Rüzgâr potansiyeli yüksek bir ülkeyiz ve bu alanda önemli mesafe de katettik. Romanya'da gördüm, güneş ve rüzgâr enerjisinden yararlanma oranı yüzde 30'un üzerindeydi. Dolayısıyla Türkiye de bunu yapabilir, başarabilir. Üstelik biz petrol zengini bir ülke değiliz. Böylece dışa bağımlılığımız da azalır. Milyarlarca doları dışarıya vermek yerine kendi güneş ve rüzgâr enerjisi kaynaklarımızdan yararlanarak çok daha iyi bir noktaya gelebiliriz.
Benim "yavaş yavaş" dememin nedeni şu: Türkiye'de zaten ciddi bir istihdam sorunu var. İşsizlik oranı yüzde 8'in üzerinde gösterilse de gerçekte durumun böyle olmadığını herkes biliyor. İnsanlar iş bulma umudunu kaybettikleri için iş aramaktan vazgeçiyor. Geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30'lara dayanmış durumda.
Şimdi düşünün, bir insan rafineride çalışıyor. 40-45 yaşına gelmiş, bütün hayatını oraya bağlamış. Siz 45-50 yaşındaki bu insana "Hadi git" diyorsunuz. Nereye gidecek bu insan? Çocuklarının büyüdüğü, aile masraflarının en yüksek olduğu dönemde onu işsiz bırakıyorsunuz. O yüzden bu geçiş yapılırken yalnızca çalışanların değil, bu sektörden geçimini sağlayan herkesin düşünülmesi gerektiğini söylüyorum. Taşımacısından üreticisine, nakliyecisinden tedarikçisine kadar bütün kesimleri kapsayan bir geçiş sağlanmalı. Yoksa ben fosil yakıt kullanımının devam etmesi gerektiğini söylemiyorum. Tekrar ediyorum, rafinerilerde en çok konuştuğumuz konulardan biri bu. Hem çevremizi, hem bölgemizi, hem de dünyamızı rahatlatacak adımlar atılmasını istiyoruz.
Şunu da bilmenizi isterim: Ben IndustriALL Küresel Sendika'nın yönetiminde dönemsel olarak görev aldım. Oradaki görevim kısa süre önce sona erdi ama Avrupa yönetim kurullarında ve birçok uluslararası platformda sendikal görevlerimiz devam ediyor. Her platformda bu konuları gündeme getiriyoruz. Ancak gelişmekte olan ülkelerin koşulları başka, gelişmiş ülkelerin koşulları başka, az gelişmiş ülkelerin durumu ise çok daha farklı. Bütün bunları dikkate almak gerekiyor.
Biz Petrol-İş Sendikası olarak bu meseleyi siyasetten bağımsız, dünyanın ve insanlığın ihtiyaçları doğrultusunda ele alıyoruz. İnsanlığın ihtiyaç duyduğu değerlerin ortaya konulması ve bu doğrultuda ilerlenmesi için mücadelemizi dün de verdik, bugün de veriyoruz, yarın da vermeye devam edeceğiz.
T.E.: Teşekkür ederiz. Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi COP31'e artık günler kaldı. Zirve bu yıl Antalya'da düzenleniyor. Ancak aynı zamanda alternatif bir zirve de var: Halkların İklim Zirvesi. Daha çok kısaltmasını kullanıyoruz, HİZ diyoruz.
Az önce bahsettiniz, yüzde 30'lara varan gerçek bir işsizlik oranı var. Bir yandan da COP31 sürecine hazırlanıyoruz. 9 Kasım'da TÜRK-İŞ ile bir araya geleceğinizi söylediniz. Biz de TÜRK-İŞ'in zirvede ağırlıklı olarak yer alacağını biliyoruz. Peki, işçilerin ön planda olacağı, adil geçişi ve yenilenebilir enerjiye dönüşümü esas alan somut bir çalışmanız ya da talep listeniz olacak mı? COP31'e bu yönde talepler sunacak mısınız? Ayrıca Halkların İklim Zirvesi'ne (HİZ) de katılım sağlayabilecek misiniz?
S.A.: Şimdi biz Petrol-İş olarak Antalya'da 9-20 Kasım tarihleri arasında yapılacak COP31 Zirvesi'ne sendikaların ve konfederasyonların katılım sağlayacağını biliyoruz. 190'dan fazla ülkeden katılımın beklendiği, oldukça geniş kapsamlı bir zirve olacak. Biz COP31'i ve sözünü ettiğiniz Halkların İklim Zirvesi'ni yakından takip ediyoruz. Ayın 9'unda TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulu olarak Kıbrıs'taki sendikalarımızla birlikte yeniden bir araya geleceğiz. İklim krizi ve enerji dönüşümüyle ilgili yürütülen süreçlere olumlu yaklaşımımızı burada da sürdüreceğiz. Üyesi olduğumuz IndustriALL Küresel Sendika'nın toplantılarına da katılıyoruz. Daha bir hafta olmadı, Japonya'dan döndüm. Orada da IndustriALL ile ilgili toplantılarımız vardı. TÜRK-İŞ ile birlikte zaten bu sürecin içerisindeyiz.
Enerji, petrol ve kimya gibi dönüşümden doğrudan etkilenecek sektörlerde örgütlü bir sendika olarak bu sürecin adil geçiş ilkesiyle ve işçilerin söz hakkı gözetilerek yürütülmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Biz işletmelere de bunu söylüyoruz. Çünkü bir rafineri tek bir bölümden oluşmuyor. Ayrıca bütün bu dönüşümü ekonomik açıdan bir anda gerçekleştirmek de mümkün değil. Dolayısıyla mevcut çalışanların işletme içerisinde ya da bağlı şirketlerde nasıl değerlendirilebileceğini, alternatif istihdam olanaklarının nasıl yaratılabileceğini araştırıyoruz.
En kötü ihtimali düşünerek söylüyorum: Bir çalışan işten ayrılmak zorunda kalırsa kıdem ve ihbar tazminatlarının dışında, hayatını bir ölçüde kolaylaştıracak ek teşviklerin de planlanması gerekiyor. Ama bu son seçenek. Biz çalışanlarımızın işlerine devam etmesini istiyoruz. "Yavaş geçiş" derken kastettiğim de buydu Özdeş Bey. Bu dönüşümün hesaplı, planlı, çalışanların emeğinin ve değerinin karşılığı verilerek gerçekleştirilmesini istiyoruz. O yüzden COP31 gerçekten önemli. Türkiye ilk kez bu zirveye ev sahipliği yapacak ve bunun çok değerli olduğuna inanıyorum.
Ayın 9'undaki toplantımızda da bu konular gündeme gelecek. Konfederasyon düzeyinde bir konuşma yapılacaksa, ev sahibi ülke olarak verilmesi gereken mesajların ve bunların içeriğinin de değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Biz yalnızca dertlerimizi ve sıkıntılarımızı dile getirmiyoruz, çözüm önerilerimizi de sunuyoruz. Bunların zirvede de ifade edileceğine inanıyorum. Katılımın önemli olacağını, Türkiye'nin ve dünyanın bu konuda ilerleme kaydedeceğini düşünüyorum. Ama size sadece bir örnek söyleyeyim.
Ö.Ö.: Süremizin de sonuna geliyoruz Süleyman Bey.
S.A.: Hemen hızlıca söyleyeyim. Uluslararası iş yerlerinin küresel toplantısı Malezya'nın Kuala Lumpur kentindeydi. Endonezya'daki orman yangınları nedeniyle Malezya'da nefes alamadık. İnsanlar günlerce güneşi kıpkırmızı gördü, hatta hava kirliliği, duman ve kül bulutları yüzünden güneşi göremedi.
Ö.Ö.: Peki, süremizin sonuna geldik. COP31'de varlığınız gerçekten çok önemli. Petrol-İş, Türkiye'de bu meselenin merkezinde yer alan sendikalardan biri. Hatta sizin de söylediğiniz gibi birçok alanda öncü mücadeleler vermiş bir sendika.
Halkların İklim Zirvesi'nin yanı sıra bir de Enerji Demokrasisi Zirvesi var. Bu konuya giremedik ama Antalya'da çeşitli sendikalar ve uluslararası sendikal örgütler bir araya gelecek. Burada da Petrol-İş'in temsilcilerinin bulunmasının çok iyi olacağını düşünüyoruz. Bütün bunlar aslında birbirine alternatif olarak örgütlenen, ancak aynı amaç doğrultusunda mücadele eden zirveler. Adil geçiş konusunda Petrol-İş'i her alanda görmek çok sevindirici olacaktır.
Bu sözlerle sözü Tuna'ya bırakmış olayım.
T.E.: Evet, teşekkür ederiz Süleyman Bey. Sevgili dinleyicilerimiz, bu haftaki süremizin de sonuna geldik. Bugün Petrol-İş Sendikası'ndan Süleyman Akgüz bizimleydi.
COP31'e ve TÜED'e yani Sendikalar Zirvesi'ne gün sayıyoruz. Önümüzdeki hafta zirve öncesindeki son gündemi konuşmak ve hazırlıkları öğrenmek üzere DİSK'in eski Uluslararası İlişkiler Müdürü Kıvanç Eliaçık bizimle birlikte olacak. Haftaya Salı saat 16:00'da yeniden görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Ö.Ö.: Hoşçakalın.
Benzer İçerikler
İklim Krizinden Adil Geçişe: Taşıma İşçileri COP31’e Nasıl Hazırlanıyor?
Tuna Emren, Özdeş Özbay, Sedat Durel
İklim Krizi, Adil Geçiş ve Sendikaların Rolü
Suda Sim Meriç, Tuna Emren, Özdeş Özbay, Kıvanç Eliaçık
“İklim Krizine Karşı Dönüşüm, İşçi Sınıfının Gündelik Hayatını da İyileştirmeli”
Özdeş Özbay, Tuna Emren, Suda Sim Meriç, Eyüp Özer
Madencilikten İklim Mücadelesine: Adil Geçiş Mümkün mü?
Suda Sim Meriç, Tuna Emren, Özdeş Özbay, Abdülkadir Şimşek