Brezilya’nın eski Uluslararası İlişkiler Bakanı Tatiana Rosito’nun açıklamasına göre, Brezilya hükümeti, Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva’nın mevcut dört yıllık görev süresi boyunca 48,4 milyar dolardan fazla sürdürülebilir yatırımı harekete geçirmeyi hedefliyor ve 2026 yılı, halihazırda devam eden girişimlerin pekiştirilmesine odaklanacak. Temmuz ayından itibaren Dünya Bankası’nın Çin, Kore ve Moğolistan direktörü görevini üstlenecek olan Rosito, Brezilya’nın G20, BRICS ve COP30’daki liderliği sırasında geniş kapsamlı bir finansal araçlar dizisi oluşturduğunu belirtti.
Seragazları gezegeni ısıtmaya devam ediyor. Geçmişte “normal” kabul edilen sıcaklık değerleri de değişiyor. Uzmanlar, bu yılın ilerleyen dönemlerinde El Niño’nun yeniden oluşabileceği uyarısında bulunurken, küresel sıcaklıkların yeni rekor seviyelere ulaşabileceği endişesi artıyor. ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’ne (NOAA) göre, temmuz-eylül döneminde ve sonrasında El Niño gelişme olasılığı %50 ila 60 arasında. Şubat-nisan döneminde ise La Niña’dan nötr koşullara geçiş ihtimali %60 olarak hesaplanıyor. Meteorologlara göre tipik bir El Niño olayı, küresel ortalama sıcaklığı geçici olarak 0,1 ila 0,2°C artırabilir. Bu artış, insan kaynaklı iklim değişikliğinin sanayi öncesi döneme kıyasla küresel yüzey sıcaklıklarını yaklaşık 1,3 ila 1,5°C yükseltmesinin üstüne biniyor ve daha da arttırıyor. Böyle olunca seragazlarının gezegeni ısıtmaya devam etmesiyle “normal” kabul edilen sıcaklık değerleri de değişiyor. NOAA, geçen aydan itibaren yeni bir endeks kullanmaya başladı.
Birleşik Krallık’ın gelişmekte olan ülkelerde doğayı ve iklimi korumaya yönelik programları, bakanların verdikleri sözlere rağmen ağır bütçe kesintilerine maruz kalıyor. Guardian’ın edindiği bilgilere göre, söz konusu kesintiler, hükümetin iklim finansmanı konusundaki uluslararası yükümlülüklerini yerine getirdiği yönündeki iddialarıyla çelişiyor ve uzmanların “şeffaflıktan uzak” diye eleştirdiği bir sistemin arkasına gizleniyor. Hâlihazırda Afrika ve Asya’daki hayati ekosistemlerde doğayı korumayı amaçlayan bazı programlar fiilen rafa kaldırılmış, diğer bazı projelerin de kapsamı daraltılarak, etkileri zayıflatılmış durumda. Bilgi Edinme Özgürlüğü Yasası kapsamında yapılan veri talepleri, uluslararası iklim finansmanından sorumlu bakanlıklarda harcamaların keskin biçimde azaltıldığını ortaya koydu. Bu programların yüz milyonlarca sterlin değerinde olması gerekiyordu, ancak büyük ölçüde azaltılmaları, bazı durumlarda bütçelerinin yarıdan fazlasının kesilmesi muhtemel görünüyor. Kesintilerin tam boyutunu ölçmek zor, çünkü hükümetin uluslararası iklim finansmanı harcamalarını muhasebeleştiren şeffaf bir sistemi bulunmuyor.
İklim alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşundan oluşan İklim Ağı, düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin COP31 ev sahipliği ve başkanlığına ilişkin değerlendirmelerini ve önerilerini kamuoyuyla paylaştı. Postane Sosyal Girişimi’nde gerçekleştirilen basın toplantısında konuşan İklim Ağı temsilcileri, COP31’e ev sahipliği ve başkanlık yapacak Türkiye’nin değişimi evinden başlatması gerektiğine dikkat çekerek emisyon azaltımının en kritik adımı olarak Türkiye’nin adil bir enerji geçişi kapsamında “kömürü zirvede bırakan” bir liderlik ortaya koyması gerektiğini vurguladı. Yani kömür kullanımı hızla düşüren. Ayrıca temsilciler, Türkiye’den katılımcı ve demokratik bir iklim yönetişimini esas alan, iklim adaletini merkeze koyan, fosil yakıtlardan çıkışta net bir siyasi irade sergileyen ve tüm süreci katılımcılık, şeffaflık ve hesap verebilirlik temelinde yürüten bir liderlik anlayışı talep ettiklerini dile getirdi.
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), TBMM gündeminde bulunan Millî Parklar Kanunu değişiklik teklifine tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, düzenlemenin koruma alanlarını "gelir kapısı" haline getireceği ve sermayeye teslim edeceği vurgulandı. TMMOB Yönetim Kurulu, 3 Mart 2026 tarihinde yaptığı basın açıklamasıyla Millî Parklar Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik öngören yasa teklifine karşı uyarıda bulundu. "Millî Parklar Kamusal Varlıktır, Sermayeye Teslim Edilemez" başlığıyla yayımlanan metinde, düzenlemenin doğa koruma alanları üzerinde geri dönülemez tahribatlar yaratacağı savunuldu. Açıklamada, Türkiye’deki millî parkların ülke yüzölçümünün sadece yüzde 1’ine tekabül ettiği hatırlatıldı. Uluslararası standartlarda bu oranın yüzde 20’lerin üzerine çıktığı belirtilirken sınırlı olan bu alanların genişletilmesi yerine "kullanım ve işletme" odaklı bir anlayışla yapılandırılmasının kamu yararına aykırı olduğu ifade edildi. Önce Milli Park Alanlarını genişletmemiz gerekiyor. Buradaki kullanım ise doğaya zarar vermeyen ve parkın değerlerini anlatmaya yönelik olmalı.
Birgün’den Aycan Karadağ’ın haberine göre, İzmir’in Tire ve Torbalı ilçelerinde yapılması planlanan kalker ocağı projesi, çevresel etkiler ve yasal engeller nedeniyle iptal edildi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından başlatılan çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) süreci, İzmir Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nün, zeytinlik alanları koruma amacı güden yasal düzenlemelere aykırı olduğu gerekçesiyle verdiği olumsuz görüşle sonlandırıldı. İzmir Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, projeye itiraz ederek, Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun'a dayalı olarak, zeytinlik sahaları ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede kimyasal atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesislerin kurulamayacağı yönünde bir görüş bildirdi.


