Apaçık Radyo

"Silah vesayetinin bu toplumun üzerinden kalkması lazım"

19 Ağustos 2026

Açık Gazete’de Ömer Madra ve Özdeş Özbay, Yeni Parti Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile Çerçeve Yasa’nın kapsamını ve uygulama sürecini, Yeni Parti’deki oylama tartışmalarını, siyasi baskıları ve belediye başkanlarının AK Parti’ye geçişlerini ele alıyorlar.

Ömer Madra: Evet, şimdi biraz önce de sözünü ettiğimiz gibi bu saatlerde Sezgin Tanrıkulu ile beraberiz. Merhaba Sezgin, hoşgeldin.

Sezgin Tanrıkulu: Günaydınlar, Diyarbakır'dan selam ve sevgiler.

Özdeş Özbay: Merhabalar, hoşgeldiniz.

S.T.: Teşekkürler.

Ö.M.: Davetimizi kabul ettiğin için teşekkür ederiz. Pek çok tuhaf olayla sarılı bir dünyayı neresinden tutacağımızı bilemedik ama istersen öncelikle bu son saldırıdan başlayalım. Antep Milletvekili ve Yeni Parti Gaziantep Milletvekili Melih Meriç'in, Şahinbey ilçesinde eski CHP Oğuzeli İlçe Başkanı Seydi Ahmet Keleş tarafından, herkesin gözü önünde bıçaklanmasıyla ilgili birkaç cümle söylersen...

S.T.: Tabii ki öncelikle geçmiş olsun diyorum arkadaşımıza, milletvekilimize. Yani bu olay şunu gösteriyor: Sonuçta hiç kimsenin can güvenliği yok bu toplumda. Her an, her türlü saldırıya maruz kalabilirsiniz ki Melih Meriç, geçen yıl da Nizip'te sanırım bir silahlı saldırıya uğramıştı. Tuhaf bir biçimde ve kendisiyle ilgili bir koruma kararı da var.

Bu saldırıyı yapan daha önce CHP'de ilçe başkanlığı yapmış ve Yeni Parti'de de görev almak istemiş, öyle anlıyorum ben, ancak görev alamamış. Bundan önce de dün ben, önceki dönem milletvekilimiz Bayram Yılmazkaya ile konuştum. Aynı zamanda Melih Meriç ile dünürler kendileri. Gaziantep'te önemli bir kalp cerrahı kendisi, onunla konuştum. “Abi, bizi sürekli tehdit ediyordu bu,” dedi.

Herhalde konuşmak amacıyla veya sohbet etmek amacıyla, bu gerilimi aza indirmek amacıyla kalabalık bir grupla bir araya gelmişler. Ama ben de izledim, gerçekten dehşet verici. Sonuçta bu saldırı sırasında ölebilirdi. Çünkü elindeki bıçak, etkili, öldürme amaçlı kullanılan bir silah, kesici delici alet neyse ve darbe vurduğu yer de sonuçta ölüm bölgesi. Böyle bir saldırı karşısında bunu önlemesi de gerçekten mucize.

Ö.M.: Evet, korku filmi seyreder gibi hissettim ben kendimi şahsen.

S.T.: Yani şöyle, toplum öyle bir hâle gelmiş ki gerçekten saldırının ne zaman, kime karşı, nereden geleceği belli değil. Sonuçta böyle bir toplum içerisindeyiz aynı zamanda. Ben tekrar geçmiş olsun diyorum.

Milletvekilleri en güvende olan insanlardır. İnsanlar çekinirler, etraflarında insanlar vardır. Ama gördüğümüz gibi milletvekilleri, bizler de böyle sıradan insanlarız ve saldırıya en açık insanlar da sonuçta toplum içerisinde olan insanlar.

Zor zamanlardan geçiyoruz ve bu da o zor zamanların aynı zamanda başka bir yönü. Gerçekleşen olay açısından da son derece üzgünüm tabii.

Ö.M.: Evet, peki. Şimdi buradan istersen Çerçeve Yasa'ya geçelim. Vaktimiz de dar ama 25 dakikamızı bu konuya ayırabiliriz. Çerçeve Yasa'daki son durum hakkındaki bilgilerini de biraz paylaşır mısın bizimle lütfen?

S.T.: Şu bakımdan önemli görüyorum ben. Tabii çok eleştirildi, toplum kutuplaştı, çok karşı çıkışlar oldu yani oylamanın biçimine, gelişine, içeriğine... Ben şu anda Diyarbakır'dayım. Neredeyse bütün yaşamım burada geçti ve 1984 yılının Ağustos ayında başlayan bu silahlı çatışma, şiddetin başladığı yıl, Ağustos 84'te ben Diyarbakır Barosu'nda avukatlık stajına başladım. Yani kendi tarihim aynı zamanda bütün bunları izleme, görme, ondan sonra bu ihlaller açısından geçti.

Çok ağır dönemlerden geçtik gerçekten. Yani sokağa çıkamadığımız zamanlar oldu, birçok faili meçhul cinayet oldu. İnsanlar, yurttaşlar yaşamını yitirdi. Yüzlerce asker, polis şehit oldu, Türkiye'nin her yerine cenazeler gitti. Gaziler var hâlen, acısını yaşayan, o çatışmanın bütün ağır yükünü üzerinde taşıyan insanlar var. Birçok kayıp var. Binlerce genç yaşamını yitirdi.

Bu açıdan bakıldığı zaman yani bir dönemin sonunun gelmiş olması, silahın artık gerçek anlamda sorunların çözümünde veya herhangi bir biçimde bir araç olarak kullanılamayacak olması çok önemli ve çok değerli. İnsanların bunu bilmesi lazım. Yani birçok öfkeli insan da var. İnsanlar ölmeyecek, bir mesele yüzünden insanlar ölmeyecek. Kavga, dövüş olmayacak. Bunun kendisi bence çok değerli. İlk önce bunun altını çizmek istiyorum bir kez daha.

Evet, yasa yürürlüğe girdi yani Resmî Gazete'de yayımlandı. Ancak uygulamaya geçmesi bakımından Milli Güvenlik Kurulu'nun bir karar alması lazım ve karar da örgütün hem kendisinin, hem de örgüte bağlı diğer birimlerin, diğer örgütlerin, bağlantılı örgütlerin, hem Türkiye'nin sınırları içerisinde, hem de Türkiye'nin dışındaki bütün yapılarının kendilerini feshettiğinin, silahsız hâle geldiğinin teyit edilmesi lazım.

Bunu da yasa, bu yetkiyi Milli Güvenlik Kurulu'na verdi. Yani Milli Güvenlik Kurulu, kendisine gelen bilgilerden eğer bu silah bırakılmasının ve örgütün tüm unsurlarının kendisini feshetmesinin teyit edilmesinden sonra bir karar alacak. Bu karar Resmî Gazete'de yayımlanacak. Yasa ancak o zaman uygulamaya geçecek.

Uygulamaya geçtiği zaman ne olacak? Uygulamaya geçtiği zaman da kendisini örgüt üyesi olarak kabul eden insanlara, yurttaşlara altı ay içerisinde yetkili birimlere başvurma ve bu yasadan yararlanma imkânı getirilecek.

Ö.Ö.: Burada bir şey sorabilir miyim? Burada ağırlıklı olarak o zaman zaten cezaevinde olanlardan mı söz ediyoruz yoksa dışarıda olanlar da mı var işin içerisinde?

S.T.: Şöyle, yani bir kez şunu ifade edeyim: Silahlı çatışmaya katılmış olanlar yani yasadaki tabiriyle Ceza Yasası'nın 81. maddesinde tarif edilen adam öldürme suçuna bir biçimde iştirak etmiş olanlar, bu yasanın kapsamı dışında olacaklar. Onları kapsamıyor.

Bunun bizim anlayacağımız meselesi şudur: Yani silahlı çatışmaya katılmış olmak zaten adam öldürmeye teşebbüstür aynı zamanda. Dolayısıyla bu çatışmalar dışında kalmış örgüt üyeleri... Bunların tabii ki sayıları falan... Türkiye'nin kara sınırları içerisinde şu anda silahlı örgüt üyelerinin kalmadığı kabul ediliyor. Yani istihbarat birimleri bunu teyit etmiş durumdalar.

Birinci olarak Türkiye'nin kara sınırları dışında, Irak'ta, Suriye'de, İran'da belki, 5 bin civarında silahlı örgüt üyesinin bulunduğu tahmin ediliyor. Yasa bunlara yönelik ama bunlar içerisinde de biraz önce ifade ettiğim gibi güvenlik birimlerinin silahlı bir çatışmaya, adam öldürme eylemine katılmış olduğunu belirlediği kişiler bu yasanın kapsamı dışındalar. Tabii onlar da gerekli soruşturmayı dikkate alıyorlarsa gelirler, teslim olurlar ama almıyorlarsa gelmezler, bulundukları yerlerde kalırlar. Bu 5 bin kişi yani hâlen Irak'ta belli bölgelerde olduğu bilinen, Suriye'de olduğu bilinen silahlı örgüt üyelerini kapsıyor.

İkinci olarak, yine bu adam öldürme eylemi dışında ceza almış, cezaevinde olanlar var. Bunların da sayısının 3 bin 800 civarında olduğu tahmin ediliyor. Bin civarında cezaevinde olan örgüt üyesi ise silahlı çatışmalara ve 81. madde kapsamındaki eylemlere katıldıkları için bunun kapsamı dışındalar aynı zamanda. 3 bin 800 - 4 bin civarında cezaevinde olanlar var. Yasa yürürlüğe girerse infaz hâkimlikleri veya yargılandıkları mahkemeler bunların dosyalarını ele alacak ve tahliyelerine karar verebilecek.

Ayrıca yurt dışında olanlar var. Yani silahlı örgüt üyesi olmayıp da bir biçimde örgüt üyesi olarak yurt dışında bulunanlar var. Eski siyasetçiler, politikacılar veya yurt dışında herhangi bir gösteriye katılmış olup da, Nevroz veya bir yürüyüşe katılmış olup da örgüt propagandası veya örgüt üyeliği nedeniyle Türkiye'de aleyhlerine soruşturma yürütülen insanlar var. Bunların sayısı ise bilinmiyor ama binlerce olduğu tahmin ediliyor çünkü bilgiler kendilerinde olmadığı için Türkiye'ye geldiklerinde yakalanıyorlar. Ayrıca bunları da kapsıyor.

Yani yasanın kapsamına giren 5 bin civarında silahlı örgüt üyesi, 4 bin civarında cezaevinde olanların dışında, bu yasanın kapsamına giren insanların sayısının yaklaşık 100 bin civarında olduğu tahmin ediliyor.

Tabii bunların içerisinde hâlen cezası kesinleşmeyen, 10 yıldır cezaevinde bulunan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen tahliye edilmeyen Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ gibi siyasetçiler de var ki bunların aleyhine verilmiş bir mahkûmiyet kararı var ama henüz istinaf aşamasında. Hem komisyonda, hem de Genel Kurul'daki görüşmeler sırasında bunları da kapsadığı kabul edildi. Yani gerekçelerinde, yasanın gerekçesinde ve metninde bazen bazı şüphe uyandıracak ifadeler olmasına rağmen, Genel Kurul'daki görüşmelerde AK Parti Grup Başkanı bunu düzelten açıklamalarda bulundu.

Tabii orada üstadımız var, Ömer abimiz var. Yani yorum tekniğinde hâkimler yasa metniyle beraber, eğer bir tereddüt varsa, yasanın komisyon görüşmeleri ve Genel Kurul görüşmelerindeki gerekçelerine de bakarlar. O nedenle o tereddütlerin giderilmesi bakımından da Genel Kurul'da böyle bir teyit yapıldı Selahattin Demirtaş'ı da kapsadığı şeklinde.

Ö.M.: Evet, toplamda da 100 bin civarında diyorsun. Bayağı önemli bir rakamdan bahsediyoruz ve çok etkileyici bir sonuç verebilir.

S.T.: Sadece Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nde ki bu dosyalara Yargıtay 3. Ceza Dairesi bakıyor, benim edindiğim bilgilere göre 10 bine yakın dosya var. Yani bu dosyaların içerisinde kaç kişi var bilemiyoruz tabii ama sadece Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nde 10 bine yakın dosya var. Bu dosyaların hepsi ele alınacak ve durma kararı veya tahliye kararı verilecek.

Ö.Ö.: Peki, şimdi bahsettiğiniz 100 bin sayısı açısından yasa aynı zamanda geçici, öyle değil mi? Yani altı aylık bir süreden söz ediyoruz. 100 bin kişi söz konusu olduğunda, bunun uygulanması için başka bir mekanizma öngörülüyor mu? Çünkü bu çok ciddi bir yoğunluk.

Bir de özür dilerim, bu 100 bin kişinin teker teker, “Ben bu yasa kapsamından yararlanmak istiyorum” diye kendilerinin başvurması gerekiyor, değil mi?

S.T.: Yurt dışında olanlar bakımından yani vekilleri aracılığıyla başvuru da olabilir. Ama silahlı örgüt üyelerinin bizzat kendilerinin gelip yani sınırdan geçip yetkili güvenlik birimlerine kendilerini deklare etmesi gerekecek.

Cezaevinde olanlar bakımından da avukatları veya kendileri başvuru yapacaklar. Yani karar veren mahkemeler, kesinleşmişse infaz hâkimlikleri bu kararı verecekler.

Ö.Ö.: Peki, mesela bahsettiğiniz örgüt üyelerinden yurt dışında olup Türkiye'ye gelenler, kendilerini teslim ettiklerinde bu altı aylık süre içerisinde gözaltında mı olacaklar?

S.T.: Yok, gözaltı işlemi yapılmayacak. Sadece beyanları alınacak ve serbest bırakılacaklar. Eğer tabii ki biraz önce ifade ettiğim gibi örgütün yöneticileri ve 81. madde kapsamında olanlar varsa, onlar bunun kapsamı dışındalar.

Ö.Ö.: Yani silahlı çatışmaya katılanlar ve üst düzey yöneticiler hariç, diğerleri şu anda bu yasanın kapsamında.

S.T.: Evet, yasa bunu 81. madde kapsamında öldürme eylemi olarak tarif etti, öyle kabul etti. 

Ö.M.: Evet.

Ö.Ö.: Ömer Bey sizin bir sorunuz yoksa başka bir konuya geçmek istiyorum.

Ö.M.: Bir tek onunla bağlantılı, ufak, bir satırlık soru sormak istiyorum. Mesela Selahattin Demirtaş ve Figen Hanım gibi isimlerin de ayrıca başvurması gerekecek mi yoksa doğrudan yasanın kapsamına girip serbest bırakılmaları mı söz konusu?

S.T.: Yani başvurmaları gerekecek. Başvuru olmadan mahkemeler resen ele almazlar. Orada bir sorun var. Yani Selahattin Demirtaş kendisini bir örgüt üyesi olarak kabul etmiyor. Sonuçta kendisi yakalandığında siyasi partinin genel başkanı, eş genel başkanıydı.

Dolayısıyla bu yasa açısından aslında olması gereken; Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Ali Ürküt gibi siyasetçiler bakımından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarının mahkemelerce uygulanması ve buna göre gereğinin yapılması olmalı ama maalesef bugüne kadar Selahattin Demirtaş yönünden yapılmadı. İki tane Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı olmasına rağmen, hatta üç tane olmasına rağmen uygulanmadı. Böyle bir sorun da var.

Ö.M.: Ben de onu sormak istemiştim zaten. Yani başvurması bir yandan gerekli ve zorunlu sayılıyor, bir yandan da hâlbuki hakkında hem Anayasa Mahkemesi'nden, hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nden kararlar var. Yani tuhaf bir durum da yok değil burada. Ama ne yapalım? Tamam. Sen ne soruyordun Özdeş, pardon?

Ö.Ö.: Evet, şimdi bu Çerçeve Yasa oylamasına gelmek istiyordum. Özgür Özel açısından, Yeni Parti kurulduktan sonra belki de ilk büyük politik dönemeçti diyebiliriz. Özgür Özel milletvekillerini serbest bıraktı ve yanlış hatırlamıyorsam 54 Yeni Parti milletvekili çeşitli gerekçelerle “hayır” oyu kullandı. Bu da oldukça ciddi bir sayı; hatta partiler arasında en fazla “hayır” oyu Yeni Parti'den çıktı.

Bunun yarattığı tartışmaları soracaktım çünkü bu tarz konularda Türkiye'de siyasi partiler genellikle tek bir yönde karar verirler, özellikle de böylesine önemli politik bir mesele söz konusu olduğunda ama Yeni Parti böyle yapmadı.

Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? “Hayır” oyu veren milletvekili arkadaşlarınızla da görüşüyorsunuzdur, onların gerekçeleri nedir? Önümüzdeki seçim dönemini de etkileyebilecek bir durum bu. DEM Parti ile yakınlık, olası bir ittifak ya da Kürt seçmenden oy isteme gibi konularda da belirleyici olabilecek bir gelişme çünkü bu.

S.T.: Şöyle ifade edeyim. Tabii yani partinin kurumsal görüşünü ifade eden tek kişi var ve o da genel başkan - Siyasi Partiler Yasası'na göre de böyledir, fiilen de böyledir. Bizim genel başkanımız Özgür Özel'dir. Kendisi bence çok vurucu ve etkileyici bir konuşma yaptı Genel Kurul'da. “Hayır vermesinin meşru nedenleri olan tek parti Yeni Parti'dir” ifadesini kullanarak, partimizin görüşünün “evet” olacağını ve kendisinin “evet” oyu kullanacağını ifade etti. Dolayısıyla esas alınması gereken görüş bu görüş. Partiyi temsil eden kurumsal görüşümüz genel başkanımız tarafından ifade edildi ve fiilen de kendisi oylamaya katılarak yasaya “evet” oyu verdi.

Şimdi tabii ki “evet” oyu vermeyen arkadaşlarımızın gerekçeleri, barış karşıtlığı, çatışmanın sürmesi yönünde değil tabii ki. Yani onunla birbirine karıştırılmaması lazım. Arkadaşlarımız, “hayır” oyu kullanan arkadaşlarımız kendilerini ifade ettiler.

Bir; yani Türkiye bu mesele konusunda gerçekten müthiş derecede kutuplaşmış durumda. Adalet ve Kalkınma Partisi, bu yasanın toplumsallaşması bakımından, rıza üretmesi bakımından, sürecin özellikle rıza üretmesi ve güvenin artması bakımından maalesef aradan geçen 20-21 aylık süre içerisinde herhangi bir adım atmadığı gibi, demokratikleşme anlamında bir adım atmadığı gibi, Türkiye'de siyasal alanı daraltan çok açık kaygı verici uygulamalara imza attı.

Bunların başında da Yeni Partili arkadaşlarımız geliyor. Büyük baskı altında partimizin kadroları, yerel yönetimleri. Büyük baskı altında partimizin kurumsal kimliği elinden alındı. Biz Yeni Parti'yi “Tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna” diyerek kurmadık. Sonuçta Türkiye'de hukuk tarihinde olmayacak bir biçimde parti yönetimi, CHP'nin yönetimi bir mahkeme kararıyla el değiştirdi yani bir nevi CHP'nin başına bir kayyum atandı. O nedenle CHP'den ayrılmak ve Yeni Parti'yi kurmak durumunda kaldık ve bunlar Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, bağımsız ve tarafsızlıktan tamamen uzaklaştırdığı ve yürütme organının bir parçasına dönüştürdüğü yargı eliyle yaptıkları. 

Yani her gün operasyonlarla karşı karşıyayız. Sadece bu siyasetçiler değil, Türkiye'de muhalif olan herkese karşı bütün bunlar yapılıyor. Bu ortamda getiriliş biçimi, yasanın hazırlanış biçimi, yöntemi, usulü bakımından da itirazlar oluştu. Arkadaşlarımız kendi seçim çevrelerine göre ve kendi görüşlerine göre oy kullandılar.

Bunun bir kez daha altını çizerek söylüyorum. Zaten DEM Partili arkadaşlarımız, DEM'le beraber siyaset yapan önemli siyasetçiler, Yeni Parti'nin bu durumunu anlayışla karşıladıklarını çok açık bir biçimde ifade ettiler. Hem söyleşilerinde, hem de paylaştıkları sosyal medya hesaplarında bunları ifade ettiler. Dolayısıyla bizim ilerideki durumumuzu etkileyecek veya bugün içinde bulunduğumuz durumu etkileyecek bir siyasi karşılık yok.

Çünkü bu durum aslında Adalet ve Kalkınma Partisi'nin bundan çıkaracağı bir ders olması bakımından da çok önemli bence. Yani bizim aldığımız tutum, genel başkanımızın kurumsal olarak “evet” oyu vereceğini açıklamasının dışında, milletvekillerinin Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yarattığı bu olumsuz ortama aynı zamanda tepki duymaları çok anlaşılır bir şey. Ben öyle ifade etmek durumunda kalayım ki ben görüşümü açıklamıştım ve “evet” oyu kullanacağımı önceden de ifade etmiştim. Bu yönüyle de tabii bizim üzerimizde çok acayip baskılar oluşturmaya çalışıldı. Sosyal medya zaten bir yargı organına dönüşmüştü Türkiye'de.

Ama bu konuşmanın başında da ifade ettiğim gibi, şundan herkes müsterih olsun: Bu silahın kendisinin devreden çıkacak olmasının ne kadar değerli ve anlamlı olacağını ileride göreceğiz ki bu 20 ayda da nitekim gördük. Bu silah vesayetinin başta Kürtler olmak üzere bu toplumun üzerinden kalkması lazım. Kalkarsa önümüzde mücadele edebilecek daha geniş bir alan olduğunu ben düşünüyorum.

Ö.M.: Evet, daha önce söylediğini de tekrarlamıştık. Çok az zamanımız kaldı. Özdeş, sen de kusura bakma.

S.T.: Bakın, şunu da ifade edeyim. Yani sadece bu baskı Yeni Parti'ye değil. İşte bu sabah, Alparslan Kuytul'a operasyon yapılmış. Sonuçta böyle bir Türkiye'deyiz aynı zamanda.

Ö.Ö.: Furkan Vakfı'nı kastediyorsun.

S.T.: Evet, böyle bir Türkiye'deyiz aynı zamanda. Hani demokratik alan olmazsa ne olacak? Sonrası bakımından ne olacak? Bütün bu soruları herkesin kendisine sorması lazım.

Ö.M.: Evet, kesinlikle. Peki, bir iki dakikamız kalmışken şunu da sormak istiyorum. Bugün Yeni Parti'nin İstanbul'da, Çekmeköy Doğa Parkı'ndan Madenler Meydanı'na bir yürüyüş düzenleyeceğini biliyoruz. “Millet İradesine Saygı Yürüyüşü” adıyla; adalet, demokrasi ve cumhuriyet için yapılacağı duyuruldu. Bu konuda da birkaç cümle söyler misin?

S.T.: Çekmeköy Belediyesi sonuçta... Yani CHP listesinden girmiş, seçilmiş bir belediye başkanı vardı orada. Orada ve Tuzla'da. Yani bunlar neredeyse doğduklarından beri CHP'li insanlardı. Doğduklarından beri yani CHP'li insanlar. Bu operasyonlardan sonra, içinde bulundukları durum nedeniyle olsun, ben bunu hiçbir biçimde anlayışla karşılayamıyorum.

Yani AK Parti'ye geçtiler. Böyle durumlar var. Bakın, hiçbir dönemde seçilen insanların, yerel yöneticilerin veya milletvekillerinin bu kadar çok yer değiştirdiği başka bir dönem olmamış.

Yani geçenler böyle sonradan CHP'ye gelen insanlar değiller. Milletvekilliği yapmış, belediye başkanlığı yapmış insanlar. Yani yedi sülalesi CHP'li olan belediye başkanları, iki dönem, üç dönem CHP'de belediye başkanlığı yapmış olanlar, eski il başkanları, gençlik kolu başkanları falan... Belediye başkanları bakımından özellikle söylüyorum. Bunlar geçiyorlar yani.

Dolayısıyla bu, görüş değişikliği falan diye izah edilemez. Kendilerini bir soruşturmadan, bir baskıdan kurtarmak istiyorlar. Yani bu, Türkiye'nin siyasi tarihi bakımından berbat bir şey gerçekten. Berbat!

Adalet ve Kalkınma Partililer yani aklı başında olanlar bakımından söylüyorum, buna nasıl böyle sessiz kalırlar? Neden bu insanlar parti değiştiriyorlar, size geliyorlar? Yani AK Parti 25 yılda güllük gülistanlık bir Türkiye yarattığı için mi? Tuhaf bir şey.

O nedenle Çekmeköy'de yapılıyor olmasının da böyle bir anlamı var. “Millet iradesine sahip çıkıyoruz” mottosuyla bütün yurttaşlarımızı gerçekten bu dayanışmaya, bu desteğe İstanbul'da bekliyoruz.

Ö.M.: Evet, Çekmeköy Belediye Başkanı Orhan Çerkez'in de 1 Ağustos'ta AKP'ye geçmesinin ardından rozetini bizzat Adalet ve Kalkınma Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan takmıştı.

S.T.: Oraya girmiş, kendi partisinden olan bir belediye başkanı Çekmeköy'de var. CHP'den girmiş, kazanmış bir belediye başkanına rozet takmak...

Ö.M.: Evet, ilginç bir durumu. Peki, galiba sürenin sonuna geldik. Çok teşekkür ederiz Sezgin.

S.T.: Ben teşekkür ederim. Diyarbakır'ın sıcağından sıcak sevgiler, saygılar bizi dinleyenlere.

Ö.M.: Çok teşekkürler. 

Ö.Ö.: Teşekkür ederiz.

Benzer İçerikler

"Türkiye’de yeni bir rejim inşa edildi"
25 Mayıs 2026
Sezgin Tanrıkulu
"Neredeyse kanserleşmiş bir meseleyi çözmekten bahsediyoruz"
13 Ağustos 2026
Ömer Madra, Özdeş Özbay, Ceylan Akça Cupolu
  -     
Canlı Yayın
Şimdiki
Sıradaki
Sıradaki
Sıradaki