Gezegenimizde olup bitenler yüzünden umutsuzluğa kapılmayın; onların size hissettirmek istediği tam da bu
Görünüşte imkânsız olanın bir anda kaçınılmaz hâle geldiği toplumsal kırılma noktaları vardır. İyi gazetecilik, bu dönüşümlerin gerçekleşmesine yardımcı olmada hayati bir rol oynar ve gerçek değişimin nasıl mümkün olabileceğini bize gösterir.
Umutsuzluğa kapılmak için pek çok neden var: yemyeşil, güzel topraklarımız kuruyup kahverengiye dönmüş durumda, su rezervuarları tükeniyor ve orman yangınları Birleşik Krallık’ı, Avrupa’yı ve ABD’yi kasıp kavuruyor. Ama umutsuzluğa kapılmamak için çok daha fazla neden var: umutsuzluk kendi kendini gerçekleştiren bir kehanettir; insanın gücünü elinden alır; o heriflerin de tam olarak hissetmenizi istediği şey budur. Ama hepsinden önemlisi, umutsuzluk akıl dışıdır. Nedenini açıklayayım.
Öngörü araçlarımız ne kadar gelişmiş olursa olsun, bundan sonra ne olacağını bilmemizin basitçe hiçbir yolu yok. İklim gibi, her ekosistem gibi toplum da karmaşık bir sistemdir. Sosyal bilimciler ve gelecek bilimciler ne kadar parlak olursa olsun, bir sistemi oluşturan parçaları birbirinden bağımsız inceleyerek onun özelliklerini ve uyum sağlama biçimlerini öngörmek mümkün değildir. Bir şeyler olur - beklenmedik şeyler - hem de bazen şaşırtıcı bir hızla. Başka bir deyişle, toplumun da kırılma noktaları vardır. Bir denge durumundan başka bir denge durumuna çok hızlı biçimde geçebilir.
Yalnızca bir örnek vermek gerekirse İrlanda’ya bakalım. Daha birkaç on yıl öncesine kadar İrlanda Cumhuriyeti Katolik bir teokrasiydi. 1920’lerden beri durum böyleydi. Hatta 20. yüzyılın büyük bölümünde Katolik Kilisesinin toplum üzerindeki hâkimiyeti daha da güçleniyor gibiydi. Bu hâkimiyetin kırılması neredeyse hayal bile edilemezdi. Ama sonra bir dizi gelişme, beklenmedik biçimlerde bir araya geldi. Dehşet verici skandallar peş peşe ortaya çıktı: sistematik cinsel şiddet, kadınların ve çocukların kaçırılması, köle emeği ve Kilise kurumlarındaki kitlesel ölümler. Seyahat olanakları ve kitle iletişim araçları, İrlandalıların başka ülkelerde toplumsal ve cinsel özgürleşmenin nasıl bir şey olduğunu görmesini sağladı. Medya ve uluslararası platformlar ise sesleri uzun süre bastırılmış cesur aktivistlerin çok daha geniş kitlelere ulaşmasına imkân verdi. Duvarlar, herkesin tahmin edebileceğinden çok daha hızlı yıkıldı. Çok geçmeden eşcinsel evlilik ve kürtaj hakkı yasal güvence altına alındı: kısa süre öncesine kadar neredeyse tahayyül bile edilemeyecek bir dönüşüm gerçekleşmişti.
Aynı şey devlet komünizminin çöküşü ve bir zamanlar sarsılmaz görünen neredeyse bütün imparatorluklarla monarşilerin sonu için de söylenebilir. Fosil yakıt imparatorluğu da bunun dışında değildir.
Toplum dediğimiz karmaşık sistemin iki denge hâli vardır: imkânsız ve kaçınılmaz. İstediğimiz değişim her zaman önce imkânsız görünür. Kadınlara oy hakkı mı? Aklınızı kaçırmış olmalısınız. Hindistan’ın bağımsızlığı mı? Britanya buna asla izin vermez. Medeni haklar mı? Saçmalık! Ama sürekli baskı, biraz şans ve koşullardaki bir değişimle birlikte — pat! — imkânsız olan gerçekleşir. Sonra da herkes, “Zaten kaçınılmazdı, değil mi?” der.
İklim krizinde bir kırılma noktasına yaklaşıyor olabileceğimizi düşünüyorum. Yıllardır bize, “Ay’ı istiyorsunuz. Fosil yakıtlar kalıcı,” denildi. Benim de bir yanım buna inandı. Ama şimdi, Guardian’ın haberlerinin de gösterdiği gibi, fosil yakıtlar birdenbire yenilenebilir enerjiden çok daha pahalı hâle geldi. Birdenbire, muazzam ölçekte istihdam ve gelir yaratan şey yeşil teknolojiler oldu. Birdenbire, aşılmaz görünen teknolojik engeller birer birer yıkılmaya başladı. Birdenbire, fosil yakıtlar tarafından finanse edilen siyasetçiler çağdışı, gülünç ve yozlaşmış görünmeye başladı. Birdenbire, sıcaklık şokları mesajı acımasızca gözümüzün önüne sererken, acilen harekete geçmemiz gerektiğinin farkına varıyoruz.
İster olumlu ister olumsuz olsun, bir kırılma noktasının zorluğu şudur: onun nerede olduğunu önceden asla bilemezsiniz. Ancak geriye dönüp baktığınızda görebilirsiniz. Atlantik akıntı sisteminin çöküşünü artık kaçınılmaz kılacak kadar küresel ısınmaya yol açıp açmadığımızı ya da Amazon yağmur ormanlarında zincirleme bir çöküşü geri döndürülemez biçimde tetikleyip tetiklemediğimizi henüz bilmiyoruz. Benzer şekilde, büyük bir toplumsal dönüşüm için gerekli koşullar çoktan bir araya gelmiş olsa bile, sistem gerçekten yön değiştirene kadar bunu da bilemeyeceğiz.
Bu tür hızlı bir değişim, bağımsız medya kaynakları tarafından bilgilendirilen bir kamuoyu; şirket çıkarlarına değil, gerçeklere bağlı gazeteciler gerektiriyor. Guardian’ın açık erişimli ve okur desteği ile finanse edilen modeli, bu sorumluluktan aktif biçimde kaçan diğer medya kuruluşlarına - hem milyarderlerin sahip olduğu medyaya hem de kamu yayıncılarına - karşı açık bir panzehir niteliğinde. Üstelik bu kuruluşlar, iklim haberciliğinin hiç olmadığı kadar kritik olduğu bir dönemde iklim yayınlarını azaltıyor.
Bu yüzden Guardian’da ve onun ötesinde baskıyı sürdürmeye, gerçekleri ortaya çıkarmaya ve değişimin nasıl gerçekleşebileceğini göstermeye devam ediyoruz. Ve tamamen akılcı nedenlerle umut etmeyi de sürdürüyoruz. Lütfen bugün haberciliğimizi desteklemeyi değerlendirin.
Karşı karşıya olduğumuz en büyük soru — belki de insanlığın şimdiye kadar karşı karşıya kaldığı en büyük soru — çevresel kırılma noktalarına ulaşmadan önce toplumsal kırılma noktalarına ulaşıp ulaşamayacağımızdır.
* George Monbiot'un 'Don't despair about what’s happening to our planet. That’s what they want you to feel' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.
Benzer İçerikler
"Okyanusların, ormanların, buzulların çöküşü uzak bir olasılık değil"
Atlas Sarrafoğlu
Altıncı Yeryüzü sistemleri çöküşü olayının tam ortasındayız
George Monbiot