Ömer Madra ile 10 Maddede İklim Değişikliği | İklim Mültecileri
İklim krizi, şiddetlenen seller ve kuraklıklarla milyonlarca insanı göç etmek zorunda bırakıyor. Peki, iklim mültecilerinin hakları uluslararası hukukta nasıl korunuyor? İklim mülteciliğini, uluslararası koruma mekanizmalarını ve göç politikalarının yarattığı sorunları, Ömer Madra'dan dinliyoruz.
İklim krizinin kaçınılmaz bir sonucu da iklim mülteciliği tabii. İklim değişikliği kaynaklı felaketlerin sonucu olarak ortaya çıkan zorunlu göçü tarif etmek amacıyla kullanılıyor bu kavram. Mesela her muson yağmuru döneminde Hindistan ve Pakistan’da seller yaşanıyor olmasına rağmen sürekli olarak artan sıcaklıkların bir sonucu olarak artık muson yağmurları çok daha sert yaşanıyor.
Yani bunun en çarpıcı örneklerinden biri 2022 yılında Pakistan’ı vuran tarihi yağmurlarda, sel sularında oldu. Daha önce hiç yaşanmadığı şekilde ülkenin üçte biri sular altında kalmıştı. Binden fazla insan öldü, iki milyondan fazla bina yıkıldı veya hasar gördü, milyonlarca insan hayatta kalabilmek için ülke içinde ve dışında mülteci durumuna düştü.
Afrika'da yakın tarihin en uzun süreli ve şiddetli kuraklıklarından biri, 2020 ile 2023 yılları arasında Afrika Boynuzu bölgesinde (Somali, Etiyopya ve Kenya) yaşanmıştı. 36 milyondan fazla insan gıda güvensizliğiyle, kıtlıkla karşı karşıya kalarak göç etmek zorunda kalmıştı.
Göç, aslında insanlığın ortaya çıktığından beri felaketlerden korunmak için bulmuş olduğu en kolay ve kısa vadede en etkili çözüm. Ulus devletlerin sıkı güvenlik algısı ile milyonlarca insanın hayatta kalma davranışı çeliştiğinde duvarlar ve dikenli teller bir kez daha mağdurların hayatta kalma ümidine set çekmiş oluyor. Bütün dünya duvarlarla örülmüş vaziyette, Çin seddi gibi.
Mülteciliği uluslararası kanunlara bağlamış olan Birleşmiş Milletler maalesef "iklim mülteciliği" kavramını uluslararası hukukta ayrı bir mültecilik türü olarak tanımıyor. Dünya Bankası'nın bir çalışmasına göre, 2050'ye kadar iklim değişikliği nedeniyle 216 milyona kadar insanın göç etmek zorunda kalacağı tahmin ediliyor.
Göç elbette önce en yakındaki şehirlere ancak oralarda da kalmanın imkansız olduğu durumlarda çevre ülkelere, daha sonra da zengin ülkelere doğru gerçekleşiyor. İklim değişikliği gibi göç ve iklim mülteciliği de küresel bir mesele tabii. Bu nedenle güvenlikçi politikalar anlamsız olduğu gibi milyonlarca insanın en temel insan haklarından mahrum bırakılması sonucunu da doğuruyor.
Son yıllarda İklim değişikliği nedeniyle ülkesini terk etmek zorunda kalan kişilere, mevcut mülteci hukukunun dışında özel bir uluslararası koruma statüsü sağlamak amacı güden girişimler var. 2012'de başlayan Nansen İnisiyatifi, örneğin, iklim değişikliği ve afetler nedeniyle sınır aşan yer değiştirmeye ilişkin uluslararası bir koruma mekanizması geliştirmeye çalışıyordu.
Çeşitli çevreler uluslararası bir iklim mülteciliği sözleşmesine ihtiyaç duyulduğunu söylüyorlar. Bu konuda çalışan başka gruplar ise BM tarafından kabul edilen 1951 tarihli Mülteci Sözleşmesi’ne iklim kaynaklı felaketlerin de eklenmesi için çaba gösteriyor. Hangi şekilde olursa olsun küresel bir gerçeklik bu.
İklim mültecilerinin haklarının garanti altına alınması ve göç yükünün devletler arasında adaletli olarak paylaşılması önümüzde ulaşılması gereken acil bir hedef olarak duruyor. En acil hedeflerden biri.
Ama şunu da söylemek lazım belki, ne var ki son zamanlarda göçmen ve mültecilerin kabulü şöyle dursun, geri gönderilmesi, başta ABD ve diğer bazı Batı ülkeleri olmak üzere hızlanmakta maalesef. Bu en temel trajik gelişmelerden biri olarak da karşımıza çıkıyor.
Benzer İçerikler
Dünyanın iklim eylemine öncelik vermesi için daha kaç trajedi yaşanması gerekiyor?
Waseem Ahmad Siddiqui
Köklerinden koparılmış 42 milyon insan eve döneceği günü bekliyor
Radikal Gazetesi
“Kaygımızı umuda, korkumuzu cesarete çevirmek için”
Atlas Sarrafoğlu
İklim krizinde dönülmez noktayı aştık
Atlas Sarrafoğlu