Apaçık Radyo

"Osman Kavala'nın derhal serbest bırakılması gerekiyor"

26 Ağustos 2026

Açık Gazete’de Ömer Madra ve Özdeş Özbay, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Osman Kavala’nın ikinci başvurusunda verdiği ve Türkiye’yi altı ayrı maddede ihlalden sorumlu tuttuğu kesinleşmiş kararı eski AİHM yargıcı Rıza Türmen ile değerlendiriyorlar.

Ömer Madra: Evet, Apaçık Radyo'nun Açık Gazetesi'ndeyiz. Saat dokuzu bir dakika geçerken, daha önceden de duyurusunu yaptığımız gibi, bu önemli gelişmeyi; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi'nin Osman Kavala'nın ikinci başvurusunda Türkiye'yi altı ayrı maddede mahkûm ettiği ve en kısa sürede serbest bırakılmasını istediği kararını konuşmak üzere Rıza Türmen'le beraberiz. Kendisi, zaten gayet iyi bilindiği ve daha önce de programlarımızda yer aldığı gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde yaklaşık 10 yıl yargıçlık görevini sürdürdü. Büyük Daire'nin bu kararını konuşacağız. Merhabalar Rıza.

Rıza Türmen: Merhabalar, günaydın.

Özdeş Özbay: Merhaba, hoşgeldiniz.

R.T.: Hoşbulduk

Ö.M.: Bu kararı sayısız yazıda ve konuşmada da yorumladın ama bu son, kesinleşmiş karar üzerine senin görüşlerini dinleyicilerimizle paylaşmak istedik. Anlatır mısın, neler oluyor ve neler olacak?

R.T.: Şimdi bir kere “iki karar” deniyor ama aslında üç karar bu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin Osman Kavala'yla ilgili verdiği üç karar var. İki tanesi Osman Kavala'nın başvurusu üzerine verildi ama bir de üçüncüsü var ve o da birinci karar uygulanmayınca Türkiye hakkında ihlal prosedürünün başlatılmasıyla ilgili. İhlal prosedürü başlayınca Bakanlar Komitesi, üçte iki çoğunlukla kararı AİHM'e gönderdi; Türkiye uyuyor mu, uymuyor mu, kararı uyguluyor mu, uygulamıyor mu diye sorarak. Bir de o karar var; etti üç karar.

Bu karar çok önemli. Yani hem içeriği bakımından önemli, hem de içinde bulunduğu koşullar bakımından önemli. İçerik bakımından şundan önemli: Çok önemli şeyler söylüyor. Bir kere Türk yargısının çok güzel, kaliteli bir eleştirisi var. Yani verilen kararların neden hukuka uygun olmadığını çok iyi ortaya koyuyor. Fakat tabii ondan önce Anayasa Mahkemesi'yle ilgili bir problem var. Biliyorsunuz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde dava açabilmek için önce içerideki yargı yollarını tüketmek lazım.

Ö.M.: Evet, iç hukuk yollarının tüketilmesi gerekiyor.

R.T.: İç hukuk yollarını tüketmiş olmak lazım. Osman Kavala'nın da Anayasa Mahkemesi önünde iki tane başvurusu var. O zaman hükümet diyor ki, "Bunların sonucunu beklemeden AİHM'e başvurması kabul edilemez." AİHM'in bu davayı reddetmesi lazım çünkü iç hukuk yolları tüketilmemiştir.

AİHM bu konuyu inceliyor önce. Yani davayı kabul etsin mi, reddetsin mi? Ve şunu söylüyor: "Bu konuda karar verirken bir kere Osman Kavala'nın özel durumunu dikkate almak lazım," diyor. Osman Kavala sekiz buçuk yılı aşkın bir zamandır cezaevinde ve bu süre içinde her türlü iç yargı yolunu kullandı, başvurdu. Hiçbirinden sonuç alamadı. Bu arada iki tane AİHM kararı çıktı. Anayasa Mahkemesi bunları görmezlikten geldi ve ondan sonra AYM'ye yapılan başvurular bakımından ilk başvurusunun üzerinden dört yıldan fazla, ikinci başvurusunun üzerinden iki yıldan fazla bir zaman geçti. Anayasa Mahkemesi bunları incelemedi.

AİHM, "Bu durumda iç yargı yolu gerçek bir koruma vermiyor," diyor. Anayasa Mahkemesi yolu bu bakımdan etkili değildir, diyor. Bu, bir kere bu kararın birinci önemli şeyi. Yani bir devletin Anayasa Mahkemesi bakımından uluslararası bir mahkemenin “etkili iç yargı yolu değildir” demesi çok ağır bir şey. Yani Anayasa Mahkemesi devletin en güçlü, en saygıdeğer organı. O devletin itibarını taşıyor aynı zamanda. Bizde ise Anayasa Mahkemesi kararlarını alt mahkemeler tanımıyor. Derken bir uluslararası mahkeme, “etkili iç yargı yolu değildir” diyor. Yani Anayasa Mahkemesi'nin saygınlığına büyük bir gölge düştü bu kararla.

Gerçi şunun altını çizmek lazım: Bu sadece bu karar için söylenmiş bir şey. Yani genel olarak “Anayasa Mahkemesi etkili iç yargı yolu değildir” demiyor karar. Sadece bu karar için etkili iç yargı yolu değildir, diyor. Ama öyle olsa bile yine de Anayasa Mahkemesi'nin saygınlığı bakımından ağır bir darbe diye düşünüyorum.

Şimdi bunu yaptıktan sonra altı madde üzerinden ihlal buluyor. Burada söylediği çok enteresan, önemli bir şey var. 10. ve 11. maddeleri yani ifade özgürlüğü ve toplantı özgürlüğüyle ilgili şikâyetleri incelerken diyor ki, "Türk mahkemeleri Osman Kavala'nın kişisel sorumluluğunu incelemiyor." Böyle birtakım soyut, genel suçlamalar var. Yok efendim Osman Kavala stratejik bir rol oynamış gösterilerde, yok efendim Osman Kavala çok etkiliymiş, çok etkili olmuş, yok Osman Kavala organize... Bunlar kişisel sorumluluğu getirmiyor.

Bunu yaparken de esas olarak neyi alıyor? Delil olarak Osman Kavala'nın sivil toplum etkinliklerini, yok buluşmaları, temasları... Yani Sözleşme'deki haklarını kullanması dolayısıyla Osman Kavala aslında böyle bir tavsifte mahkûm oldu. Ama kişisel sorumluluğunu hiçbir zaman incelemedi Türk mahkemeleri.

Yani Osman Kavala neden mahkûm oldu? Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesi, hükümeti devirmek için cebir ve şiddet kullanılmasını arıyor. Peki Osman Kavala hangi cebir olayına, hangi şiddet olayına karışmış? Bu yok ortada.

Ö.M.: Bu konuda tek kelime bile yok değil mi?

R.T.: Hiçbir şey yok ortada. Bunu incelemiyor zaten. Mahkemenin bakış açısı başka bir şey. Kişisel sorumluluğunu incelemiyor. İddiaya katkısı var mı, incelemiyor. Tabii bu çok tehlikeli bir şey ve bütün sivil toplumla uğraşan kişiler bakımından çok caydırıcı bir etki yaratacaktır ki yaratır da. Yani ne yaptığınız belli olmadan, böyle bir belirsizlik bulutu içinde mahkûm edilme hakkı oluyorsunuz.

Tabii bunun dışında adil yargılanma yeni bir şikâyet. Bundan önceki davalarda bu şikâyet yoktu. Burada da Mahkeme diyor ki, "Gezi Parkı'ndaki şiddet olaylarıyla deliller, kanıtlar arasında, karar verdiği kanıtlar arasında illiyet bağlantısı kurulmamış." Osman Kavala'nın tanıkları dinlenmiyor. Ondan sonra başvurucudan, Osman Kavala'dan birtakım genel hipotezleri çürütmesi isteniyor. Stratejik bir rol oynadı mı, oynamadı mı? Bunu nasıl çürüteceksiniz? Efendim, etkiledi mi, etkilemedi mi? “Hayır, ben etkilemedim.” Nasıl çözülecek bu? Böyle bir yargılama olur mu?

Tabii buradaki en önemli, üzerinde durulan konu yargının bağımsızlığı konusu. "Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda Türkiye'de ciddi kuşkular var," diyor karar. Yani Osman Kavala'yı beraat ettiren yargıçlar hakkında soruşturma açılmış olması, ondan sonra bu Osman Kavala davalarının bir mahkemeden başka bir mahkemeye devamlı gönderilmesi, yargılamanın son aşamasında iktidarla çok yakın ilişkisi olan bir yargıcın atanması... Bütün bunlar yargının ne kadar bağımsız olmadığını gösteriyor.

Bunlarla tabii bugün arasında bağlantı kurabilirsiniz. Yani bugünkü davalarda, bugün görülmekte olan İBB davasında, işte bu belediye başkanları davalarında da aynı şeyleri, Osman Kavala davasındaki, yargılamasındaki aynı problemleri görüyorsunuz. O zaman bunun sistematik bir mesele olduğu ortaya çıkıyor.

Tabii başka çok önemli şeyler de var kararda. Karardaki en önemli şeylerden biri, 18. maddeden mahkûm olması çok önemli. Çünkü 18. madde bu davanın siyasi amaçlarla açıldığını gösteriyor; bütün bu şeylerin siyasi amaçlarla, muhalifleri bastırmak için yapıldığını gösteriyor.  Yani AİHM diyor ki kararında, "Buradaki asıl motif, asıl sebep Osman Kavala'nın mahkûmiyetinde Gezi'deki rolü nedeniyle cezalandırmak ve Osman'ı bir insan hakları savunucusu olarak susturmak." "Asıl şey budur," diyor. "Gizli, farklı motif budur," diyor.

Ondan sonra başka bir şey diyor. Bu altı maddeden ihlal bulduktan sonra, bundan sonra ne yapılması gerektiğini söylüyor. Bir kere, "Derhal serbest bırakılmalıdır," diyor Osman Kavala için. Bu hem Türkiye'nin Sözleşme'den, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden doğan yükümlülüğüdür, hem de kendi Anayasası'ndan doğan yükümlülüğüdür.

"Anayasa'nın 90. maddesi, bir uluslararası sözleşme Meclis tarafından onaylandıktan sonra kanun hükmünü kazanır," diyor. Ondan sonra bununla da yetinmeyip bunun ötesine geçiyor: "Eğer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla Türk yasaları arasında bir çelişki var ise esas alınan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıdır," diyor. Bütün bunlar Türkiye'nin neden bu kararı uygulamakla yükümlü olduğunu, kararı uygulamak zorunda olduğunu gösteriyor.

Ö.Ö.: Bu anlamda bir şey sorabilir miyim? Türkiye daha önce uymadı. Şimdi yine uyması konusunda bir karar alındı. Hatta duymuşsunuzdur, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum kararın ardından sert açıklamalarda bulundu: “AİHM siyasi proje kararları verdikçe Türkiye için hiçbir kıymeti kalmıyor. Belli ki Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olma durumunu ve AİHM'e bireysel başvuru imkânını gözden geçirmeye zorlanıyor,” dedi.

Ama şu anda Sözleşme'ye taraf, AİHM'le de bağlı. Bu kararla ilgili şöyle bir açıklamada daha bulunmuş, izninizle hemen onu da aktarayım: “AİHM denetimi hiyerarşik bir denetim değildir,” diyor Mehmet Uçum. “AİHM kararlarının hiyerarşik yargı mercilerinin kararları gibi sonuç doğurması beklenemez,” diye de ekliyor. Anladığımız kadarıyla, devletin üst düzey yönetimi böyle bakıyor.

R.T.: AİHM de çok önemli başka bir şey söylüyor, onu söyleyeyim, ondan sonra buna gelelim. Diyor ki, "Osman Kavala'yla ilgili mahkûmiyet kararı bizim bakımımızdan, AİHM bakımından hükümsüzdür". Yani “mutlak butlan” tabirini bu sefer AİHM kullanıyor: "Hiçbir hüküm taşımaz bizim bakımımızdan."

Burada yapılması gereken şey şudur yani devletin ısrarla anlamak istemediği şey: Türk mahkemesi karar verecek tabii ki tahliyesine yani AİHM karar aldı diye gidip oradaki cezaevi kapısını açıp Osman Kavala'yı salıvermeyecek. Burada önemli olan şey, tabii Türk mahkemesinin kararı olacak ama gözden kaçırılan husus şudur: Sözleşme'nin 46. maddesi yani AİHM kararları kesindir, uyulmak zorundadır diyen 46. maddesi, bütün devlet organları için ve bu arada yargı için de bağlayıcıdır. Yani Türk yargısı da karar verirken bu AİHM kararıyla bağlı olarak karar vermek zorundadır.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nda bir madde vardır. O madde der ki, "AİHM kararları yeniden yargılamaya yol açabilir." O zaman bu maddeyi kullanarak Türkiye'nin yeniden bir yargılama yapması ve bu yargılamanın sonucunda Osman Kavala'yı beraat ettirmesi ve tahliye etmesi gerekmektedir. Yapılacak şey budur.

AİHM kararları Türk mahkemelerinin kararlarının yerine geçmiyor. Sözleşme'den doğan birtakım yükümlülüklerimiz var, Anayasa'mızdan doğan birtakım yükümlülüklerimiz var. Bu yükümlülükler yargı organları için de geçerlidir. Bunları yerine getirmelisiniz.

Ö.Ö.: Peki, ilk olarak da şunu eklemiştim: Yani uymazsa ne olacak? Çünkü mesela bir para cezası var. Yani devlet için ciddi bir şey değil bu. Ama iki kezdir uymuyor. Bundan sonra yani uymadığı için yeni bir karar alındı. Buna da uymazsa ne olacak?

R.T.: Şimdi bu kararın gerek Türkiye üzerindeki etkilerini gerek Avrupa Konseyi organları üzerindeki etkilerini görmek lazım. Türkiye üzerindeki etkisi, işte bu artık üçüncü karar. Yani Türkiye'nin hukuk devletiyle en ufak bir ilişkisi var ise — biz hukuk devleti meselesini Türkiye bakımından konuşuyoruz — bunu uygulamak zorundayız. Bu Sözleşme'ye niye imza attı acaba? Orada ne işi var acaba Türkiye'nin?

Ö.Ö.: Evet, zaten Mehmet Uçum da onu söylüyor yani Türkiye'nin ayrılabileceğini ima ediyor.

R.T.: Evet yani...

Ö.Ö.: Ayrılmak... Daha tutarlı olur diyorsunuz en azından.

R.T.: Yani bundan ayrılmak demek, Avrupa Konseyi'nden ayrılmak demek. Avrupa Konseyi'nden ayrılmak demek, Avrupa'yla, Batı'yla olan kültürel temeldeki, değerler temelindeki bütün köprülerinizi atmanız demek. Bundan ayrılmamız demek, Avrupa Birliği ile olan ilişkilerimizi de olumsuz etkileyecektir demek.

Ö.M.: Evet, uluslararası bütün hukuki temellerin de, değil mi, yani hukuki temellerin de bir kenara bırakılması gerekiyor. Yani demin sözünü ettiğin 46. madde kapsamında, ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için gerekli bireysel tedbirleri alması gerekir diye karar veriyor.

Peki, bir de şeyi bu arada sormak istiyorum. İki şey daha var sormak istediğim. Birisi, Türkiye'nin bir de Kavala'ya üç ay içinde 70 bin avro manevi tazminat, artı 43 bin küsur avro da yargılama gideri ödemesine...

Ö.Ö.: O şey avukatlık masrafı.

Ö.M.: Avukatlık masrafları. Peki, nasıl? Serbest bırakılmayacak ama bunları ödeyecek ve bunlar kimin cebinden çıkacak diye bir soru da insanın aklına geliyor yani.

R.T.: Hepimizin cebinden. Bunları ödeyecek çünkü ödemez ise faiz biner. Üç ay içinde ödemez ise faiz biner bunlara ve çok daha büyük bir rakam olur.

Bu Türkiye'nin başına Loizidou Davası'nda geldi. Yani 500 bin avro ödeyecekken 1 milyon avroya yakın para ödedi.

Ö.M.: Yani faizlerin binmesi ihtimali de var. Çok acayip yani.

R.T.: Ama Türkiye bu paraları ödüyor. O bakımdan pek problem çıkarmıyor. Üç ay içinde hemen ödüyor paraları ama karar uygulanmıyor. Kararın sadece para kısmını uyguluyor.

Ö.M.: Son derece çelişkili ve tuhaf bir durum var. Peki, bundan sonra ne olmasını bekliyorsun? Nasıl bir ilerleme olacak?

R.T.: Avrupa Konseyi bakımından sonuçları var bu kararın. Bütün bunlara rağmen, üç tane AİHM kararına rağmen Türkiye'nin hâlâ uygulamaması, sistem bakımından, insan hakları sistemi bakımından çok büyük problemler yaratıyor. Sistem kırılıyor bu yüzden, sistem dengesini kaybediyor.

Bu kararların uygulatılması yükümlülüğü bütün devletlerin kolektif sorumluluğu. Sadece Bakanlar Komitesi'nin değil, bütün devletlerin kolektif sorumluluğu. Onun için devletlerin bu kararı uygulatmak için sadece Avrupa Konseyi'nde girişimler yapmaları yetmez; Bakanlar Komitesi çerçevesinde ya da Parlamenter Asamble çerçevesinde girişim yapmaları yetmez. Avrupa Konseyi'ne üye devletlerin ikili ilişkilerinde de bu meseleyi ortaya çıkarmaları, Türkiye'nin bunu uygulamasını istemeleri gerekir diye düşünüyorum.

Bundan sonra hem parlamenterlerden oluşan Asamble'de, hem de hükümet temsilcilerinden oluşan Bakanlar Komitesi'nde beklenir ki Türkiye üzerindeki baskı artacaktır. 

Belki de güçlü prosedürü harekete geçirmek isteyecektir. Yani bu güçlü prosedür, Asamble, Bakanlar Komitesi ve Genel Sekreter'in birlikte yürüttüğü bir prosedür, kararları uygulatmak için. Onun da öyle adım adım bir ilerleyişi var. İşte ziyaret ediliyor ilk, ondan sonra bir rapor hazırlanıyor. Tabii sonunda, bu güçlü prosedürün sonunda ihraç var. Hâlâ uygulamamışsa o devlet Konsey'den ihraç ediliyor.

Ö.Ö.: Peki Rıza Bey, bunun bir örneği var mı ya da buna yakın bir örnek var mı?

R.T.: Hayır, yok. Ama ona bakarsanız, ihlal prosedürünün de tek örneği Azerbaycan-Mammadov davasıydı. O davada da Mammadov serbest bırakıldığı için sonuçta... Şimdi hâlâ ihlal prosedürü uygulanıp da kararın uygulanmadığı tek dava Osman Kavala davası.

Ö.M.: Rıza, bir de şunu sormak istiyorum izninle. Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Sánchez Amor da Kavala kararı hakkında bir yorumda bulunmuş ve “AİHM en sert yanıtı verdi” demiş. Türkiye'de Adalet Bakanı Akın Gürlek'in yargının bağımsız olduğu yönündeki açıklamalarının da AİHM tarafından reddedildiğini söylüyor. Yani ilginç.

R.T.: Evet, evet.

Ö.M.: Ne diyorsun buna da?

R.T.: Bu genel tedbirler başlığı altında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, "Burada sistematik bir sorun var," diyor. "Burada muhalifleri baskılamak için siyasetçiler, gazeteciler üzerinde icra edilen siyasal baskıları gösteriyor," diyor bu kararda. Bağımsızlığı koruyacak kurumsal güvenceler yok diye düşünüyor. Bunların düzeltilmesi lazım. Yargı bağımsızlığı konusunda çok sert ifadeler var.

Ö.M.: "Bugün Türkiye'de yargı bağımsızlığı konusundaki tartışmaya belki de tartışmasız en net cevap, ikinci Kavala davasında kararını açıklayan AİHM'den geldi," diyor. “Benim bugüne kadar Strazburg'dan duyduğum en sert açıklama bu,” diyor. “Başından sonuna kadar Sayın Akın Gürlek'in Türkiye'de yargının bağımsız olduğu yönündeki açıklamalarına ‘Hayır, doğru değil’ diyor. Reddediyor,” diyor. Yani, "Yargı bağımsızlığı yok," diyor.

R.T.: Ama bir şey daha var. Bu kararda, ilk defa ben bunu duyuyorum, Osman Kavala'yla ilgili mahkûmiyet kararının geçersiz olduğu söyleniyor. “Hiçbir hükmü yoktur,” diyor. Bu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin şimdiye kadar bir devletle ilgili söylediği en ileri sözlerden biri.

Ö.M.: Evet, bundan sonraki gelişmeleri büyük bir kaygıyla, karışık bir merakla izlemeye devam edeceğiz. Son bir soru daha: İki de muhalefet oyu var. Onlar hakkında ne düşündüğünüzü de sorabilir miyim lütfen? Süremizi de bitirmek üzereyiz.

R.T.: Bir tanesi Türk yargıcın oyu.

Ö.M.: Evet.

R.T.: Türk yargıcının muhalefet oyu var. Aslında kesinlikle görüşümü yansıtmıyor muhalefet oyları. Öbürü de bu sonuncuyla beraber hareket etmek ihtiyacını hissetmiş. Çünkü karar çok iyi yazılmış bir karar.

Ö.M.: Evet, buna da itiraz etmek, yani kolay kolay itiraz edilebilecek gibi bir durum gözükmüyor bana da ama senin ne düşündüğün önemli tabii. Peki, bundan sonraki gelişmelerin ne olacağını tahmin ediyorsun? Serbest bırakılacak mı Osman Kavala? Senin görüşün, tahminin nedir?

R.T.: Yani bunu bir hukuk sorusu olarak soruyorsan, “Serbest bırakılacak mı?” diye sormamak lazım. Derhal serbest bırakılması gerekiyor.

Ö.M.: Derhal serbest bırakılması, evet.

R.T.: Ama hukuk bir tarafa itildi; siyasi düşünceler yargıya hâkim oldu. Yargının bağımsızlığı gibi bir soruyu sorarsanız, işte o zaman siyasi cevap aramak lazım.

Ö.M.: Evet yani çok vahim bir durum.

R.T.: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bir rejim meselesidir. Demokratik bir rejimseniz, hukuk devleti geçerliyse, o zaman bunun icabını yerine getirmek lazım. Yani bunu yapmamak aslında nasıl bir rejimle yönetildiğinizi de gösteriyor. Ne kadar hukuk devleti olduğunuzu da gösteriyor.

Ö.M.: Evet, Rıza Türmen, çok teşekkür ederiz. Bu konu üzerinde senin görüşlerini tekrar alma durumunda kalacağımız aşikâr. Çok değerli bilgilerini bizimle paylaştın. Çok teşekkürler.

Ö.Ö.: Çok teşekkür ederiz.

Ö.M.: Görüşmek üzere.

Benzer İçerikler

  -     
Canlı Yayın
Şimdiki
Sıradaki
Sıradaki
Sıradaki