"'Zaten bizimdi, Danimarka’ya verdik’ diyen fütursuz bir adam var karşımızda"

Ekonomi Politik
-
Aa
+
a
a
a

Ekonomi Politik’te Ali Bilge, Davos’tan Grönland’a uzanan ilhak tartışmalarını; NATO’nun sessizliğini, büyük güçlerin pazarlıklarını ve yerli halkların 75 yıldır süren görünmezliğini tarihsel ve politik boyutlarıyla ele alıyor.

""
Ekonomi Politik: 26 Ocak 2026
 

Ekonomi Politik: 26 Ocak 2026

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Ali Bey, merhabalar!

Ali Bilge: Merhaba Ömer Bey, merhaba Özdeş!

Özdeş Özbay: Merhabalar!

A.B.: Herkese günaydın ve iyi haftalar!

Ö.M.: Gündemimizde çok sayıda haber var ama hangi birine değineceğiz? Siz nasıl bir program düşündünüz?

A.B.: Grönland üzerine konuşalım isterseniz; Davos zirvesinde Grönland önemli başlıklardan biriydi. Davos’ta Donald Trump, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ile oluşturdukları anlaşma çerçevesinden bahsetti. Adada yaşayan insanlara 1’er milyon dolar vereceklerini söyledi, çerçeve anlaşmanın NATO Genel Sekreteri ile yapıldığını belirtti.

Ö.Ö.: 1 milyon dolara çıktı mı? En son 100 bin dolardan bahsediliyordu.

A.B.: En son 1 milyon dolar verileceği açıklandı.

Ö.Ö.: Kişi başı mı bu?

A.B.: Evet ve hatta Putin, “Onun parası var öder,” demiş.

Ö.Ö.: Putin, ‘Alaska’yı biz şu kadar şey yapmıştık, Grönland da bu kadardır’ diye böyle bir hesap yapmış zaten.

A.B.: Alaska’yı çok ucuza sattılar, ona da değineceğim. Danimarka, “Bu anlaşmadan haberim yok,” diyor. Bir diğer önemli husus da şu: NATO’ya üye 35 ülke var bildiğim kadarıyla, NATO’nun kuruluşundan itibaren kararlar genel sekreter ile bir ülke devlet başkanının görüşmesiyle değil, üye ülkelerinin katılımıyla ve oy birliğiyle alınır. NATO’nun sefaletini bu olayda da görüyoruz.

Zaten Avrupalı liderlerin her biri ayrı telden çalıyor. NATO Genel Sekreteri ile ABD Başkanı hiç bir organa danışmadan, konuşmadan bu kararı alabiliyorlar! Elbette NATO’daki en büyük güç ABD ancak Trump artık hiçbir kurul, kural tanımıyor. Anlaşmanın içeriğine NATO’ya üye ülkelerin ne bir katkısı var, ne de toprağına el konulan Danimarka’nın. Sonuçta II. Dünya Savaşı sonrası Danimarka’ya verilmiş bu topraklar ve onlar da ‘Haberimiz yok’ diyor.

Davos’ta bu duruma en esaslı tepkiyi Kanada Başbakanı koydu. Kanada Başbakanı’nın konuşması; İngiltere, Fransa ve Almanya gibi Avrupa merkez siyasetçilerinin ikircikli, korkak tavırlarına ve aynı zamanda milliyetçi, ırkçı partilerin sessiz siyasetçilerine karşı çok açık bir tavırdı. Kanada Başbakanı’nın konuşması ciddi bir analizdi, dünyanın girdiği yeni sürecin anlaşılmasına katkıydı. Sonuçta Trump, “Biz bu buz parçasını istiyoruz,” diyor. Avrupa’nın, özellikle de büyük ülkelerin ikircikli, cılız, zayıf tepkileri bir teslimiyeti ifade ediyor.

Grönland’ın ilhak etme meselesi ile Alaska’nın satışı meselesi arasında bir analoji kurmak mümkün. 1867 yılında Rusya, kendi toprağı olan Alaska’yı 7.2 milyon dolara ABD’ye satıyor. Metrekaresi 2 cente yakın, çok ucuz...

Satışın nedeni 1853-56’daki Kırım harbi. Rusya, Osmanlı, İngiliz ve Fransızlar’a karşı savaşmış, oldukça da güçsüzleşmişti. Çar ve hükümeti Alaska’yı koruma garantisinin kalmadığını, zayıfladığını görüyorlar, İngilizlerin burayı işgal etmesini de istemiyorlar. O devirde Rusya - ABD ilişkileri de çok iyi. ‘Alaska’yı ABD’ye satalım, en azından para da almış oluruz yoksa İngilizler burayı işgal edecek’ endişesiyle ABD’ye satıyorlar. Hatta Rusya’nın Amerika büyükelçisi bu pazarlıkta aktif rol alıyor.

Kırım harbinden 170 yıl sonra Kırım - Ukrayna merkezli yeni bir savaş hala sürüyor ve de Grönland’da ABD’ye satılmak isteniyor. Trump’ın hamlesine Rusya ve Çin tepki göstermesine karşın, topu öncelikle Avrupa’nın üzerine atmış gözüküyorlar. Geçen haftalarda da bahsettim; Çin’e Tayvan’ı kendi toprağı görüyor, karşılığında ABD’ye Grönland’a sanki meşruiyet kazandırıyor. Rusya’da Ukrayna işgali ve Kırım ilhakı karşılığında Grönland’a sanki meşruiyet kazandırıyor.

Meseleye üç konu üzerinden bakmakta fayda var. Avrupa’nın, Çin’in ve Rusya’nın tavrını daha derinlemesine incelememiz mümkün ama asıl dikkat çekmek istediğim şu: Burada yaşayan halka hiç sorulmuyor, hiçbir şey sorulmayan bir halk bu buz kütlesinde bu coğrafyada yaşıyor, Grönland’da yaşayan insanlar yok sayılıyor.

Ö.Ö.: Satın alınacak olanlar ama.

A.B.: Tabii onlar 1’er milyon alacak. Burada yaşayan halka ilişkin dinleyiciler için ufak bir araştırma yaptım. Grönland, kutup bölgesinde yaşayan halka Eskimolar/Inuitler deniyor, hali hazırda 56 bin nüfusları bulunuyor. Bu halkın, sizin ve dinleyicilerimizin ilgisini çekebilecek dramatik bir tarihi var.

II. Dünya Savaşı sonrasında ABD, dünyanın pek çok bölgesinde üsler kurmaya başladı. 1951 yılı önemli - Türkiye’de İncirlik üssünün kurulmaya başlama yılı da 1951’dir. Yıllar önce İncirlik üssü üzerine Ekonomi Politik’te bir program yapmıştım. Türkiye, NATO’ya girmeden önce Adana’da üssün kurulacağı sahada arazi istimlaklarının yapıldığını öğrenmiştim. Üslere ilişkin anlaşmalar yapılmadan ve Türkiye NATO’ya henüz kabul edilmeden önce araziler kamulaştırılıyor!

Benzer bir durum aynı yıllarda Grönland’da da yaşanıyor. 1951 yılında kutup bölgesinde araştırma yapmak üzere adada bulunan, yerel halkla beraber aylarca birlikte yaşayan, köpeklerin çektiği kızaklarla sürekli bölgeyi dolaşan genç araştırmacı, coğrafyacı, antropolog İskoç ve Fransız asıllı Jean Malauriein şahit olduklarını aktarmak istiyorum.

Fransız Ulusal Bilimler Araştırma Merkezi’nin görevlendirmesi ile bölgede harita çalışması yaparken, araştırmanın da sonuna yaklaşmışken, mevsimin yumuşamaya başladığı günlerden birinde ‘Thule’ bölgesinin yakınlarından kızaklarla geçerken bir anda büyük bir sarı toz bulutu ile karşılaşırlar. Jean Malaurie ve Eskimo arkadaşları, sarı bulutun yükseldiği alana gittiklerinde bir şehrin ve askeri üssün kurulması için devasa bir inşaat faaliyetinin başladığına tanık olurlar.

Koya 120 gemi demir atmış, 12 bin kişi konuşlandırılmış vaziyettedir. Üs inşaatı kazılarına başlanmış, buzun altındaki toprak kazılıyor, yükselen sarı bulut da bu nedenle! Danimarka ile bir savunma anlaşması imzalanmadan önce Mavi Kuş adı verilen, dünyadan gizli operasyonun başladığını tıpkı İncirlik’te olduğu gibi sonradan öğreniyoruz. ABD, üs kurma kararını 1950'de almış.

Jean Malaurie, tanık olduklarını daha sonra kitaplaştırıyor. Kuzey Kutup Dairesi'nin 1200 kilometreden ileride gizlilikle inşa edilen bu üs, ABD toprakları dışında inşa edilmiş en büyük askeri üslerden biri oluyor. Grönland'ın o zamanki nüfusu 23 binmiş.

Donmuş topraklar üzerinde yapılan askeri üs, 104 günde tamamlanıyor. Nükleer savaş başlığı taşıyan dev B-36 bombardıman uçaklarına ev sahipliği yapabilen devasa teknolojik bir şehir ortaya çıkıyor. ABD, kutup yolu üzerinde olası bir Sovyet nükleer saldırısından çekindiği için bu üssü inşa ediyor. Üssün yapıldığı Thule, kutup yolu üzerinde, Washington ve Moskova arasında, tam yarısında bulunmaktaymış.

Donmuş topraklarda nükleer savaş başlığı taşıyan bombardıman uçaklarına hangarlar kuruluyor, teknolojik bir şehir inşa ediliyor. Adanın ilhakı ve yaşayan halkın, Inuitlerin, Eskimoların dramı bu şekilde başlıyor. Bugün yaşadıklarımızın başlangıcı, 75 yıl önceye dayanıyor. Ne 75 yıl önce, ne de bugün burada yaşayan yerli halka hiçbir şey sorulmuyor, halkın haberi olmadan bu işler yapılıyor.

Operasyon durmuyor, devam ediyor, daha sonra havaalanı yapmak için bölge halkı yaşadıkları topraklarından sürülüyor. 75 yıl önce burada yaşayan halk, tamamen kendi ihtiyaçları için avcılıkla geçinen bir halk ve bu insanlar kilometrelerce öteye sürgün ediliyor. Doğayla, kendi işleriyle, hayatlarıyla olan yaşam bağları kopmuş oluyor, halkın kökleriyle olan bağları koparılıyor. Yeni yerleşim yerlerinde betonlaşma furyası başlıyor, bugün de devam ediyor.

23 bin olan nüfusları bugün 56 bine çıkmış durumda. İktisadi ve kültürel geleneksel bağlarından, yaşam bağlarından, köklerinden koparılan bir halk haline geliyorlar. Avcılık devam ediyor ama nüfusun artık büyük bölümü endüstrileşmiş avcılık yapıyor, bugün uydulara ve teknolojiyle dayanan endüstriyel bir avcılık var. Nüfusun büyük bir bölümü beton binalarda, başkent Nuuk’ta yaşıyor. İleri teknolojiye dayanan aletler ve tüfeklerle avcılık yapılıyor. Basit aletlere dayalı ve sadece ihtiyaç için yapılan avcılık terk ediliyor. Köpeklerinin çektiği kızaklar kalkıyor, kar motosikletine geçiliyor, GPS’ler vs. kullanılıyor, geleneksel kimliklerinden tamamen uzaklaşıyorlar.

Bölgenin değişimi sonucunda yöre halkının hayatı da değişiyor; dünyanın en yüksek intihar oranlarına sahip bir bölge haline dönüşüyor. 75 yılda intihar, alkolizm, şiddet gelişiyor ve bir çöküş yaşanıyor. Ancak dram bitmiyor!

Biraz sonra anlatacaklarımı hiç bilmiyordum, siz iklim tarihine benden yakınsınız, belki biliyor olabilirsiniz; 1968 yılına geliyoruz, 60’lı yıllar, soğuk savaşın en sert zamanı, ay yarışı var, uzay yarışı var. Burası bir nükleer alarm üssü, nükleer silahlar ve uçaklar var. 21 Ocak 1968 günü üsten havalanan bir B52 - bu uçakları geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz Hasan Ersel’den çok dinlemiştim - bombardıman uçağı üstten 10 km uzaklıktaki deniz buzuna çarpıyor. Uçakta dört adet termo nükleer bomba bulunuyor, nükleer reaksiyonu başlatacak şeyler bunlar. Çarpma sonunda bu uçak infilak ediyor, kaza nükleer bir patlamaya/reaksiyona dönüşmüyor ancak bombanın içindeki plütonyumlar, uranyumlar diğer nadir elementler adaya yayılıyor. Bu kaza da gizli tutuluyor. Washington ve Kopenhag, alarmdalar ama bir şeyler yapmak için baharı bekliyorlar, bahar geldiğinde ne yaptıklarını bilmeyen, niçin geldiklerini bilmeyen bin 500 işçi buzu kazımak üzere, buzun üstündeki karı toplamak üzere bölgeye seferber ediliyor.

Düşündüm; o yıllar Türkiye’den büyük çaplı işçi göçünün olduğu yıllar. Kürt, Türk, Türkiye’den giden göçmen işçiler de bunların arasında olabilir, muhtemeldir, Avrupa’ya işçi göçünün, gurbetçi gidişinin zirve olduğu yıllardır.

Kar kazımaya giden bu insanlar hiçbir şeyden habersiz çalıştırılıyorlar, bölgeyi uranyumdan, plütonyumdan kazıma-temizleme çalışması yapılıyor. Sonraki yıllarda burada çalışan insanlar durumu öğreniyorlar, davalar açılıyor, 2019’a kadar süren tazminat davaları oluyor ama karşılığını doğru dürüst alan olmuyor. Patlamanın bölgede yaşayan nüfus üzerindeki etkileri konusunda da hiçbir çalışma yapılmıyor. Danimarka ve ABD hükümetleri bu suça ortak oluyorlar. Bu üs çok önemli bir üs ve daha sonra uzay kuvvetleri komutanlığına entegre ediliyor. Soğuk savaşın sonrasında da son derece aktif bir merkez oluyor.

Bu bilgileri Jean Malaurie, Thule'nin Son Kralları (1953) adlı eserinden öğreniyoruz. Malaurie, yerli halkların Batı’nın hiçbir zaman umurunda olmadığını, “Inuitlerin varlığı, foklar veya kelebekler gibi önemsizdi,” diyor. Malaurie, bilim insanı, arktik uzmanı, antropolog, coğrafyacı, ömrünü bu işlerle geçirmiş bir kişi. Kendisi 2024’te 102 yaşında vefat ediyor.

Yerli halkların yaşadıklarını dünyaya duyuran bir kişi, bizzat o gün, o an, keşifteyken, haritalama işi yaparken, eskimo dostlarıyla birlikteyken gözleriyle şahit oldukları bir durumu dünyaya anlatıyor. 75 yılın başlangıcı böyle, Grönland’ı ilhak etme 1951’de başlayan bir durum.

Patlamada ortalığa saçılan sonradan işçilerin kazdığı, temizlemeye çalıştığı elementlerin pek çoğu bugün artık nadir elementler olarak anılıyor, nadir elementler dünyasına girmiş oluyoruz.

Trump Amerika’sı nadir elementler nedeniyle Grönland’ın Amerikan eyaleti haline dönüştürme çabalarına girmiş bulunuyor. Avrupa Birliği’nin zayıf hali, Çin ve Rusya’nın da Ukrayna ve Tayvan nedeniyle az tepkiselliği, ‘Kırım/Ukrayna Rusya’nın, Tayvan da Çin’indir’ politikasını destekleyen bir Grönland menüsünü Trump gezegene sunuyor. Yerel halka, Grönland halkına 75 yıldırgörüşü sorulmuyor, onlar alınır/satılır köleler gibi..

Konuya ilişkin toplayabildiğim genel başlıklar ve bilgiler böyle.

Ö.M.: Son derece önemli ve gizlenmiş bilgiler bunlar.

A.B.: Jean Malaurie ‘in kitabının Türkçesini bulamadım, galiba çevrilmemiş. Başka dillerde ve Fransızca çok değerli üretimler yapan bir kişi, bu bilgileri ona borçluyuz, yaşadığı tesadüflere borçluyuz. 1951’de genç bir araştırmacının, daha 30’unda bile değil, üs faaliyetine tanıklık etmesiyle başlayan Grönland tarihi böyle.

Ö.M.: Bunun günümüze olan uygulamasıyla ilgili olarak çok tuhaf da diyemeyeceğim, alıştık çünkü Beyaz Saray’dan 23 Ocak’ta bir görsel paylaşıldı; Trump ile penguen el ele Grönland’a gidiyorlar. Alay konusu olmuş, sosyal medya kullanıcıları da bu fotoğrafla dalga geçmişler ‘pengueni kucakla’ yazıyor, elinde Amerikan bayrağı, Grönland bayraklı yere doğru yürüyorlar. Paylaşımda ayrıca ‘Pengueni kucakla’ yazıyor. Tabii dalga geçilen konu, penguenler Kuzey Kutbu’nda yaşamıyor bilindiği gibi, Güney Kutbu başta olmak üzere Güney Afrika, Avustralya ve Yeni Zelanda’da yaşıyorlar. Bundan çok çok daha ilginç olan bir nokta var; penguen coin diye ‘penguen bitcoin’ gibi bir şey var, bir penguen ve ABD başkanı Donald Trump’ın Beyaz Saray paylaşımının ardından %564 değer kazanmış. Ekonomi Politik olarak buna ne diyorsunuz?

A.B.: Bizde geçen sene yapılan gösterilerde de yok muydu? Neydi o? Antalya’da vardı sanki ve o bir penguen değil miydi?

Ö.Ö.: Gezi’den sonra penguen belgesellerini göstermişlerdi.

A.B.: Yok, ondan sonra CHP mitinglerinde de görmüştük, panda mıydı? Unuttum.

Ö.M.: Bu da çok ilginç; Trading View denen mecradaki haberde paylaşımın kripto para 'penguen bitcoin’e %564 değer kazandırdığı yani penguen paylaşımından önce 387 bin dolarlık piyasa değeriyle işlem görüyormuş, paylaşımdan sonra ise 24 saat içinde 244 milyon dolarlık işlem elde etmiş.

A.B.: Ömer Bey; ekonomi, bilimi, insanı merkeze koyarak başlıyor değil mi?

Ö.M.: Artık değil, artık penguenler de var!

A.B.: Penguen de piyasanın bir unsuru artık. Trump, Eskimolara, ‘Kişi başına 1 milyon dolar veririm ve eyaletim olursun’ diyor. Kıtalar, adalar ve inanlar alınıp satılır hale gelmiş durumda. Rusya’da Alaska’nın satışından çok pişman olanlar var ve hatta “Satmadık, kiraya verdik, geri alalım” diyenler de var. 158 yıl sonra dünyanın gözüne baka baka, ‘Adam başı 1 milyon dolar veririm, orası benim!’ diyor, Zaten bizimdi, Danimarka’ya verdik’ diyen fütursuz bir adam var karşımızda.

Ö.M.: Mücadele de başlamış Ali Bey, onun haberini de verelim, T24’te vardı. Mesela Almanya’da başlamış, 11 Haziran-19 Temmuz arasında ABD, Meksika ve Kanada’da düzenlenecek 2026 FIFA Dünya Kupası’nın boykot edilmesi tartışılıyor buna karşılık olarak.

Ö.Ö.: Koskoca Avrupa ülkeleri Grönland’ın ilhak edilmesine karşı futbol turnuvasına katılmama yaptırımı mı uyguluyorlarmış yanı?

Ö.M.: Aynen öyle!

Ö.Ö.: Çok güzel!

Ö.M.: Burada bir soru vardı, ‘Önce bazı maçları boykot etmeli, Kanada’yı da ilhak eder ise o zaman tüm maçı boykot etmek daha etkili olabilir’. Öyle değil mi sizce de?

A.B.: Tabii!

Ö.Ö.: Bence Venezuela’ya kadar beklesinler, hemen de köprüleri atmasınlar öyle futbola çıkmamayı falan.

A.B.: FIFA’ya üye olan ülke sayısı bildiğim kadarıyla Birleşmiş Milletler’e üye olanlardan fazla. FIFA çok büyük bir örgüt, çok büyük paralar, kazançlar var bu işte. Bu nedenle boykot işi yeniden ele alınır sanki. Halimiz pür, melalimiz böyle, ağlanacak vaziyetlerdeyiz. Bir hükümlü adamın, kongreye saldırmayı teşvik eden, tecavüzden sanık bir ABD başkanının karşısındayız. Adam kendi halkına silahla saldırmayı, göçmenlere saldırmayı onaylıyor ve teşvik ediyor - işte böyle bir dünyadayız ama konuşmaya devam edeceğiz.

Ö.M.: Çok teşekkür ederiz Ali Bey, görüşmek üzere.

A.B.: Kolay gelsin.

Ö.Ö.: Görüşmek üzere.

A.B.: Hoşçakalın!