"Yepyeni bir süreç başlıyor"

-
Aa
+
a
a
a
""
Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı
 

Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Apaçık Radyo'da Açık Yeşil başlıyor. Ben Ömer Madra.

Ümit Şahin: Ben de Ümit Şahin.

Ö.M.: Evet, Ümit Şahin bugün açılışı bana bıraktı. Kendisi Kolombiya’da olduğu için, Açık Radyo stüdyolarından Kolombiya’ya telefonla bağlanmamızda yaklaşık 12 saatlik bir zaman farkı var. Bu yüzden açılışı ben yapıyorum. Destekçilerimizi de hemen analım: Raindrop, Altınordu ve Kozmo Madra. Onlara teşekkürlerimizi ileterek başlayalım.

Evet Ümit, dün Açık Gazete’de değinmeye çalıştık. 54’ten fazla ülkenin Santa Marta’da, Kolombiya’da bir araya geldiği Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı medyada çok fazla yer bulmadı. Ancak senin sayende dün bunu etraflıca ele alma fırsatı bulduk. Şimdi devamını Açık Yeşil’de sürdürmek istiyoruz. Programa hoşgeldin.

Ü.Ş.: Teşekkürler. Evet, çok uzak olunca ve arada saat farkı olunca günler de biraz karışıyor. Şu anda salı ve çarşamba günlerindeyiz; buradaki Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı’nın son iki günü, dolayısıyla bugün bitiyor. Bu program yayınlandığında konferansın ikinci günü de tamamlanmış olacak. Ancak biz kaydı alırken henüz devletler zirvesi başlamak üzere; açıkçası yaklaşık yarım saat sonra başlayacak. Bu nedenle henüz çıkan sonuçları konuşamayacağız. Ne sonuç çıktığını gelecek hafta Açık Yeşil’de detaylarıyla ele alırız.

Ama buradaki konferansın şöyle bir özelliği var; Açık Gazete’de de bahsetmiştim: Bu, sadece devletler arası bir zirve değil ki zaten bütün devletler de burada değil. COP’larda olduğu gibi 197 ülke yok; yalnızca 54 ülke var ve bunun da bilinçli olarak böyle olması istendi. Herkes çağrılmadı; özellikle fosil yakıtların terk edilmesi fikrine yakın olan ülkeler davet edildi. Onların da hepsi gelmiş değil. Gelenler arasında da üst düzey, bakan seviyesinde temsil oldukça sınırlı; daha çok teknik düzeyde bir katılım söz konusu. Dolayısıyla devletler açısından bakıldığında biraz utangaç, çekingen bir başlangıç olarak görülebilir.

Ancak öte yandan bu, yalnızca hükümetler arası bir toplantı olmanın ötesinde. Altı gün süren konferansın ilk iki günü akademik toplantılara ayrıldı; ardından Halkların Zirvesi gerçekleşti, bir yürüyüş düzenlendi ve aralarda çok sayıda farklı çevrenin — köylülerin, çiftçilerin, gençlerin, kadınların, çeşitli toplumsal cinsiyet gruplarının, ekonomistlerin ve daha pek çok kesimin — bir araya geldiği etkinlikler yapıldı. Yani sadece sosyal hareketlerin değil, farklı uygulama alanlarından aktörlerin de katıldığı devasa bir buluşmaya dönüştü. Bu anlamda, bunun tarihsel bir dönüm noktası olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ö.M.: Evet, yerli halkların da kendi seslerini oldukça net biçimde duyurabildikleri ilginç bir buluşma bu. Fosil yakıt lobicilerinin ise pek görünür olmadığı anlaşılıyor; sen rastladın mı?

Ü.Ş.: Hiç yok, yok, yok. Buraya gelmek için kayıt olurken bir form doldurtuyorlar ve fosil yakıtlarla herhangi bir bağlantınız olup olmadığına dair oldukça detaylı sorular soruluyor. Yani fosil yakıtla ilişkili kişileri özellikle dışarıda bırakmaya çok dikkat etmişler. Bu anlamda, sadece bir başlangıç olmanın ötesinde, “istekliler koalisyonu” ya da “hazır olanlar koalisyonu” gibi tanımlarla anılan bir yapı bu. Hatta “bir şeyler yapanların koalisyonu” diyenler de var. Dolayısıyla süreci engelleyebilecek ya da engelleme ihtimali olan aktörler bilinçli biçimde dışarıda tutulmuş.

Bu arada şunu da söyleyelim: Konferans, Kolombiya’nın Santa Marta kentinde yapılıyor. Karayip Denizi kıyısında bir liman ve aynı zamanda turizm kenti. Burada yapılmasının en önemli nedenlerinden biri de Santa Marta’nın aynı zamanda bir kömür limanı olması. Yani Kolombiya, Gustavo Petro hükümetiyle birlikte fosil yakıtlardan uzaklaşma kararı aldı ve ekonomisini dönüştürmeye başladı. Örneğin, Sierra Nevada de Santa Marta Dağı gibi bazı doğal alanlar tamamen koruma altına alındı. Yani dönüşüm, kömür ticaretinin kalbi olan bir kentten başlatılıyor.

Burada “kalp” demişken ilginç bir anekdot da paylaşayım: Cuma günü konferansın ilk bölümü olan akademik toplantıların açılışı Magdalena Üniversitesi'nde yapıldı. Açılışta üniversite yetkilileri ve organizatörler kısa bir konuşma yaptıktan sonra sahneyi Sierra Nevada yerlilerine bıraktılar. Dört yerli temsilci sahneye çıktı; içlerinden biri akademisyen, diğerleri muhtemelen müzisyendi. Kendi dillerinde ve İspanyolca konuşarak bir tür tören gerçekleştirdiler ve adeta konferansın başlamasına “izin verdiler”. Yani konferans, yerli halkların onayıyla ve onların ritüeliyle açılmış oldu.

Ö.M.: İradeleriyle yani, gerçekten çok ilginç. Daha önce Açık Gazete’de de bahsetmiştin. Ayrıca Santa Marta, 1525’te kurulmuş bir koloni kenti; Latin Amerika’daki ilk İspanyol yerleşimlerinden biri. Kristof Kolomb
’un ardından gelen İspanyollar tarafından kurulan en eski şehirlerden biri olarak biliniyor.

Ü.Ş.: İspanyolların Güney Amerika’da kurduğu ikinci koloniymiş Santa Marta; bu açıdan da önemli bir tarihsel geçmişi var. Ama yerli halklar açısından en dikkat çekici nokta şu: Dün söyledim mi hatırlamıyorum, Sierra Nevada da Santa Marta Dağı’na “dünyanın kalbi” diyorlar. Burasının dünyanın kalbi olduğunu ve her şeyin bir kalbi bulunduğunu anlatıyorlar; suların, dağların, yeryüzündeki her varlığın bir kalbi olduğunu söylüyorlar. Bunu da uzun uzun ifade ettiler. Çeviriden dinleyince bir kısmı kaçmış olabilir ama oldukça etkileyiciydi.

Yani mesele sadece yerli halklara söz vermek değil; neredeyse bütün çerçevenin onların bilgeliği üzerine kurulduğu söylenebilir. Ardından Halkların Zirvesi’nde yaptıkları konuşmalar da son derece dikkat çekiciydi.

Ö.M.: Evet, burada bir selam da Eduardo Galeano’ya gönderelim. O da her şeyin bir kalbi olduğunu Days and Nights of Love and War kitabında çok güzel anlatmıştı. Onu da buradan hatırlamış olalım; selam olsun.

Ü.Ş.: Evet. Şu anda elimizde üç ayrı bildirge var; onları birazdan özetleyebiliriz. Ama ona geçmeden önce… Pazartesi günü izlediğim toplantı, burada katıldığım son oturumdu.

Ö.M.: Toplantıdan sesler vereceğiz galiba değil mi?

Ü.Ş.: Yok, onu ayrıca; yürüyüşten sesler var elimde. Yürüyüşe geçmeden önce bu toplantıda yapılan konuşmalardan birkaç noktayı aktarmak istiyorum çünkü gerçekten ilginç bir paneldi. En önemli konuşmacılardan biri Mary Robinson’dı. Kendisi, eski İrlanda Cumhurbaşkanı ve Birleşmiş Milletler’de İnsan Hakları Yüksek Komiserliği yapmıştı. Konuşması çok etkileyiciydi; özellikle eşitsizliklere vurgu yaptı. Fosil yakıtların savaşlara yol açtığını, eşitsizlikleri artırdığını dile getirdi.

Bir diğer konuşmacı Johan Rockström’dü. O da Potsdam İklim Etkileri Araştırması Merkezi’nden, “gezegen sınırları” yaklaşımının öncülerinden. Kısa ama çarpıcı bir konuşma yaptı. Özellikle küresel güney ülkelerinin fosil yakıtlardan daha hızlı uzaklaşma eğiliminde olduğunu vurguladı. Mesela Pakistan örneğini verdi. Pakistan, fosil yakıtları terk etmeye yönelik girişimde yer alan, ada ülkesi olmayan az sayıdaki ülkeden biri; Kolombiya ile birlikte bu konuda ciddi bir yönelim gösteriyor.

Ama iki konuşmadan özellikle not düşmek istiyorum: Bunlardan biri, María Susana Muhamad’ın konuşmasıydı. Kolombiya’nın eski çevre bakanı olarak son derece net ifadeler kullandı. Kapitalizmin bugün geldiği noktada, dünyayı tahrip eden ve bir yok oluşa doğru sürükleyen bir yola girdiğini söyledi. Sürekli finansmandan söz edildiğini ama asıl engelin finansal değil, siyasi güç ilişkileriyle ilgili olduğunu vurguladı. Bu dönüşümü gerçekleştirecek gücün aslında mevcut olduğunu ve burada ortaya konan kararlılığın “bulaşıcı” olacağını ifade etti.

Ayrıca, özellikle ABD’nin bu dönüşüme neden direnç gösterdiğine dair dikkat çekici bir analiz yaptı. İklim inkârcılığı, fosil yakıt yatırımları ve hatta savaş politikaları üzerinden küresel güneyin bağımlılığını sürdürmeye çalıştığını söyledi. Fosil yakıtlardan çıkışın, özellikle küresel güney ülkelerinin dolara —“petrodolar” sistemine— bağımlılığını azaltacağını, bunun da mevcut güç dengelerini sarsacağını belirtti.

Örneğin, bu ülkelerin fosil yakıt yatırımları için %10–12 faizle borçlanmak zorunda kaldığını, buna karşılık gelişmiş ülkelerin aynı finansmana %2–3 gibi düşük oranlarla erişebildiğini anlattı. Bu durumun bir kısır döngü yarattığını; enerji dönüşümünü finanse edebilmek için bile daha fazla fosil yakıt üretip ihraç etmek zorunda kalındığını söyledi. Yani sistemin, küresel güneyi ham madde tedarikçisi olarak sabitleyen bir yapıyı sürekli yeniden ürettiğini vurguladı.

Bu döngüyü kırmanın tek yolunun ise fosil yakıtlardan kesin ve kararlı bir şekilde uzaklaşmak olduğunu ifade etti.

Ö.M.: Çok önemli bir konuşmaymış hakikaten. Bana da şunu hatırlattı: Türkiye’de ilk iklim eylemlerine çıktığımızda “iklimi değil, sistemi değiştir” pankartları taşıyorduk. Bu kadar net aslında.

Ü.Ş.: Buradaki — şimdi biraz sonra bahsedeceğim — Halkların Zirvesi’nin 18 maddesi var galiba. Bu 18 maddelik metnin son maddesi, sistemi değiştirmekten bahsediyor.

Bir de Severn Cullis-Suzuki ile birlikte fosil yakıtların terk edilmesine yönelik “Non-Proliferation Treaty” girişiminin sözcülüğünü yürüten Kanadalı aktivist Tzeporah Berman var. Tzeporah Berman çok ilginç bir konuşma yaptı ama özellikle bir soruya verdiği cevabı aktarmak istiyorum; bence çok kritik bir yanıttı: İzleyicilerden Amerikalı yerli bir kadın, ekstraktivizmin ne kadar büyük bir sorun olduğundan söz ederek, temiz enerji dönüşümü için gereken madenlerin çıkarılması sürecinde de kendi topraklarının ellerinden alındığını anlattı. Biliyorsunuz, lityum, bakır gibi madenler yine çevreyi ve doğayı tahrip ediyor; insanların toprakları ellerinden gidiyor. Türkiye’de de pek çok madencilik örneğinde bunu yaşıyoruz. Berman da buna katılarak, “Evet, doğru söylüyorsunuz. Eğer bu madencilik yapılacaksa bile, bu ekstraktivist — yani ne pahasına olursa olsun büyümeyi önceleyen — mantıktan çıkmamız gerekiyor,” dedi. Ama burada çok önemli bir noktaya dikkat çekti: Fosil yakıtlara bağımlı bir sistemle, enerji dönüşümü için gereken madenciliği birbirine eşitlemenin son derece tehlikeli olduğunu vurguladı.

Verdiği rakamı sonradan ben de kontrol ettim; bana da çok yüksek gelmişti ama kaynağını doğruladım. Fosil yakıtların çıkarılması, diğer madencilik faaliyetlerinden — yani bakır, lityum gibi madenlerden — 535 kat daha büyük. Hem çıkarılan miktar, hem de tahrip edilen alan açısından.

Ö.M.: 535 katı ha? Vay canına!

Ü.Ş.: Evet, 535 katı dedi. Hatta bu rakamı tam teyit edemediğini ama çıkarılan fosil yakıtların önemli bir bölümünün—belki %50’ye yakınının—zaten fosil yakıtların çıkarılması ve taşınması için kullanıldığını söyledi. Yani çıkarılan fosil yakıtların büyük kısmı doğrudan yakılmıyor ya da sanayide kullanılmıyor. Hatta bazı yerlerde bunun en az dörtte biri olduğuna dair veriler de var yani en az dörtte biri, çıkarma sürecine enerji sağlamak ya da gemilerle taşımak için kullanılıyor.

Şu bilgi de çok çarpıcıydı; ben de sonradan teyit ettim: Dünyadaki deniz taşımacılığının %40 ile %50’si yalnızca fosil yakıt taşımak için yapılıyor. Yani tankerler vb. Ve bu tankerler de fosil yakıt kullanıyor yani petrol yakıyor. Dolayısıyla bu döngüyü kırmanın tek yolu fosil yakıtları tamamen bırakmaktır, dedi. Berman’ın konuşması bu açıdan son derece kritikti.

Ö.M.: Evet, son derece ilginç. Gerçekten verilen rakamlar ve yapılan konuşmalar, oldukça radikal bir değişimin eşiğinde olduğumuzu da gösteriyor. Böyle söyleyebiliriz, değil mi?

Ü.Ş.: Evet, kesinlikle. Zaten dediğim gibi elimizde üç bildiri var: Biri akademik bildiri; biri Halkların Zirvesi’ne ait ve diğeri de devletlerin bildirisi. Devletlerin bildirisinin nihai hali henüz tam olarak belli değil. Ya bu metni imzaya açacaklar ya da farklı bir süreç işleyecekler; bu da şu an net değil. Ancak elimizde 19 hükümet tarafından hazırlanmış, 11 sayfalık bir sentez metni var.

Bu sentezde, fosil yakıtlardan uzaklaşmanın artık yalnızca bir iklim hedefi olmadığı; çok daha geniş bir ekonomik dönüşüm ve enerji güvenliği meselesine dönüştüğü daha girişte vurgulanıyor. Bunun için de koordineli planlama, sürekli yatırım, altyapının dönüştürülmesi, uluslararası işbirliği ve güçlü bir toplumsal meşruiyet gerektiği ifade ediliyor. Bu meşruiyetin inşası açısından da bu konferansın önemli bir dönüm noktası olduğu belirtiliyor.

Metin üç ana başlık altında ilerliyor:

  • Birincisi, fosil yakıtlara dayalı ekonomik bağımlılığın azaltılması.
  • İkincisi, arz ve talep sisteminin dönüştürülmesi; yani fosil yakıtların çıkarılması ve tüketimine dayalı yapının reforme edilmesi.
  • Üçüncüsü ise uluslararası işbirliğinin ve iklim diplomasisinin güçlendirilmesi.

Zaten akademik konferans da bu üç başlık etrafında yürütülmüştü. Diğer bileşenlerde de benzer çerçeveler var. Bu başlıklar altında çeşitli sentezler ve öneriler sunuluyor; ayrıntılarını belki daha sonra ayrıca konuşuruz.

Ö.M.: Evet, metinler etraflıca yayımlansın da daha net bir şekilde üzerine konuşma fırsatı buluruz. Yalnız Açık Yeşil’de değil, belki diğer programlarımızda da — Açık Gazete başta olmak üzere — çeşitli yayınlarda ayrıntılı biçimde ele alma imkânı olur diye umuyorum.

Ü.Ş.: Evet, şimdi biraz da yürüyüşten bahsedeyim isterseniz. Yürüyüş Pazartesi öğleden sonra burada yapıldı. Oldukça canlı ve hareketliydi ama çok kalabalık değildi; ne kadar olduğunu tam bilmiyorum, 200–300 kişi olabilir, belki biraz daha fazla katılımcı vardı. Yaklaşık bir saat sürdü ve şehrin içinden geçerek ilerledik.

İsterseniz ortamın havasını biraz hissetmek için orada kaydettiğim kısa seslerden birini dinleyelim.

Ö.M.: Lütfen, girelim ona. Evet, yerli müziği eşliğinde son derece etkileyici bir atmosfer.

Ü.Ş.: Evet, bütün yürüyüş ve miting boyunca bu müzik eşliğinde sloganlarla yüründü. Anladığım kadarıyla bu, Sierra Nevada yerlilerinin müziğiydi. Gerçekten oldukça canlı bir atmosfer vardı.

Bu aslında bir gün öncesine, hatta daha öncesine dayanıyor. Online toplantılarla başlayan, Cuma ve Cumartesi günleri küçük gruplar hâlinde devam eden Halkların Zirvesi, Pazar günü büyük bir kapanış toplantısıyla sonlandı. O kapanışta farklı gruplar—yerliler, köylüler, gençler vb.—kendi sonuç bildirilerini okudular. Bunların sentezi olan bir deklarasyon da şu anda elimizde.

Özellikle güçlü bir ittifak vurgusu yapıldı; farklı hareketlerin bir araya gelmesinin önemi öne çıkarıldı. Fosil yakıtların sömürgecilik, savaş ve soykırımla iç içe geçmiş olduğu; dolayısıyla fosil yakıtlardan kurtulmadan barışın da eşitliğin de mümkün olmayacağı vurgulandı. Feminist grupların bildirilerinde ise feminist bir adalet perspektifi öne çıktı. Toprağın “ekstraktivizm” (hafriyatçılık) yoluyla tahrip edilmesiyle, emeğin ve bedenlerin sömürüsünün aynı anda gerçekleştiği; fosil yakıtlara dayalı sistemin maliyetlerinin özellikle kadınlara yüklendiği ifade edildi.

Bu çerçevede sıkça tekrar edilen bir vurgu da şuydu: Bu kazıp çıkarma yani hafriyat sisteminin bir “bakım sistemine” (system of care) dönüştürülmesi gerekiyor.

Halkların Zirvesi’nde üç temel talep önceliklendirildi: Birincisi, borçların iptali. Küresel güney ülkelerinin borçlarının silinmesi ve kredi sisteminin reforme edilmesi gerektiği vurgulandı. Uluslararası çok taraflı bankacılık sisteminin borç verenler tarafından yönetilmesinin ciddi sorunlar yarattığı; bunun dönüştürülmesi gerektiği ifade edildi. Ayrıca iklim finansmanının ülkeleri daha fazla borçlandırmasının önüne geçilmesi gerektiği, “borç değil, tazminat istiyoruz” yaklaşımı özellikle dile getirildi.

Ö.M.: Evet, tazminat talep ediliyor.

Ü.Ş.: Evet, ikinci talep aslında bütün iklim suçlarının tazminiyle ilgili. Bugüne kadar iklimi değiştiren zengin ülkelerin, bugün bu krizin faturasını ödeyen ülkelere tazminat ödemesi gerektiği vurgulanıyor yani iklim finansmanının bu yönde dönüştürülmesi talep ediliyor.

İkinci olarak, fosil yakıtlarla ilgili yeni ve uluslararası, bağlayıcı bir anlaşma yapılması talebi var. Yani mevcut iklim anlaşmalarının ötesine geçen, doğrudan fosil yakıtlardan uzaklaşmayı hedefleyen bir anlaşma.

Üçüncü olarak ise ulusal düzeyde fosil yakıtlardan çıkış planlarının hazırlanması öne çıkıyor. 2030, 2035 ve 2050 gibi hedef yıllarla, nihayetinde 2050’de tamamen fosil yakıtlardan arındırılmış bir dünya ekonomisine ulaşılması hedefleniyor.

Ö.M.: Evet, son derece etkileyici; radikal değil belki ama çok farklı. Şimdiye kadar alıştırıldıklarımızdan oldukça farklı bir toplantı olduğu muhakkak.

Ü.Ş.: Evet yani yeni bir süreç başlıyor.

Ö.M.: Yeni bir süreç başlıyor; yepyeni.

Ü.Ş.: Bu söylenebilir. Akademik konferansta da — benim de katıldığım akademik konferansta — 18 ayrı çalışma grubu vardı; iki gün boyunca paralel şekilde çalıştılar ve ardından 12 ayrı metin yayımlandı. Sonrasında bu 12 metnin sentezi olan iki sayfalık bir özet de paylaşıldı. Orada oldukça detaylı içerikler var. Fosil yakıtlardan uzaklaşmanın önündeki engellerin nasıl aşılacağına dair çok kapsamlı öneriler sunuluyor.

Bunun şöyle bir faydası olacak: Bu metinlerin elimizde olması ve zamanla geliştirilecek olması önemli çünkü bu konferans tek seferlik olmayacak; bundan sonra her yıl devam edecek. Gelecek yıl Tuvalu’da yapılacağı söyleniyor ancak kesinleşip kesinleşmediğini bilmiyorum ya da bir kısmının İrlanda’da yapılabileceği konuşuluyor; belki iki ülke paylaşacak. Çünkü bu kadar insanın Tuvalu’ya gitmesi pratik olmayabilir. İrlanda’nın da sürecin bir parçası olabileceğini duydum. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda bu süreç daha fazla ülkenin katılımıyla, daha kapsamlı çalışmalarla devam edecek ve bu engellerin nasıl aşılacağı daha net ortaya konacak.

Örneğin, bir konuşmada şu dikkat çekici yaklaşım dile getirildi: Fosil yakıt ticaretine uyuşturucu ticareti muamelesi yapılması gerektiği söyleniyor. Yani fosil yakıtlar öldürücü etkiler yaratan bir unsur olduğu için, herhangi bir mal gibi serbest ticarete tabi tutulamaz. Bu nedenle tamamen farklı bir tedarik sistemi kurulması, ek vergiler getirilmesi ve bu ticaretin sıkı biçimde denetlenmesi gerektiği ifade ediliyor. Bu yaklaşım akademik metinlerde ve bildirinin içinde de yer alıyor.

Onun dışında “Muz cumhuriyetleri” yerine “fosil yakıt cumhuriyetleri” ifadesi de kullanıldı yani fosil yakıtlar aslında bir tür silah.

Ö.M.: Evet.

Ü.Ş.: İran’da da şu anda görüyoruz; İran’a ve Lübnan’a yönelik saldırılarda da bunu görüyoruz. Aslında Venezuela’ya olan müdahale de çok konuşuldu mesela Halkların Zirvesi’nde. Yani bunların tamamı fosil yakıtlar üzerinden ilerliyor.

Biz fosil yakıtları herhangi bir normal, iyi bir şey olarak görmemeliyiz. Aslında şöyle bir zihniyet değişiminin önünü açıyor olabiliriz: Fosil yakıtlar herhangi bir meta ya da mal değil; bunun artık bir suç olarak ya da terk edilmesi, ortadan kaldırılması gereken bir unsur olarak görülmesi gerekiyor. Dolayısıyla zihniyetin bütünüyle değiştirilmesi gerekiyor. Bu konferans herhalde bunun bir adımı olacak.

Ö.M.: Evet, bu kadar bir özetle Ümitciğim, çok teşekkür ederiz.

Ü.Ş.: Ben teşekkür ediyorum.

Ö.M.: Haftaya üzerinde epey konuşma fırsatı bulacağız.

Ü.Ş.: Haftaya İstanbul'da görüşürüz artık.

Ö.M.: Hoşçakal, çok teşekkürler.

Ü.Ş.: Görüşmek üzere, hoşçakalın.